Kuranı Kerim – Bakara Suresi Türkçe Meali

Medine’de inmiştir; 286 ayettir.

(Bu sûrenin 67-73 ayetlerinde İsrailoğulları’nın
bir inek boğazlaması kıssası anlatıldığından
sûreye Bakara (inek) adı verilmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1. Elif, Lâm, Mîm.
2. İşte o kitap (Kur’ân); onda bir kuşku
yoktur. O, takvalı olanlar için yol göstericidir.
3. Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru
kılarlar ve kendilerine verdiğimiz
rızklardan (Allah yolunda) harcarlar.
4. Ve onlar, sana indirilene, senden
önce indirilene inanırlar ve ahirete de
onlar yakin ederler (kesinkes inanırlar).
5. İşte onlar, Rablerinden olan bir hidayet
üzeredirler ve kurtuluşa erenler,
işte onlardır.

(Kur’ân-ı Kerim’in bazı sûrelerinin başında,
bu sûrede olduğu gibi, el-hurufu’l-mukattaa
denilen birtakım harfler bulunmaktadır. Bu
harfler de Kur’ân-ı Kerim’in bir parçasıdır.
Müfessirlerden birçoğuna göre bu harfler,
Yüce Allah ile Peygamber arasındaki birtakım
sırlardan ibarettir. Feyz-i Kaşanî, değerli
es-Safî adlı tefsirinde şöyle diyor: “Meani’l-
Ahbar kitabında, İmam Sadık’tan nakledilmiştir
ki: “Elif, Lâm, Mîm, Kur’ân’da dağınık
şekilde bulunan Allah’ın ism-i a’zamının
harflerinden birkaç harftir. Bu harfleri, ancak
Peygamber ve İmam bir araya getirip
birleştirir ve Allah’ı bu isimle çağırdığında
duaları kabul edilir.” Feyz-i Kaşanî şöyle
devam ediyor: “Bu da gösteriyor ki, bu harfler,
Allah Teala ile Peygamber arasındaki birtakım
sırlardan ibarettir…”)
***
(O, takvalı olanlar için yol göstericidir…” Buradaki
takva kavramından maksat, genel
anlamda kötülüklerden korunmak olabilir. Bu
anlamdaki takva insanın fıtratı, aklı ve öğrenebildiği
ilahî öğretiler çerçevesinde kötülüklerden
uzak durmasına denir. Sadece bu tür
takvaya sahip kişiler hidayete layıktırlar. Bu anlamdaki
takva Müslümanlara mahsus değildir;
Müslüman olmayanlar da böyle bir takvaya
sahip olabilirler.)
***
(“Onlar, gayba inanırlar…” His ve duyu ile değil,
delil ve belirtilerle bilinen gerçeklere gayb
denir. Gayba iman; Allah’a, peygamberlere
ve peygamberlerin getirdikleri her şeye iman
etmeyi ifade eder. Gayba inanan kimse, kendisini
maddî âlemin sınırlarıyla kısıtlamaz ve
madde ötesi âlemi de aklı ile kavrar ve ona
inanır. Ehl-i Beyt mektebine göre imanın kâmil
olması için Allah’ın birliğine, O’nun adaletine,
gönderdiği tüm peygamberlere, son peygamber
Hz. Muhammed’e, kıyamete ve Son
Peygamber’den sonra masum olan on iki Ehl-i
Beyt İmamı’na ve onların sonuncusu olup şimdi
gaybet döneminde bulunan Hz. Mehdi’ye
inanmak gerekir. (bk. Tefsir-i Burhan, c.1, s.124;
Yenabiu’l-Mevedde, c.3, s.284.)
***
(“Ve ahirete de onlar yakin ederler…” Yani bu
dünya hayatından sonra meydana geleçek
diriliş ve hayatın varlığından kuşku duymazlar.)
……………………………………………………………………..

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

6. İnkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan
da, onlar için birdir; inanmazlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 1)

7. Allah, (inkârları sebebiyle) onların
kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir;
gözlerinin üzerinde de bir perde bulunmakta
ve onlara büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan bazıları, inanmadıkları
hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inan-
dık.” derler.
Yüce Allah bu sûrenin başlangıcında insanları
üç gruba ayırmaktadır. Bunlardan yalnız birini,
yani takvalı olan ve Kur’ân’ın rehberliğine uyanları
kurtuluşa erenler olarak tanıtmaktadır. Diğer
iki grubun, yani kâfirlerin ve münafıkların ise
sonlarının ilahî azaba uğramak olacağını bildir

mektedir. Bu arada her grubun en önemli
özelliklerini de açıklamakta ve münafıkların
özelliklerine daha geniş yer vermektedir.Bu,
nifakın fert ve toplum açısından küfürden
daha tehlikeli bir olgu olduğunu veya genelde
nifakın örtülü olduğu ve tehlikesinin
göz ardı edildiği için ona dikkat çekmek
gerektiğini vurgulamak için olabilir.

9. Allah’ı ve inananları aldatmak isterler.
Oysa sadece kendilerini aldatırlar,
ama farkında değillerdir.
10. Kalplerinde hastalık var; Allah da
hastalıklarını artırmıştır ve yalan söyledikleri
için onlara acı bir azap vardır.
11. Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk
yapmayın.” denildiğinde, “Biz ancak
yapıcı ve düzeltici kimseleriz.” derler.
12. Bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir;
ama farkında değillerdir.
13. Onlara, “Diğer insanların inandığı
gibi, siz de inanın.” denildiğinde,
“Akılsızların inandığı gibi, biz de mi
inanalım?” derler. Bilin ki, asıl akılsızlar
kendileridir; ama bilmezler.
14. İnananlarla karşılaştıklarında, “İnandık.”
derler. Şeytanlarıyla (onları kötülüklere
yönelten dostlarıyla) baş başa
kaldıklarında ise, “Biz sizinleyiz, biz sadece
(onlarla) alay etmekteyiz.” derler.
15. (Aslında) Allah onlarla alay etmektedir
ve azgınlıklarında onlara süre tanımaktadır
ki bocalayıp dursunlar.
16. Onlar, hidayet karşılığında sapıklığı
satın alanlardır. Sonuçta ticaretleri
onlara bir kâr sağlamamış ve doğru
yolu da bulamamışlardır.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

17. Onların durumu, (karanlıkta) ateş
yakan kimsenin durumuna benzer.
Ateş onun çevresini aydınlatınca, Allah
ışıklarını alıp götürür ve onları karanlıklar
içinde bırakır, artık (bir tarafı)
görmezler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 2)

18. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler;
artık (doğru yola) dönmezler.
19. Ya da (onların durumu) gökten boşanan,
içinde karanlıklar, gök gürültüsü
ve şimşek çakması olan şiddetli
bir yağmura (tutulmuş kimsenin durumuna)
benzer. Yıldırımların saldığı
dehşetle ölüm korkusundan parmaklarını
kulaklarına tıkarlar. Allah, inkâr
edenleri çepeçevre kuşatmıştır.
20. Şimşek çakması, neredeyse gözlerini
alıverecektir; (şimşeğin ışığı) onlar
için (etrafı) aydınlatınca, o ışıkta yürürler;
üzerlerine karanlığı çökünce de
dikilip kalırlar. Allah dileseydi, onların
işitmelerini ve görmelerini (kulaklarını
ve gözlerini) alıp götürürdü. Allah’ın
her şeye gücü yeter.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri
yaratan Rabbinize kulluk edin;
umulur ki takvalı (kötülüklerden korunmuş)
olursunuz.
Bu ayete göre, Allah’ı tanımanın ve O’na
ibadet ederek şükrünü yerine getirmenin
delili, Yüce Allah’ın nimetlerinin esasını oluşturan
yaratılış nimetini insanlara vermesidir.
Sonraki ayette de diğer temel nimetlere
işaret edilmiştir. Bu gibi temel nimetleri veren
birisine ibadet ederek şükretmenin gerekliliğine
akıl hükmeder. Tüm nimetlerin aslı
durumundaki bu nimetleri Allah’tan başka
hiçbir kimsenin vermesi mümkün değildir.

22. Sizin için yeri döşek, göğü de bina
yapan ve gökten su indirerek onunla sizin
için rızk olarak çeşitli meyveler çıkaran
O’dur. Öyleyse bile bile Allah’a eşler
koşmayın.
23. Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)
hakkında şüphedeyseniz, -doğru söylüyorsanızona
benzer bir sûre getirin.
Allah’tan başka tanıklarınızı da çağırın.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 3)

24. Eğer (bunu) yapmazsanız -ki asla yapamayacaksınız-
yakıtı insanlar ve taşlar
olan ateşten sakının. O, inkâr edenler için
hazırlanmıştır.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

25. İnanıp iyi işler yapmış olanlara, kendileri
için (ağaçlarının) altlarından ırmaklar
akan cennetler olduğunu müjdele.
Onlara bu cennetlerin meyvelerinden
verildikçe, “Bu, önceden bize verilen
rızktır.” derler. Onlara birbirine benzeyen
rızklar getirilir. Orada onlara tertemiz eşler
de vardır ve orada ebedi kalırlar.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Cehennem ehlinin cehennemde ebedi kalmalarının
sebebi, dünyada ebedi kalmaları
hâlinde sürekli Allah’a karşı gelme niyetinde
olmaları; cennet ehlinin cennette ebedi kalmalarının
sebebi ise, dünyada ebedi kalmaları
hâlinde sürekli Allah’a itaat etme niyetinde
olmalarıdır. Böylece niyetleri yüzünden bu iki
grup (cennet ve cehennemde) ebedi kılınmışlardır…”
(bk. Usul-i Kâfi, İlelü’ş-Şerayi’) Bu hadiste

geçen niyet, insanın kazandığı kişilik ve karakterinin
bir ifadesi olabilir. Buna göre, insanın
inanç ve amellerinin sonucunda elde
ettiği kişiliği ölümden sonra da ondan ay-
rılmayacak ve bu kişilik gereği nimet veya
azap da sürekli onunla beraber olacaktır.

26. Allah, herhangi bir örnek vermekten
utanmaz. Bu, bir sivrisinek de olabilir,
onun üstünde bir şey de. İman
edenler, bunun Rablerinden gelen bir
gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler
ise, “Allah, bu örnekle ne demek istemiştir?”
derler. O, bu örnekle birçoğunu
saptırır, birçoğunu da doğru yola
iletir; onunla fasıkların dışında kimseyi
saptırmaz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 4)

27. Ki onlar, Allah’a kesin söz verdikten
sonra onu çiğnerler, Allah’ın korunmasını
emrettiği bağları koparırlar
ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Zarara
uğrayanlar, işte onlardır.
28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Oysa
siz ölü idiniz, O sizi diriltti; sonra sizi
öldürecek, sonra sizi diriltecek, sonra
O’na döndürüleceksiniz.
29. O’dur, yerde olan her şeyi sizin için
yaratan, sonra göğe yönelip de onları
yedi gök olarak düzenleyen. O, her
şeyi bilir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

30. Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde
bir halife var edeceğim.”
dedi. (Melekler,) “Biz seni överek sürekli
tenzih ve takdis ederken, orada
fesat çıkaracak ve kanlar akıtacak birini
mi var edeceksin?” dediler. (Allah,)
“Şüphesiz ben, sizin bilmediğiniz şeyleri
bilirim.” dedi.
31. Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti.
Sonra onları (o isimlerle anılan şeyleri)
meleklere gösterip, “Eğer doğru söylüyorsanız,
bunların isimlerini bana haber
verin.” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 5)

32. (Melekler:) “Münezzehsin sen! Bizim,
senin öğrettiklerinden başka hiçbir
bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin,
hikmet sahibisin.” dediler.
33. (Allah:) “Ey Âdem! Meleklere bunların
isimlerini bildir.” dedi. (Âdem)
bunların isimlerini onlara bildirince,
(Allah:) “Ben göklerin ve yerin gizliliklerini
bilirim, sizin açığa vurduğunuzu
da, gizlemekte olduğunuzu da
bilirim.” demedim mi?” dedi.
34. Hani meleklere, “Âdem’e secde
edin.” demiştik. İblis’ten başka hepsi
secde etti, (ama) o kabul etmedi, büyüklük
tasladı ve inkâr edenlerden
oldu.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 6)

35. “Ey Âdem!” dedik, “Sen ve eşin cennete
yerleşin ve ondan (ondaki nimetlerden)
dilediğiniz yerde bol bol yiyin,
ama şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden
olursunuz.”
36. Sonra Şeytan o ikisinin ayağını oradan
kaydırdı ve onları içinde bulundukları
nimetlerden çıkardı. Biz (onlara), “İnin,
birbirinize düşmansınız ve bir süreye kadar
sizin için yeryüzünde yerleşim yeri
ve (yaşayıştan) yararlanma imkânı olacaktır.”
dedik.
(Yani Âdem ve oğulları Şeytan’a, Şeytan ve
yardımcıları da Âdem ve oğullarına düşmandırlar.
bk. es-Safî Tefsiri.)

37. Sonra Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler
aldı da (o kelimelerle Allah’a yalvarınca,
Allah) tövbesini kabul etti. Şüphesiz
O, tövbeleri kabul eden ve sürekli
merhamet edendir.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

38. “Hepiniz oradan inin” dedik, “Eğer
benden size bir hidayet gelirse, benim
hidayetime uyanlara ne bir korku vardır,
ne de üzüleceklerdir onlar.”
39. “İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar
ise, cehennemlik olanlardır; onlar orada
ebedi kalacaklardır.”
40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi
hatırlayın ve ahdimi (bana verdiğiniz
sözü) yerine getirin ki, ahdinizi (size
verdiğim sözü) yerine getireyim ve yal-
nız benden korkun.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 7)

41. Sizinle birlikte olanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı
olarak indirdiğime (Kur’ân’a)
inanın; onu ilk inkâr edenler olmayın;
ayetlerimi az bir değer karşılığında
satmayın ve yalnız benden korkun.

42. Hakkı batılla karıştırmayın ve bile
bile hakkı gizlemeyin.
43. Dosdoğru namaz kılın, zekât verin
ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.
44. Kitabı (Tevrat’ı)okuduğunuz
hâlde, kendinizi unutur da insanlara
mı iyiliği emredersiniz?!
Acaba düşünmez misiniz?!
45. Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım
dileyin. Hiç kuşkusuz o (namaz),
huşu duyanlardan başkasına ağırdır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 8)

46. Onlar (huşu duyanlar), Rablerine
kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini
umarlar.
Ayetin orjinalinde geçen “yezunnune” “zannederler”,
yakin etmek (kesin bilmek) olarak
tefsir edilmiştir. Bu tefsir, Hz. Ali (a.s)’dan
nakledilmiştir. bk. Saduk, et-Tevhid ve el-
Ayyaşî Tefsiri. Diğer bir hadise göre de zan,
düşünme ve bekleme olarak tefsir edilmiştir.
Ayetin meali, ikinci tefsir üzere yapılmıştır.
(bk. Tefsir-i İmam Hasan Askerî.)

47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi
ve sizi (bir dönem) âlemlere
üstün kıldığımı hatırlayın.
48. Kimsenin, başkasının yerine bir şey
ödeyemeyeceği, kimseden şefaat (aracılık)
kabul edilmeyeceği, kimseden
bir kurtulma bedeli (fidye) alınmayacağı
ve kendilerine bir yardım da edilmeyeceği
günden korkun.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

49. Hani sizi Firavun ailesinden kurtardık.
Onlar size kötü işkence(ler) yapıyorlardı;
erkek çocuklarınızı kesiyor
ve kadınlarınızı (kızlarınızı) sağ bırakıyorlardı.
Bunda Rabbiniz tarafından
size büyük bir imtihan vardı.
50. Hani sizin için denizi yarıp da sizi
kurtardık ve baktığınız hâlde (gözünüzün
önünde) Firavun ailesini (denizde)
boğduk.
51. Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik.
Sonra siz, onun ardından (kendinize)
zulmederek buzağıyı (tanrı)
edindiniz.
52. Sonra bunun ardından, şükredersiniz
diye sizi bağışladık.
53. Hani doğru yolu bulursunuz diye
Musa’ya kitap (Tevrat) ve furkan verdik.
54. Hani Musa kavmine, “Ey kavmim!
Siz buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Öyleyse (hemen) Yaratıcınıza
tövbe edip (buzağıya tapmanın
kefareti olarak) kendinizi (birbirinizi)
öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin
için daha iyidir.” dedi. O zaman (Rabbiniz)
tövbenizi kabul etti. Çünkü O, tövbeleri
kabul edendir, merhametlidir.
55. Hani, “Ey Musa! Allah’ı apaçık görünceye
kadar sana inanmayız.” demiştiniz.
O zaman baktığınız hâlde
yıldırım sizi çarpmıştı.
56. Sonra şükredersiniz diye, ölümünüzden
sonra tekrar sizi dirilttik.
İsrailoğulları’nda vuku bulan sünnetlerin bir
benzerinin İslam ümmetinde de vuku bulacağını
açıklayan naklî deliller ışığında (bk. Sahih-i
Buhari c. 4 s. 144) bu ayetten, İslam ümmetinde
de benzeri olayların ve ric’atin (kıyametten
önce bazı kimselerin tekrar dirilişinin) vuku bulacağı
anlaşılmaktadır. (bk. es-Safî ve Kummî
Tefsirleri.)

57. Bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve
size kudret helvası ve bıldırcın indirdik.
“Size verdiğimiz temiz rızklardan yiyin.”
(dedik). Onlar (nankörlükleriyle) bize
zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

58. Hani, “Şu şehre (Beytü’lMakdis’e)
girin, ondan (ondaki nimetlerden) dilediğiniz
yerde bol bol yiyin ve kapısından
secde ederek girip, ‘Hıtta (günahlarımızın
dökülmesini istiyoruz)’ deyin ki,
günahlarınızı bağışlayalım ve (bilin ki)
iyilik yapanlara (nimetlerimizi) daha da
arttıracağız.” demiştik.
59. Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş
olan sözü (Hıtta sözünü) başka
bir sözle değiştirdiler. Biz de, yoldan çıkmaları
sebebiyle zulmedenlere gökten
bir azap indirdik.
Allah’ın emriyle alay ederek, Hıtta diyeceklerine
İbranice’de kırmızı buğday anlamına gelen
bir söz söylediler.

60. Hani Musa kavmi için su istemişti.
(Ona,) “Asanla taşa vur.” demiştik.
Ondan on iki pınar fışkırdı. (Böylece)
Herkes su içeceği yeri bildi. (Onlara,)
“Allah’ın rızkından yiyin, için; yalnız
yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık
çıkarmayın.” (dedik.)
61. Hani, “Ey Musa! Bir çeşit yemeğe
dayanamayız; bizim için Rabbine yalvar,
bize yerin bitirdiklerinden, sebzesinden,
hıyarından, sarımsağından,
mercimeğinden ve soğanından yetiştirsin.”
demiştiniz. (Musa,) “İyi olanı daha
düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?
O hâlde bir şehre inin, (orada)
size istediğiniz var.” demişti. (Nankörlükleri
yüzünden) horluk ve yoksulluğa
mahkûm oldular ve Allah’ın gazabına
uğradılar. Bu, onların Allah’ın
ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere
peygamberleri öldürmelerindendi. Bu
da, onların (emrimize) karşı gelmeleri
ve sınırları aşmalarındandı.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

62. Şüphesiz, iman edenlerden, Yahudilerden,
Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden
Allah’a ve ahiret gününe inanıp
iyi işler yapanların mükâfatları Rableri
katındadır. Onlar için ne bir korku vardır,
ne de üzüleceklerdir.
Sabiîlerin Ehl-i Kitap’tan olup olmadıkları
hakkında ihtilaf vardır. Birunî’den naklen bu
fırkanın Mecusilik, Yahudilik ve Harrani inancının
karışımı olduğu ileri sürülmüştür. Bazıları
da bunları Hz. Yahya Peygamber’e bağlı
başlı başına bir Ehl-i Kitap fırkası bilmişlerdir.
Bir grup da bunların yıldız ve gezegenlere
taptıklarını ileri sürerek müşrik olduklarını
savunmuşlardır. Bu fırkanın “Kenz Erya”
diye mukaddes bir kitabı vardır. İmamiye
fakihleri arasında meşhur görüş, bunların
müşrikler hükmünde oldukları şeklindedir.
Kur’ân-ı Kerim’de üç yerde bu fırkadan söz
edilmiştir.

63. Hani sizden kesin söz alıp Tur dağını
üzerinize dikmiştik ve, “Size verdiğimiz
şeye (Tevrat’a) kuvvetle sarılın,
onda olanı hatırlayın ki, (kötülüklerden)
korunasınız.” (demiştik.)
(bk. Açıklamalar Bölümü: 9)

64. Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz.
Allah’ın size yönelik bol ihsanı ve
merhameti olmasaydı, muhakkak ki
zarara uğrayanlardan olurdunuz.
65. İçinizden cumartesi günü azgınlık
edenleri bildiniz. Onlara, “(Allah’ın
rahmetinden) kovulmuş maymunlar
olun!” dedik.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 10)

66. Bunu, ona şahit olanlar ve daha sonra
gelenler için bir ibret, (kötülüklerden)
korunanlar için de bir öğüt kıldık.
67. Hani Musa kavmine, “Şüphesiz ki,
Allah size bir sığır boğazlamanızı emrediyor.”
dedi. (Onlar,) “Bizimle alay mı
ediyorsun?” dediler. (Musa,) “Cahillerden
olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
68. (Onlar,) “(O hâlde) Rabbinden bizim
için iste de nasıl (bir sığır) olduğunu bize
açıklasın.” dediler. (Musa,) “Allah diyor
ki: ‘O ne çok yaşlıdır, ne de pek genç; ikisinin
arası bir sığırdır.’ Size emredilen işi
hemen yapın.” dedi.
69. (Onlar,) “Rabbinden bizim için iste,
onun ne renk olduğunu bize açıklasın.”
dediler. (Musa,) “O diyor ki: O bakanların
içini açan, rengi parlak, sarı bir sığırdır.”
dedi.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

70. (Onlar,) “Rabbinden bizim için iste,
onun nasıl (bir sığır) olduğunu (tam olarak)
açıklasın; onun hangi sığır olduğunu
karıştırdık. Allah dilerse, mutlaka doğruyu
buluruz.” dediler.
71. (Musa,) “O diyor ki: ‘O, boyunduruk
altına alınıp da yer sürmemiş, ekin
sulamamış ve (ayrı renkten) hiç alacası
olmayan kusursuz bir sığırdır.” dedi.
(Onlar,) “İşte şimdi gerçeği getirdin.” dediler
de onu boğazladılar; ama az kalsın
yapmayacaklardı.
72. Hani siz bir adamı öldürüp de onun
hakkında birbirinizi suçlamıştınız. Allah
ise, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

73. Bunun için, “Ona (ölüye),
onun (sığırın) bir parçası ile
vurun.” dedik. Allah, ölüleri
işte böyle diriltir ve düşünüp
anlayasınız diye ayetlerini size
gösterir.
74. Sonra, bunun ardından yine kalpleriniz
katılaştı. Kalpleriniz taş gibi
yahut daha da katı (oldu). Çünkü taşlardan
öylesi var ki, ondan ırmaklar
fışkırır. Bir kısmı da var ki, yarılır, ondan
su çıkar ve bir kısmı da var ki, Allah
korkusundan (yüksek yerlerden)
aşağıya yuvarlanır. Allah, yapmakta
olduklarınızdan habersiz değildir.
75. (Yahudilerin) size inanacaklarını
mı umuyorsunuz?! Oysa onlardan bir
topluluk, Allah’ın sözünü işitiyor, sonra
onu iyice anladıktan sonra, bile bile
onu tahrif ediyorlardı.
76. İman edenlerle karşılaştıklarında,
“İnandık.” derler. Birbirleriyle yalnız
kaldıklarında ise, “Rabbinizin katında
size karşı hüccet (delil) getirsinler
diye mi Allah’ın size açtığı şeyleri
(Tevrat’taki Hz. Muhammed’in peygamberliği
ile ilgili bilgileri) onlara anlatıyorsunuz?!
(Bunları) düşünmüyor
musunuz?!” derler.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

77. Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, onların
gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarınızı
da?!
78. Onların içinde okuma yazması
olmayanlar da var ki, Kitap’tan (Tevrat’tan)
(başkalarının kendilerine anlattıkları)
kuruntulardan başka hiçbir
şey bilmezler. Onlar, sadece zan içindedirler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 11)

79. O hâlde, elleriyle kitap yazıp, sonra
onu az bir değer karşılığında satmak
için, “Bu, Allah katındandır.” diyenlerin
vay hâline! Ellerinin yazdığından ötürü
vay onların hâline! Kazanmakta olduk-
larından ötürü vay onların hâline!
Sert tehditleri içermekte olan bu ayet,
dünya çıkarı için Allah’a yalan isnat eden,
Allah’ın ayetlerini gizleyen Yahudi din bilginleri
hakkında inmiştir ve dinin herhangi
bir hükmünü bir dünya kazancı için değiştiren
herkes hakkında geçerlidir. Ayetteki
“veyl” kelimesine karşılık olarak “vay hâline”
tabirini kullandık. “Veyl” kelimesinin asıl anlamı
da budur. Elbette bazı hadislere göre
“veyl”, cehennemde bir vadinin adıdır;
kâfirler oraya atılınca kırk yıla onun dibine
varmazlar. (bk. Mecmau’l-Beyan. )

80. (Yahudiler,) “Sayılı birkaç gün dışında
ateş bize dokunmayacaktır.” dediler.
De ki: “Allah katından bir söz mü
aldınız -ki Allah sözünden asla dönmez-
yoksa Allah hakkında bilmediğiniz
bir şeyi mi söylüyorsunuz?”
81. Hayır! Kim bir kötülük işler de suçu
kendisini kuşatırsa, işte onlar, cehenneme
yerleşecek olanlardır; onlar orada
ebedi kalırlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 12)

82. İman edip iyi işler yapanlar ise, onlar
cennete yerleşecek olanlardır; onlar orada
ebedi kalırlar.
83. Hani İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan
başkasına ibadet etmeyin; anne babaya,
akrabalara, yetimlere, yoksullara iyilik
edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı
kılın ve zekâtı verin.” diye söz almıştık.
Ama sonra, pek azınız hariç, (haktan)
yüz çevirerek (sözünüzden) döndünüz.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

84. Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz
ve birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayacaksınız.”
diye sizden söz almıştık.
Sonra siz de bunu kabul etmiştiniz ve
buna (geçmişlerinizin bunu kabul ettiğine)
siz de tanıksınız.
85. Sonra siz, yine birbirinizi öldürüyor,
içinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor,
günah ve zulüm ile onlara karşı
birbirinize arka çıkıyorsunuz. Onları çıkarmak
size haram olduğu hâlde (onları
yurtlarından çıkarıyor,) esir olarak size
geldiklerinde (ise,) fidye verip onları
kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir
kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?!
Sizden böyle yapanların
cezası, dünya hayatında ancak rezil
olmaktır. Kıyamet gününde ise onlar,
en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir.

86. Onlar, ahiret karşılığında dünya
hayatını satın alanlardır. Onların azapları
hafifletilmez, onlara yardım da
edilmez.
87. Gerçekten biz Musa’ya kitap verdik;
ondan sonra da art arda peygamberler
gönderdik. Ve Meryem
oğlu İsa’ya apaçık deliller verdik, onu
Ruhu’lKudüs
ile destekledik. Ne zaman
bir peygamber nefsinizin istemediği
bir şey (bir hüküm) getirdiyse,
siz (ona karşı) büyüklük taslamadınız
mı?! Kimini yalanladınız, kimini de öldürüyordunuz!
(bk. Açıklamalar Bölümü: 13)

88. (Onlar,) “Kalplerimiz kılıf içindedir
(Senin ne dediğini anlamıyoruz).”
dediler. Oysa Allah, inkârlarından dolayı
onları lânetlemiştir; artık (çok) az
inanırlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 14)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

89. Daha önce (Son Peygamber’in
gönderilmesiyle) kâfirlere karşı zafer
beklerken, onlara Allah katından, yanlarında
olanı (Tevrat’ı) doğrulayan bir
kitap gelince, önceden bilip tanıdıkları
şey gelince, onu inkâr ettiler. Artık
Allah’ın lâneti kâfirlere olsun.
90. Allah’ın, kullarından dilediğine,
ihsanından (bir şey) indirmesini çekemeyerek
Allah’ın indirdiğini (Kur’ân’ı)
inkâr etmekle kendilerini ne kadar da
kötü bir şey karşısında sattılar! Böylece
onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar.
Ve kâfirlere alçaltıcı bir azap vardır.
91. Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a)
inanın.” denince, “Biz, kendimize
indirilene inanırız.” derler de, ondan
ötesini (Kur’ân’ı), onların yanlarında
bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı hak bir
kitap olmasına rağmen, inkâr ederler.
Onlara de ki: “Eğer inanan kimseler iseniz,
o hâlde neden daha önce Allah’ın
peygamberlerini öldürüyordunuz?!”
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilir: “Bu
ayet, Hz. Muhammed (s.a.a)’in döneminde
yaşayan Yahudiler hakkında nazil olmuştur.
Oysa onlar, peygamberleri bizzat öldürmemiş
ve o peygamberlerin döneminde yaşamamışlardı.
Sadece önceki dönemlerde
yaşamış ilk Yahudi grupları peygamberleri
öldürmüşlerdi. Allah, o Yahudilere tâbi oldukları
ve onlara bağlılıklarını sürdürdükleri
için bunları da o katiller yerine koymuş,
onlardan saymış ve öncekilerin işini bun

lara da isnat etmiştir.” (bk. Ayyaşî Tefsiri ve
Bakara Sûresi’nin 65. ayetinin dipnotu.)

92. Gerçekten Musa apaçık delillerle
(mucizelerle) size geldi. Sonra onun ardından,
(kendinize) zulmederek buzağıyı
(tanrı) edindiniz.
93. Hani sizden kesin söz almıştık ve Tur
dağını üzerinize dikmiştik. “Size verdiğimize
(Tevrat’taki ilahî emirlere) kuvvetle
sarılın ve dinleyin (itaat edin).” demiştik.
(Onlar ise,) “İşittik ve karşı geldik.” demişlerdi.
İnkârları sebebiyle kalplerine
buzağı sevgisi yerleştirildi. De ki: “Eğer
inanmışsanız, imanınız ne kötü şey emrediyor
size!”

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

94. De ki: “Eğer Allah katında ahiret yurdu
diğer insanların değil de yalnız sizin
ise, (bu iddianızda) doğru iseniz, ölümü
arzulayın.”
95. Fakat onlar, kendi elleriyle hazırlayıp
gönderdikleri şeyler yüzünden onu
(ölümü) asla arzulamazlar. Allah, zalimleri
bilir.
96. Gerçekten onları insanların yaşamaya
en düşkünü olarak bulursun; hatta müşriklerden
bile yaşamaya daha düşkündürler.
Her biri, ömrünün bin yıl olmasını
ister. Oysa bu uzun ömür, onu azaptan
uzaklaştıracak değildir. Allah, onların
yaptıklarını görür.
97. De ki: “Kim Cibril’e (Cebrail’e) düşman
ise, (bilsin ki) o, Allah’ın izniyle,
önündeki kitapları doğrulayıcı, inananlara
yol gösterici ve müjdeleyici
olarak onu (Kur’ân’ı) senin kalbine indirmiştir.”
98. Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine,
Cebrail’e ve Mikail’e düşman
olursa, (bilsin ki) Allah da inkâr
edenlerin düşmanıdır.
99. Gerçekten sana apaçık ayetler indirdik;
onları ancak fasıklar inkâr eder.
100. Onlar, ne zaman bir antlaşma yaptılarsa,
(yine) kendilerinden bir topluluk
onu bozmadı mı?! Zaten onların
çoğu inanmazlar.
101. Allah katından onlara, yanlarında
bulunan (kitab)ı doğrulayan bir peygamber
gelince, Ehli
Kitap’tan bir topluluk,
Allah’ın kitabını, sanki (hiçbir şey)
bilmiyorlarmış gibi arkalarına attılar.
(Ondaki emirlere önem vermediler.)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

102. Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı
döneminde şeytanların okudukları
büyülere uydular. Süleyman küfre
sapmadı (ve asla büyü yapmadı), oysa
şeytanlar küfre saptılar. Onlar, halka
büyüyü ve Babil’de iki melek olan Harut
ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı.
Hâlbuki o iki melek, “Biz bir imtihan
vesilesiyiz, sakın küfre sapma!” demedikçe
kimseye (bir şey) öğretmezlerdi.
Onlardan, kocayla karısının arasını
açacak şeyleri öğreniyorlardı. Ne var
ki, Allah’ın izni olmadan öğrendikleriyle
kimseye bir zarar veremezlerdi.
Onlar, kendilerine zarar veren ve bir
yarar sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı.
Onlar, bunu (büyüyü) satın alanın
ahirette hiçbir nasibi olmadığını iyice
biliyorlardı. Kendilerini karşılığında
sattıkları şey (ne) kötüdür! Keşke
(bunu) bilselerdi.
103. Eğer iman edip (kötülüklerden)
korunsalardı, şüphesiz Allah katından
(verilecek) olan mükâfat daha hayırlı
olurdu. Keşke (bunu) bilselerdi.
104. Ey iman edenler! (Peygamber’e)
“Raina” demeyin, “Bize nazar eyle” deyin
ve (Peygamber’in emirlerini) dinleyin.
Kâfirlere elem verici bir azap
vardır.
bizi gözet’ anlamına gelir. Müs- ‘ (…..) ,’ ‘Raina

lümanlar, Peygamber’den bir şey öğrenirken,
‘bizi de gözet, yani biraz bekle, biz de öğrenelim’
manasını kastederek raina derlerdi. Ama
Yahudiler bu kelimeyi çobanımız anlamında

olarak veya kendi dillerinde ha- (……) raîna

karet ifade eden başka bir anlamı kastederek
Peygamber’e karşı kullanmaya başladılar. Bu
yüzden ayet müminlerden ‘Raina’ kelimesi yerine,
yine ‘bizi gözet, bize bak’ anlamına gelen
‘Unzurna’ tabirini kullanmalarını istemiştir. Nisâ
Sûresi’nin 46. âyeti de bu konuyla ilgilidir. (bk.
Tefsir-i İmam Hasan Askerî, s.479)

105. Kitap Ehli’nden ve Allah’a eş koşanlardan
olan kâfirler, Rabbinizden size
bir iyilik indirilmesini istemezler, fakat
Allah rahmetini dilediğine tahsis eder.
Allah büyük lütuf sahibidir.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

106. Biz bir ayeti yürürlükten kaldırır
(nesheder) veya unutturursak, ondan
daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz.
Allah’ın her şeye kadir olduğunu
bilmez misin?
107. Bilmez misin göklerin ve yerin
hükümranlığı yalnızca Allah’ındır ve
Allah’tan başka bir veli (dost ve koruyucu)
ve yardımcınız yoktur.
108. Yoksa önceden Musa’dan (Allah’ı
açıkça görmek ve benzeri şeylerin) istenildiği
gibi, siz de kendi peygamberinizden
(benzeri şeyleri) mi istiyorsunuz?
Kim imanı küfürle değiştirirse, doğru
yoldan sapmıştır.
109. Kitap Ehli’nden birçoğu, kendilerine
hak apaçık belli olduktan sonra,
içlerindeki çekemezlikten ötürü, sizi
inandıktan sonra küfre döndürmeyi
istemekteler. Allah emrini getirinceye
kadar onları affedip (onlardan)
vazgeçin. Gerçekten Allah’ın her şeye
gücü yeter.
110. Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı
verin. Kendiniz için önceden yaptığınız
her iyiliği Allah’ın katında bulursunuz.
Gerçekten Allah yaptıklarınızı
görendir.
111. “Yahudi veya Hıristiyan olanlardan
başka kimse cennete girmeyecektir.”
dediler. Bu onların kuruntularıdır.
De ki: “Doğru söylüyorsanız, delilinizi
getirin.”
112. Kim iyilik yaparak kendisini Allah’a
teslim ederse, onun mükâfatı Rab-
binin katındadır. Onlara korku yoktur
ve onlar üzülmezler de.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

113. Yahudiler, “Hıristiyanlar (doğru)
bir şey üzere değillerdir.” dediler. Hıristiyanlar
da, “Yahudiler (doğru) bir şey
üzere değillerdir.” dediler. Oysa onlar
kitabı (Tevrat ve İncil’i) okuyorlar. Bir
bilgisi olmayanlar da (müşrikler) onların
söylediğinin aynısını söylemişlerdi.
Allah, kıyamet günü onların arasında,
anlaşmazlığa düştükleri hususlarda
hükmedecektir.
114. Allah’ın mescitlerinde O’nun isminin
anılmasına engel olan ve onların
yıkılmasına çalışan kimseden daha
zalim kim var? (Hâlbuki) onlar bu
mescitlere ancak korku içinde girebilmelidirler.
Onlara dünyada zillet ve
ahirette büyük azap vardır.
115. Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye
yönelseniz, orası Allah’ın yüzüdür.
Allah, (güç ve merhametiyle her şeyi)
kapsayandır ve (O her şeyi) bilendir.
İbn Abbas şöyle anlatır: “Bir Yahudi Hz. Ali
(a.s)’a, ‘Allah’ın yüzü neredir?’ diye sordu.
Hz. Ali (a.s), ‘Ey İbn Abbas, ateş ve odun
getir.’ dedi. Ben ateş ve odun getirdim. Hz.
Ali (a.s) odunu yaktı. (Odun alevlenince
Yahudi’ye,) ‘Bu ateşin yüzü neredir?’ diye
sordu. O adam, ‘Bu ateşin yüzünün neresi
olduğunu bilmiyorum.’ dedi. Bunun üzerine
Ali (a.s), ‘Yüce Rabbim, bu örnekten yücedir.
Doğu ve batı O’nundur. Nereye yönelseniz,
orası Allah’ın yüzüdür.’ diye buyurdu.”
(el-Hisal, c.2, s.597.)

116. “Allah oğul edinmiştir.” dediler.
(Hâşâ) O (her eksiklikten) münezzehtir.
Göklerde ve yerde olan her şey
O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir.
117. Gökleri ve yeri bir örnek olmadan
yoktan var eden O’dur. Bir şeyi
(yaratmayı veya bir işi yapmayı) kesinleştirince
ona sadece, “Ol!” der, o da
olur.

118. Bir bilgisi olmayanlar (müşrikler),
“Niçin Allah bizimle konuşmuyor veya
bize bir ayet (mucize) gelmiyor?” dediler.
Onlardan öncekiler de bunların dediklerinin
aynısını demişlerdi. Kalpleri
(körlük ve hakka karşı gelmekte nasıl da)
birbirine benzemektedir. Biz, yakin sahibi
olanlara ayetleri iyice açıkladık.
119. Biz seni hak üzere müjdeleyici ve
uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehenneme
gidecek olanlardan ötürü sorguya çekilmeyeceksin.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

120. Dinlerine uymadıkça Yahudiler
ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.
De ki: “Gerçek hidayet Allah’ın
hidayetidir.” Sana gelen bilgiden sonra,
onların isteklerine uyacak olursan, artık
Allah katından senin için ne bir veli (dost
ve koruyucu), ne de bir yardımcı olur.
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler,
onu hakkıyla okurlar. Onlar, ona (o
kitaba) inanırlar. Onu inkâr edenlerse,
işte ziyana uğrayanlar onlardır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 15)

122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi
ve sizi (bir zamanlar) âlemlere
üstün kıldığımı hatırlayın.
123. Kimsenin başkasının yerine bir
şey ödeyemeyeceği, kimseden bir fidye
(kurtulma bedeli) kabul edilmeyeceği,
kimseye bir şefaatin (aracılığın) yarar
sağlamayacağı ve kendilerine bir yardım
da edilmeyeceği günden korkun.
124. Hani Rabbi İbrahim’i birtakım kelimelerle
denemiş, o da tam olarak onları
yerine getirmişti. (İşte o zaman Allah,)
“Ben seni insanlara imam (önder)
kılacağım.” dedi. (İbrahim,) “Benim
soyumdan da.” dedi. (Allah,) “Benim
ahdim (imamet makamı) zalimlere
erişmez.” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 16)

125. Hatırlayın ki biz o evi (Kâbe’yi),
halk için toplanma mahalli ve güvenlik
yeri kıldık. Siz de İbrahim’in makamından
(duruş yerinden) namaz yeri
edinin. İbrahim’e ve İsmail’e, “(Dünyanın
çeşitli yörelerinden gelen) tavaf
edenler, (Kâbe’nin etrafında) yerleşenler,
rükû ve secde edenler için evimi
tertemiz tutun.” diye emir verdik.
Bazı müfessirler, “âkifîn” kelimesinin itikâf ibadetini
yerine getirenler anlamına geldiğini
ifade etmişlerdir. İtikâf, Mescidu’l-Haram
veya diğer bir camide ibadet için kalmayı
niyet etmektir. Bu ibadetin en az süresi üç
gündür. İtikâfa giren kişi, bu üç gün boyunca
zarurî ihtiyaçları dışında camiden dışarı
çıkmaz ve oruç da tutar.

126. İbrahim, “Ey Rabbim! Burayı güvenli
bir şehir kıl ve halkından Allah’a
ve kıyamet gününe iman edenleri
(çeşitli) ürünler ve meyvelerle besle.”
dedi. Allah dedi ki: “Küfre sapanı da
(faydalandırırım ama), onu azıcık faydalandırdıktan
sonra cehennem azabına
sürüklerim. Orası ne de kötü bir
dönüş yeridir!”

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

127. Hani İbrahim ve İsmail, o evin
(Kâbe’nin) temellerini yükseltiyorlardı
(ve şöyle diyorlardı): “Ey Rabbimiz!
Bizden kabul buyur. Şüphesiz, sen hakkıyla
işitensin ve hakkıyla bilensin.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 17)

128. “Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş
iki kul kıl; soyumuzdan da sana
teslim olmuş bir topluluk oluştur. Bize
ibadetimizin (hac amellerinin) usulünü
göster ve tövbemizi kabul et. Gerçekten
sen, tövbeleri kabul eden ve sürekli
merhamet edensin.”
129. “Ey Rabbimiz! Onların içerisinde,
kendilerine senin ayetlerini okuyacak,
kitabı ve hikmeti (sağlam bilgileri) öğretecek
ve onları arındıracak, kendilerinden
olan bir elçi gönder. Şüphesiz
ki sen, güçlü ve hikmet sahibisin.”
130. Kendini horluk ve zillete uğratan
akılsız kimseden başka, kim İbrahim’in
dininden yüz çevirir?! Gerçekten biz
onu (İbrahim’i) dünyada seçtik ve şüphesiz
o ahirette de iyilerdendir.
131. Rabbi ona, “Boyun eğ ve teslim
ol.” deyince o, “Âlemlerin Rabbine boyun
eğdim ve teslim oldum.” dedi.
132. İbrahim, bunu (Allah’a boyun
eğip teslim olmayı) çocuklarına da
vasiyet etti; Yakub da (aynı vasiyeti
etti). “Ey evlatlarım! Şüphesiz Allah bu
dini sizin için seçmiştir; öyleyse ancak
Allah’a boyun eğerek ve Müslüman olarak
can verin.” (dediler.)

133. Yoksa sizler, Yakub’un ölümü gelip
çatınca (onun yanında) bulunuyor muydunuz?
O zaman Yakup kendi oğullarına,
“Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?”
dedi. (Onlar,) “Tek ilâh olan senin
ilâhına ve senin babaların İbrahim, İsmail
ve İshak’ın ilâhına (ibadet edeceğiz). Biz
O’na boyun eğmiş ve teslim olmuşuz.”
dediler.
134. Onlar, gelip geçmiş bir topluluktur.
Onların kazandığı kendilerinin ve sizin
kazandığınız da sizindir. Onların yaptıklarından
siz sorguya çekilmeyeceksiniz.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

135. (Yahudiler ve Hıristiyanlar,) “Yahudi
veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız.”
dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelmiş
olan İbrahim’in dinine uyarız. O,
müşriklerden de değildi.”
136. “Biz Allah’a ve bize indirilene (Kur’ân’a)
ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a
ve onun torunlarına indirilene,
Musa’ya ve İsa’ya verilene ve Rableri tarafından
tüm peygamberlere verilenlere
inandık. Biz onlardan hiçbiri arasında
fark gözetmeyiz ve biz O’na teslim olanlarız.”
deyin.
137. Eğer onlar da sizin inandığınız gibi
inanırlarsa, doğru yolu bulmuş olurlar;
yüz çevirirlerse, şüphesiz ayrılık ve
bölünmeye duçar olurlar. Allah, onlara
karşı sana yetecektir. O, hakkıyla
işitendir ve hakkıyla bilendir.

138. Allah’ın boyamasıyla boyanmışız.
Boyaması, Allah’ın boyamasından (fıtrata
uygun olan İslam dininden) daha
güzel olan kim var? Biz yalnız O’na
ibadet (ve kulluk) edenleriz.
139. De ki: “Allah hakkında mı bizimle
tartışıyorsunuz? Oysa O hem bizim
Rabbimizdir, hem de sizin Rabbinizdir;
bizim yaptıklarımız bize ve sizin
yaptıklarınız size aittir ve biz temiz
yürekle (ihlas ile) O’na bağlanmışız.”
140. Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup
ve onun torunlarının Yahudi veya
Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?!
De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz,
yoksa Allah mı?!” Allah tarafından
(bu peygamberler hakkında)
kendisine ulaşmış olan şahitliği gizleyenden
daha zalim kim olabilir?! Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir.
141. Onlar, gelip geçmiş bir topluluktur;
onların kazandığı kendilerinin ve
sizin kazandığınız da sizindir. Onların
yaptıklarından siz sorguya çekilmeyeceksiniz.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

142. Yakında insanlardan bazı beyinsiz
kimseler, “Onları bağlı bulundukları
kıblelerinden çeviren nedir?” diyecekler.
De ki: “Doğu da Allah’ındır, batı
da. O, dilediğini doğru yola iletir.”
143. Böylece sizi, insanlara tanık olasınız
ve Peygamber de size tanık olsun
diye, orta bir topluluk kıldık. Önceden
bağlı olduğun kıbleyi, sadece
Peygamber’e uyanı, ona sırt çeviren
kimseden ayırt etmek için kıble yap-
mıştık. Ve bu, Allah’ın doğru yola kılavuzluk
ettiği kimselerden başkasına
gerçekten ağır idi. Allah, imanınızı
zayi edecek değildir. Şüphesiz, Allah
insanlara şefkatli ve sürekli merhamet
edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 18)

144. Yüzünü göğe doğru çevirdiğini
(ve kıblenin değiştirilmesiyle ilgili
emri beklediğini) görüyoruz. Biz seni,
razı olacağın kıbleye yönelteceğiz. Artık
yüzünü Mescidu’lHaram’a
doğru
çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü
oraya doğru çevirin. Kendilerine kitap
verilmiş olanlar, bunun Rablerinden (gelen)
bir gerçek olduğunu bilirler. Allah,
onların yaptıklarından gafil değildir.

145. Kendilerine kitap verilmiş olanlara
her türlü ayet (delil) getirsen, yine de
onlar senin kıblene uymazlar. Sen de
onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar
da birbirlerinin kıblesine uyacak değiller.
Sana gelen bilgiden sonra onların
isteklerine uyarsan, kuşkusuz zalimlerden
olursun.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

146. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler,
onu (son peygamberi) çocuklarını tanıdıkları
gibi tanırlar. Onların bir kesimi,
bile bile hakkı gizlemekteler.
147. Hak, Rabbinden gelendir. Öyleyse
asla şüphecilerden olma.
148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır.
(Onu) Allah o yöne yöneltir. O hâlde iyiliklerde
yarışın. Nerede olursanız olun,
Allah tümünüzü bir araya getirir. Şüphesiz,
Allah’ın her şeye gücü yeter.
149. Nereden (yolculuğa) çıksan, yüzünü
Mescidu’lHaram’a
doğru çevir. Bu,
Rabbinden gelen bir gerçektir ve Allah
yaptıklarınızdan gafil değildir.

150. Nereden (yolculuğa) çıksan, yüzünü
Mescidu’lHaram’a
doğru çevir.
Zulmedenlerin dışında, insanların
size karşı bir delili olmaması ve size
olan nimetimi tamamlamam için ve
belki doğru yolu bulursunuz diye nerede
olsanız, yüzünüzü oraya doğru
çevirin. O hâlde onlardan korkmayın,
benden korkun.
151. Nitekim (nimetimi size tamamlamak
için) ayetlerimizi okuyan, sizi
arıtan, size kitabı ve hikmeti öğreten
ve yine size bilmediklerinizi öğreten,
kendinizden bir peygamber de gönderdik.
152. Artık beni anın ki, (ben de) sizi
anayım. Bana şükredin ve nankörlük
etmeyin.
İmam Cafer Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine
göre, Allah Teala, bir hadis-i kutsîde Hz.
İsa’ya (a.s) şöyle buyurdu: “Ey İsa! Beni kendi
nefsinde an ki, ben de seni kendi nefsimde
anayım. Beni toplantılarda an ki, ben de
seni insanların toplantılarından daha hayırlı
olan toplantılarda (meleklerin içinde) anayım.”
Şükrün nasıl gerçekleşeceği hakkında
ise Hz. Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Her
nimetin şükrü, Allah’ın haramlarından çekinmektir.”
(bk. es-Safî Tefsiri.)

153. Ey iman edenler! Sabır ve namazla
(Allah’tan) yardım dileyin. Allah,
sabredenlerle beraberdir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

154. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler”
demeyin; onlar diridir; ama siz
fark etmiyorsunuz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 19)

155. Muhakkak sizi biraz korku, aç-
lık, mallardan, canlardan ve ürünlerden
azaltma ile deneriz. Sabredenleri
müjdele.
156. Onları (o sabredenleri) ki, bir musibete
uğradıklarında, “Kuşkusuz biz
Allah’tanız ve kuşkusuz O’na döneceğiz.”
derler.
157. İşte Rablerinin özel bağışları ve
rahmeti onlaradır ve onlar doğru yolu
bulanlardır.
158. Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın
(koyduğu ibadet) alâmetlerindendir.
Kim hac için Beytullah’ı ziyaret eder
veya umre yaparsa, onları tavaf etmesinin
kendisine bir sakıncası yoktur. Kim
kendi isteğiyle bir iyilik yaparsa, (bilsin
ki) Allah, iyiliğin karşılığını veren
ve (her şeyi) bilendir.
159. İndirdiğimiz açık delilleri ve doğru
yolu kitapta insanlara açıklamamızdan
sonra gizleyenler var ya, işte Allah
onlara lanet eder, lanet edenler de onlara
lanet ederler.
Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Ümmetim içinde bid’at ortaya çıktığında,
âlim, ilmini ortaya koymalıdır; bunu
yapmazsa, Allah’ın laneti onun üzerine olsun.”
(bk. es-Safî Tefsiri.)

160. Ama tövbe edenler, (kendilerini)
düzeltenler ve (hakkı) açıklayanlar bunun
dışındadır. Bunların tövbelerini kabul
ederim. Ben, tövbeyi çok kabul eden
ve sürekli merhamet edenim.

161. Kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenler
var ya, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların
laneti onlaradır.
162. Ebediyen onda (o lanette) kalırlar;
azapları hafifletilmez ve onlara bir süre
de tanınmaz.
163. Sizin tanrınız, tek tanrıdır. O’ndan
başka bir tanrı yoktur; (O) rahman ve
rahimdir (merhameti her şeyi kapsayan
ve sürekli merhamet edendir).

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

164. Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ve gündüzün birbiri ardınca
gelmesinde, denizde insanların yararına
dolaşan gemilerde, Allah’ın gökten
su indirip onunla yeri ölümünden sonra
diriltmesinde ve onda (yeryüzünde) her
türlü canlıdan yaymasında, rüzgârların
dolaştırılmasında ve gökle yerin arasında
emir altında tutulan bulutta düşünenler
için ayetler (açık nişaneler) vardır.
165. İnsanlardan bazıları, Allah yerine
başka şeyleri kendilerine tanrı edinirler.
Onları Allah’ı severcesine severler. İman
edenlerin Allah’a sevgisi ise daha kuvvetlidir.
Keşke zalimler, azabı görecekleri
zaman (kıyamet gününde) bütün gücün
Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının
çetin olduğunu bir görselerdi!

166. O zaman kendilerine uyulup arkalarından
gidilenler, kendilerine
uyanlardan uzaklaşırlar; (her iki topluluk
da) azabı görürler ve aralarındaki
bağlar kopar.
167. Uyanlar, “Keşke bizim için (dünyaya)
bir dönüş olsaydı da onlar bizden
uzaklaştıkları gibi biz de onlardan
uzaklaşsaydık!” derler. Böylece Allah,
onların işlerini pişmanlık ve üzüntü
kaynağı olarak kendilerine gösterir.
Onlar, ateşten çıkacak değillerdir.
168. Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve
temiz olan şeylerden yiyin ve Şeytan’ın
adımlarını izlemeyin. Şüphesiz o, size
apaçık bir düşmandır.
169. O, sadece size kötülüğü, iffetsizliği
ve Allah hakkında (doğruluğunu) bilmediğiniz
şeyi söylemenizi emreder.
Temelsiz varsayım ve görüşlere dayanarak
dindeki gerçekleri değiştirmeye kalkışan
bazı kimselerin söz ve tavırlarıyla Rahman’ın
değil, Şeytan’ın emrinde oldukları gerçeği
bu ayet ışığında açıklık kazanır. Tarih boyunca
ve günümüzde batıl akımların ortaya
çıkışının en önemli sebeplerinden biri,
gerekli takvaya ve ilmi salahiyete sahip olmayan
insanların din adına konuşmalarıdır.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir: “İki hasletten uzak dur; çünkü önceden
helak olanlar, şu iki haslet yüzünden
helak oldular: Kendi görüşüne dayanarak
insanlara fetva vermekten ve bilmediğin
şeye bağlanmaktan.” Bir başka rivayette
şöyle nakledilmiştir: İmam Muhammed
Bâkır (a.s)’a, “Allah’ın insanlar üzerindeki
hakkı nedir?” diye sordular. İmam, “Bildikleri
şeyi söyleyip, bilmedikleri şeyi söylemekten
geri durmalarıdır.” diye buyurdu. (bk. el-Kâfî,
c.1, s.42-43.)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

170. Onlara, “Allah’ın indirdiğine inanın.”
denince, “Biz babalarımızı neye
bağlı bulduksa, ona uyarız.” derler. Ya
babaları bir şey anlamayan ve doğru
yolu bulmayan kimseler idiyseler?!
171. Kâfirlerin (kendilerini imana çağıran
kimse açısından) durumu, çağırma
ve bağırmadan başka bir şey duymayan
(hayvanlar)a haykıran kimsenin
durumuna benzer; sağırdırlar, dilsizdirler,
kördürler; bu yüzden hiçbir şey
anlamazlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 20)

172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz temiz
rızıklardan yiyin. Eğer yalnız Allah’a
ibadet ediyorsanız, O’na şükredin.
Cümlede yer alan şartın önce gelmesi için
zamir ile ismin yerini değiştirdik. Cümlenin aslı
şöyledir: “Allah’a şükredin, eğer yalnız O’na
ibadet ediyorsanız.” Nimete şükretmek; nimetlerin
Allah’tan geldiğine inanmak, haramlardan
sakınarak o nimetleri Allah’ın emrettiği
şekilde kullanmak ve dille de Allah’a
hamd etmekle olur. (bk. es-Safî Tefsiri.)

173. O, sadece ölü hayvanı, kanı,
domuz etini ve Allah’tan başka bir şeyin
ismi anılarak kesilen hayvanı size
haram kılmıştır. Ama bir kimse, zulmetmeden
ve haddi aşmadan (bunları
yemeye) mecbur kalırsa, ona bir günah
yoktur. Şüphesiz, Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 21)

174. Gerçekten Allah’ın kitaptan indirdiği
şeyi gizleyip onu az bir değer
karşılığında satanlar var ya, onların
yiyip karınlarına doldurdukları ancak
ateştir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz
ve onları (kötülükten) arındırmaz
ve onlara acı bir azap vardır.

(“Ekele” maddesi “fi” ekiyle birlikte kullanıldığı
zaman karnını bir şeyle doldurmak anlamına
gelir.)

175. İşte hidayet yerine sapıklığı ve bağışlanma
yerine azabı satın alanlar onlardır.
Onlar, ateşe karşı ne kadar da pervasız ve
dayanıklıdırlar!
176. Bu (azap) şunun içindir ki, Allah kitabı
hak üzere indirmiştir ve kitap hakkında
ihtilaf edenler derin bir ayrılığa
düşmüşlerdir.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına
çevirmeniz değildir. (Gerçek) iyilik;
Allah’a, kıyamet gününe, meleklere, kitaba
ve peygamberlere iman eden, Allah’ın
sevgisi üzere malı yakınlara, yetimlere,
düşkünlere, yolda kalmışlara, dilenenlere
ve köleleri kurtarma uğruna veren,
namazı tam olarak kılan ve zekâtı veren
kimseler ile ahitleşince ahitlerine vefa
edenler ve darlık, sıkıntı ve savaş zama-
nında direnip sabredenler(in iyiliği)dir.
İşte doğru olanlar, bunlardır ve (gerçek)
takvalılar ancak bunlardır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 22)

178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında
size kısas (hükmü) yazılmıştır.
Hüre karşı hür, köleye karşı köle ve
kadına karşı kadın (kısas edilir). Kime
din kardeşi tarafından bir şey (kısas
hakkı) bağışlanırsa, artık iyi ve beğenilir
olana uymak ve (öldürülenin diyetini)
ona (ölünün velisine) iyilikle
ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden size
bir hafifletme ve merhamettir. Bundan
(kısastan vazgeçildikten) sonra haddi
aşana acı bir azap vardır.

179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin
için hayat vardır; umulur ki takvalı
olursunuz.
Kısasın hayat ve yaşayış vesilesi oluşu kısaca
şu şekilde açıklanabilir: Birini öldürmek
isteyen kimse, kendisinin kısas edileceğini
bilse, adam öldürmekten vazgeçer. Bu da,
hem kendisinin, hem de öldürmek istediği
kişinin ölümden kurtulmalarına ve hayatlarını
sürdürmelerine sebep olur. Başka bir ifadeyle,
toplum fertleri kısasın farz olduğunu
bildikten sonra, başkasını öldürmeye kolayca
cesaret edemezler. Böylece toplumda
öldürülme olayı kendiliğinden azalmış olur.
(bk. es-Safî Tefsiri.)

180. Birinize ölüm geldiği zaman, kendinden
sonraya (çok miktarda) mal
bırakıyorsa, ana, baba ve yakınlara iyi
ve beğenilir bir tarzda vasiyet etmesi
(hükmü) size yazılmıştır. Bu, takvalılara
düşen bir hak ve görevdir.
181. Kim vasiyeti işittikten sonra onu değiştirirse,
şüphesiz bunun günahı değiştirenlere
aittir. Allah, işiten ve bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 23)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

182. Kim bir vasiyet edenin (yanılarak)
haksızlığa meyletmesinden veya (bilerek)
günaha düşmesinden korkar da
aralarını bulursa, ona bir günah yoktur.
Gerçekten Allah, bağışlayan ve sürekli
merhamet edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 24)

183. Ey iman edenler! Oruç (hükmü) sizden
öncekilere yazıldığı gibi size de yazılmıştır;
umulur ki takvalı olursunuz.
Mecmau’l-Beyan Tefsiri’nde yer alan bir rivayete
göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Bu ayette yer alan hitabın
lezzeti, (Ey müminler diye Allah’ın, kullarına
hitap etmesi,) oruç ibadetindeki yorgunluk
ve zorluğu gidermiştir.”
“Sizden öncekilere yazıldığı gibi” yani, sizden
önceki peygamberler ve ümmetlere de
oruç farz kılınmıştır. Hz. Ali’den nakledilmiştir
ki: “Onların ilki Âdem’dir.” (bk. Cevamiu’l-
Cami Tefsiri.)

184. Sayılı günlerde (olmak üzere oruç
size farz kılındı). İçinizden hasta olan
veya yolculukta bulunan (o günlerin
sayısıca) diğer günlerde oruç tutar.
Oruç tutmaya gücü yetmeyenler (her
gün için) bir fakiri doyurmakla fidye
verirler. (Bunun yanı sıra) kim gönüllü
olarak bir iyilik yaparsa, bu, kendisi
için daha iyidir. Eğer bilseniz, oruç tutmanız
sizin için daha hayırlıdır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 25)

185. Ramazan ayı (o sayılı günleri
içerir) ki, onda Kur’ân, insanlara yol
gösterici, hidayetin ve hakkı batıldan
ayırmanın açık delilleri olarak indirilmiştir.
Öyleyse sizden bu ayı idrak
eden (bu ayda seferde olmayıp da
mukim olan), onu oruç tutsun. Hasta
veya yolculukta olan ise, (o günlerin
sayısınca) diğer günlerde oruç tutsun.
Allah size kolaylık ister, zorluk istemez;
bir de sayıyı tamamlamanız ve size yol
göstermesine karşılık Allah’ı ululamanız
için (bu hükmü koymuştur). (Hastalık ve
yolculuk günlerinin yerine diğer günlerde
oruç tutmayı emretmiştir.) Umulur ki
şükredersiniz.

186. Kullarım sana beni sorduklarında,
(onlara de ki:) Ben (onlara) yakınım; bana
dua edince, dua edenin duasını kabul
ederim. Onlar da benim çağrımı kabul
edip bana iman etsinler. Umulur ki (hakka)
erişirler.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

187. Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak
size helal kılındı. Onlar size elbisedir, siz
de onlara elbisesiniz. Allah sizin kendinize
hıyanet ettiğinizi bildi de sizin tövbenizi
kabul etti ve sizi affetti. Artık (Ramazanın
gecelerinde) onlarla bir araya gelin ve
Allah’ın size takdir ettiğini isteyin. Sabahın
aydınlığı (gecenin) karanlığından size belirinceye
kadar yiyip için. (Aydınlık belirdikten)
sonra akşama kadar orucu tamamlayın.
Mescitlerde itikâfta (ibadete çekilmiş)
olduğunuz zamanlarda kadınlarla temasta
bulunmayın. Bunlar (bu hükümler),
Allah’ın koyduğu sınırlardır; bu sınırlara
yaklaşmayın. Allah, ayetlerini böylece insanlara
açıklar. Umulur ki takvalı olurlar.
188. Mallarınızı aranızda haksız olarak
yemeyin ve (haksızlık olduğunu) bildiğiniz
hâlde günah işleyerek insanların
malından bir kısmını yemek için
malınızı (rüşvet olarak) yöneticilere
vermeyin.
189. Sana hilalleri (ayın hilal hallerini)
soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve
hac için vakit ölçüleridir.” Evlere arkalarından
girmeniz iyilik değildir. İyilik,
takvalı olanın davranışıdır. Evlere
kapılarından girin. Allah’tan korkun;
umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 26)

190. Sizinle savaşanlarla Allah yolunda
savaşın; (fakat) haddi aşmayın (haksız
yere kimseye saldırmayın). Allah, haddi
aşanları sevmez.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

191. Onları (müşrikleri) yakaladığınız
yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden
(Mekke’den) siz de onları çıkarın.
Fitne çıkarmak (Allah’a şirk koşmak ve
müminlere işkence edip yurtlarından
çıkarmak), adam öldürmekten daha
kötüdür. Onlar, Mescidu’l Haram’da
sizinle savaşmadıkça siz de onlarla orada
savaşmayın. Sizinle (orada) savaşırlarsa,
onları öldürün. İşte kâfirlerin
cezası böyledir.
192. Eğer (sizinle savaşmaktan ve şirkten)
vazgeçerlerse, (onları affedin;) şüphesiz,
Allah affeden ve sürekli merhamet
edendir.
193. Fitne yok oluncaya ve din (kulluk)
yalnız Allah’a yönelik (ait) oluncaya
kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse,
zalimlerden başkasına saldırı
yoktur.
194. Haram aydaki saldırıya haram
aydaki saldırıyla karşılık verilir. Saygısı
farz olan şeyleri çiğnemenin kısası
vardır. O hâlde, size saldırana siz de
saldırısının misliyle saldırın. Allah’tan
korkun ve bilin ki, Allah takvalılarla
beraberdir.
195. (Mallarınızı) Allah yolunda harcayın.
Kendi elinizle kendinizi tehlikeye
atmayın ve iyilik edin; şüphesiz, Allah
iyilik edenleri sever.
196. Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.
Eğer (hac amellerini tamamlamaktan)
alıkonulursanız, (ihramdan
çıkmak için) gücünüzün elverdiği bir
kurbanlık hazırlayın. Kurbanlık, kesileceği
yere ulaşıncaya kadar başınızı tıraş
etmeyin. Sizden biri hasta veya başında
bir rahatsızlık olursa, (tıraş olmaya) bedel
olarak oruç tutması veya sadaka vermesi
ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende
olduğunuz zaman, kim umreyi bitirerek
hac amellerine girerse (temettü hacını
yerine getirirse), gücünün yettiği bir kurban
kesmesi gerekir. (Kurbanlık) bulmayan
kimse, tam on gün olmak üzere, üç
gün hacda ve yedi gün de döndükten
sonra oruç tutar. Bu (temettü hacı), ailesi
Mescidu’lHaram
civarında oturmayan
kimseler içindir. Allah’tan korkun ve bilin
ki, Allah’ın azabı çetindir.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

197. Hac, bilinen aylardadır. Kim bu aylarda
hac farzını yerine getirirse, (bilmelidir
ki,) hacda kadınlara yaklaşmak, günah
sayılan (yalan konuşmak ve sövüş gibi)
davranışlarda bulunmak ve cidal etmek
(münakaşa yapmak) yoktur. Ne iyilik yaparsanız,
Allah onu bilir. Kendinize yol
azığı hazırlayın. (Bilin ki) en iyi azık, takvadır.
Ey akıl sahipleri! Benden korkun.
198. (Hac yolculuğu esnasında ticaret
yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütuf
(kazanç) aramanızda size bir günah
yoktur. Arafat’tan hep birlikte akın edince,
Meş’aru’l Haram’da Allah’ı anın; sizi
doğru yola ilettiği için O’nu anın; oysa
siz ondan önce sapmışlardan idiniz.

199. Sonra halkın toplu olarak akın
ettiği yerden (Meş’aru’lHaram’dan
Mina’ya doğru) siz de akın edin ve Allah’tan
bağışlanma dileyin. Şüphesiz,
Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet
edendir.
200. Hac amellerinizi bitirdiğinizde babalarınızı
andığınız gibi, hatta ondan
daha güçlü bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan
bazısı, “Rabbimiz bize dünyada
(istediğimiz şeyleri) ver.” derler.
Bunlara ahirette bir pay yoktur.
201. Onlardan bazısı da, “Rabbimiz
bize dünyada da iyilik ver, ahirette de
iyilik ver ve bizi cehennemin azabından
koru.” derler.
İmam Ali (a.s)’dan Peygamber (s.a.a)’in
şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Allah kime
şükreden bir kalp, zikreden bir dil, dünya ve
ahiret işlerinde kendisine yardımcı olan bir
zevce (hanım) verirse, ona dünya ve ahiret
iyiliğini vermiş ve cehennem ateşinden onu
korumuştur.” (bk. Mecmau’l-Beyan.)

202. İşte bunlara kazandıklarından bir
pay vardır. Allah’ın hesap görmesi çok
süratlidir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

203. Sayılı günlerde Allah’ı anın.
Kim acele ederek (Mina’daki
amelleri) iki günde yaparsa,
ona bir günah yoktur. Kim de
gecikirse, ona da bir günah
yoktur. (Bu hüküm, ihram haramlarından)
korunanlar içindir. Allah’tan
korkun ve bilin ki, şüphesiz siz, O’nun
katında toplanacaksınız.

204. İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya
yaşayışı hakkında söyledikleri seni
hayrete düşürür ve kalbinde olana da
Allah’ı tanık tutar; hâlbuki o, en yaman
düşmandır.
205. (Senin yanından) ayrılıp gittiğinde,
yeryüzünde bozgunculuk yapmaya,
ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah
bozgunculuğu sevmez.
206. Ona, “Allah’tan kork!” denince,
gururu kendisini günaha sevk eder.
Artık (ceza olarak) ona cehennem yeter.
Orası ne kötü bir yataktır!
207. İnsanlardan öylesi de var ki, Allah’ın
rızasını elde etmek için canını
satar (feda eder). Allah, kullarına şefkatlidir.
Bu ayet Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olmuştur.
Kureyş müşriklerinin Peygamber’i öldürmek
için gizlice sözleşmeleri üzerine,
Peygamber (s.a.a) Mekke’den ayrılmak
zorunda kaldı. Düşmanların Peygamber’in
Mekke’den ayrıldığını fark etmemeleri için
birisinin onun yerinde yatması gerekiyordu.
Bu işte can tehlikesi olmasına rağmen Hz.
Ali (a.s), Allah’ın rızasını kazanmak için kendisini
Resulullah (s.a.a)’e feda etmeye hazır
oldu ve Peygamber’in yatağında yattı. Rivayete
göre, Hz. Ali, Peygamber’in yerinde
yattığında Cebrail onun baş ucunda ve Mikail
ayak tarafında bekliyorlardı ve Cebrail
şöyle diyordu: “Ne mutlu sana ey Ali! Kim
senin gibi olabilir! Melekler seninle iftihar etmekteler.”
(bk. es-Safî Tefsiri; Taberî, Tefsir, 2

/ 99; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1 / 331;
Üsdü’l-Gabe, 4 / 45; İbn Asakir, Tarih-u Dimaşk,
1 / 137; Biharu’l-Envar, 19 / 60.)

208. Ey iman edenler! Hep birden barış
ve esenliğe girin. Sakın Şeytan’ın adımlarını
izlemeyin; kuşkusuz, o size açık bir
düşmandır.
209. Size apaçık deliller geldikten sonra
(hak yoldan) sürçerseniz, şunu (iyi) bilin
ki, Allah üstündür ve hikmet sahibidir.
210. Onlar, Allah’ın ve meleklerin beyaz
buluttan gölgelikler içinde gelmelerini
mi bekliyorlar?! Oysa o zaman Allah’ın
emri gerçekleşmiş olur! Bütün işler
Allah’a döner.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

211. İsrailoğulları’na sor ki, biz onlara
ne kadar açık ayet (mucize) verdik! Kim
Allah’ın nimetini, kendisine geldikten
sonra değiştirirse, (nankörlük ederse, bilsin
ki) şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.
212. Kâfir olanlara dünya yaşayışı çekici
kılınmıştır. Onlar, iman edenlerle alay
ederler. Oysa takvalı olanlar, kıyamet gününde
onların üstünde olacaklardır. Allah,
dilediğine hesapsız rızık verir.
213. İnsanlar bir tek ümmet (topluluk)
idi. Sonra Allah müjdeleyici ve korkutucu
olarak peygamberleri gönderdi ve
insanlar arasında ayrılığa düştükleri
şeylerde yargıda bulunmak için onlarla
beraber hak üzere kitap indirdi. Ama
kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller
kendilerine geldikten sonra ara-
larındaki zulüm ve azgınlıktan ötürü
onda ayrılığa düştüler. Bunun üzerine
Allah, kendi izni ile iman edenleri ayrılığı
düştükleri gerçeğe iletti. Allah,
dilediğini doğru yola iletir.

214. Yoksa sizden önce gelip geçmiş
olanların başlarına gelen zorlukların
benzerinin sizin de başınıza gelmeden
cennete gireceğinizi mi sandınız?!
Onlar, öylesine yoksulluk, darlık ve
sıkıntılara uğramış ve sarsılmışlardı
ki, (nihayet) peygamber ve beraberindekiler,
“Allah’ın yardımı ne zaman?!”
demişlerdi. Biliniz ki, Allah’ın yardımı
yakındır!
215. Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını
soruyorlar. De ki: “Harcayacağınız
her türlü mal, ana baba,
yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda
kalanlar için olmalıdır. Şüphesiz, Allah
yapacağınız her iyiliği bilir.”

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

216. Hoşunuza gitmediği hâlde savaş
size yazıldı (farz kılındı). Hoşunuza
gitmeyen birçok şey sizin için hayırlı
ve hoşunuza giden birçok şey de sizin
için kötü olabilir. Allah (sizin yararınıza
olanı) bilir, ama siz bilmezsiniz.
217. Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar.
De ki: “O ayda savaşmak, büyük
bir günahtır. Ama (insanları) Allah’ın
yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek,
(insanları) Mescidu’lHaram’dan
alıkoymak ve halkını oradan çıkarmak,
Allah katında daha büyük bir günahtır.
Fitne çıkarmak ise, adam öldürmekten
de büyüktür.” (Müşrikler) güçleri yetse,
sizi dininizden döndürene kadar
sizinle sürekli savaşırlar. Sizden kim
dininden döner ve kâfir olarak ölürse,
işte bunların yaptıkları dünyada da,
ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler;
orada sürekli kalırlar.
(Ayette geçen haram aydan maksat haram
aylardan olan Recep ayıdır)

218. Şüphesiz, inananlar ve Allah yolunda
hicret ve cihad edenler, işte bunlar,
Allah’ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
219. Şarap ve kumar hakkında sana soruyorlar.
De ki: “Bu ikisinde büyük bir
günah ve insanlar için (birtakım) yararlar
vardır. Ancak o ikisinin günahı, yararından
daha büyüktür.” Allah yolunda ne
harcayacaklarını sana soruyorlar. De ki:
“İhtiyacınızdan fazla olanı.” Allah, ayetlerini
size böyle açıklıyor ki düşünesiniz,

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

220. dünya ve ahiret hakkında. Yetimler
hakkında sana soruyorlar. De ki: “Onların
işlerini düzeltmek, (onları sahipsiz bırakmaktan)
daha iyidir. Eğer onlarla bir arada
yaşarsanız (ve mallarınızı karıştırırsanız,
bunun bir sakıncası yoktur) onlar sizin
kardeşinizdir. Allah, bozgunluk yapanla
(yetimin işlerini) düzelteni bilir. Allah dilese,
sizi zahmet ve zorluğa sokar. Şüphesiz,
Allah üstündür ve hikmet sahibidir.”
“Dünya ve ahiret hakkında” ibaresi önceki
ayetteki son cümleye aittir. Yani, “Allah, ayetlerini
size böyle açıklıyor ki, dünya ve ahiret
hakkında düşünesiniz.”

221. Allah’a ortak koşan kadınlarla, iman
etmedikçe evlenmeyin. İman etmiş bir
cariye, Allah’a ortak koşan bir kadın
dan onu
beğenseniz biledaha
iyidir.
Allah’a ortak koşan erkekleri de, iman
etmedikçe (kızlarınızla) evlendirmeyin.
İman etmiş bir köle, Allah’a ortak
koşan bir erkekten onu
beğenseniz
biledaha
iyidir. Onlar (sizi) ateşe çağırırlar;
Allah ise kendi izniyle (yardımıyla)
sizi cennete ve mağfirete çağırır
ve hatırlasınlar (öğüt alsınlar) diye
ayetlerini insanlara açıklar.

222. Senden kadınların aybaşı hâli
hakkında soruyorlar. De ki: “O bir rahatsızlıktır.
Bu yüzden aybaşı hâli döneminde
kadınlardan (onlarla cima
etmekten) uzak durun; temizleninceye
kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde
ise, Allah’ın emrettiği yerden
onlara yaklaşın.” Allah, sürekli
tövbe edenleri sever; temizlenenleri de
sever.
223. Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza
istediğiniz şekilde gelin. Kendiniz
için (iyi amellerle) hazırlık yapın.
Allah’tan korkun ve bilin ki O’na varacaksınız.
İman edenleri müjdele!
224. İyilik yapmaktan, takvalı olmaktan
ve insanların arasını bulmaktan
sakınmak için Allah’ı yeminlerinize
konu yapmayın. Allah, duyan ve
bilendir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

225. Allah, boşuna yemin etmenizden
dolayı sizi sorumlu tutmaz, ama kalbinizin
edindiği şeyden (kirlenme ve
günahtan) dolayı sizi sorumlu tutar.
Allah, bağışlayandır ve halimdir.
226. Kadınlarına yaklaşmamaya yemin
edenler dört ay beklerler. Eğer (bu süre
içinde kadınlarına) dönerlerse, (bilsinler
ki) Allah bağışlayandır ve sürekli
merhamet edendir.
227. Eğer boşamaya karar verirlerse,
şüphesiz, Allah işiten ve bilendir.
228. Boşanmış kadınlar, kendi kendilerine
üç temizlik süresi beklerler. Allah’a
ve ahiret gününe inanıyorlarsa, rahimlerinde
Allah’ın yarattığını (çocuğu)
gizlemeleri onlara helal değildir. Kocaları,
(onlarla) aralarını düzeltmek ve
uzlaşmak isterlerse, bu süre içerisinde
onları geri almaya tam olarak hak sahibidirler.
Kadınların yükümlülükleri
kadar (erkekler üzerinde) hakları da
vardır. Ama erkekler, onlara karşı bir
derece üstünlüğe sahiptirler. Allah, üstündür
ve hikmet sahibidir.
229. Boşama iki defadır. Sonra ya (iddet
süresinde boşamadan vazgeçerek
kadını) iyilikle tutar, ya da güzellikle
salıverir. Kadınlara verdiklerinizden
bir şey almanız, size helal değil; fakat
eşler Allah’ın sınırlarını (evlilik hükümlerini)
doğru bir şekilde koruyamayacaklarından
korkarlarsa, o başka.
Eğer onların (kadın kocasına rağbetsiz
olduğundan dolayı) Allah’ın sınırlarını
koruyamayacaklarından korkarsanız,
kadının (erkeğe onu boşaması
için) ödediği bedelde her iki taraf için
de bir sakınca yoktur. Bunlar, Allah’ın
koyduğu sınırlardır; o hâlde bu sınırları
aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa,
işte onlar zalimlerdir.

230. Eğer (üçüncü defa) boşarsa, bu boşamadan
sonra, kadın başka bir kocayla
evlenmedikçe, (onunla evlenmesi) kendisine
(birinci kocaya) helal olmaz. Eğer
ikinci koca onu boşarsa, Allah’ın sınırlarını
koruyacaklarını sanırlarsa, o zaman
(birbirlerine) dönmelerinde onlara bir
sakınca yoktur. Bunlar, Allah’ın koyduğu
sınırlardır; (Allah) bunları, bilgi sahibi
olan kimselere açıklar.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

231. Kadınları boşadığınızda, (bekleme)
sürelerini bitirdiler mi, ya iyilikle onları
tutun ya da iyilikle onları salıverin. Haklarına
tecavüz etmek için zarar verecek
şekilde onları tutmayın. Kim bu işi yaparsa,
kendine yazık etmiştir. Allah’ın
ayetlerini alaya almayın. Allah’ın size
verdiği nimeti ve öğüt vermek üzere size
indirdiği kitap ve hikmeti anın. Allah’tan
korkun ve bilin ki, Allah her şeyi bilir.
232. Kadınları boşadığınızda, (bekleme)
sürelerini bitirdiler mi, aralarında iyilikle
anlaşırlarsa, kocalarıyla evlenmelerine
engel olmayın. Bu, sizden Allah’a ve ahi
ret gününe inananlara verilen bir öğüttür.
Bu (öğüde uymak), sizin için daha hayırlı
ve daha temizdir. Allah (her şeyi)
bilir, (ama) siz bilmezsiniz.

233. Anneler, tam iki yıl çocuklarına
süt verirler. Bu (hüküm), emzirmeyi tamamlamak
isteyenler içindir. Onların
yiyeceğini ve giyeceğini örfe uygun bir
şekilde temin etmek, çocuğun babasına
düşer. Herkes ancak gücü yettiği
ölçüde yükümlüdür. Anne çocuğu yüzünden
ve baba da çocuğu yüzünden
zarara uğratılmaz. (Çocuğun babası
hayatta olmazsa) mirasçıya da bu işleri
yapmak düşer. Anne ve baba, aralarında
anlaşarak ve danışarak (çocuğu
erken) sütten kesmek isterse, onlara
bir günah yoktur. Eğer (sütanne tutup)
çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, vereceğinizi
örfe uygun bir şekilde ödediğiniz
takdirde, size bir günah yoktur.
Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah
yaptığınız işleri görür.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

234. İçinizden vefat eden erkeklerin
geride bırakmış olduğu eşleri, kendi
kendilerine dört ay on gün beklerler.
(Bekleme) müddetlerini bitirdiklerinde,
kendi haklarında örfe uygun bir şe-
kilde yaptıkları işlerde size bir günah
yoktur. Allah, yapmakta olduğunuz
işlerden haberdardır.
235. (İddette olan) kadınlara evlenmek
isteğinizi üstü kapalı olarak anlatma-
nızda veya bu (isteğinizi) içinizde gizli
tutmanızda size bir günah yoktur. Allah,
onları anacağınızı bilir. Meşru söz
söylemek dışında onlarla gizlice sözleşmeyin
ve farz olan bekleme müddeti
bitmeden evlenme bağını kesinleştirmeyin.
Bilin ki, Allah sizin içinizde
olanları bilir. Öyleyse O’ndan çekinin
ve bilin ki, gerçekten Allah bağışlayandır
ve halimdir.
236. Kadınlara dokunmadan (onlarla
cinsel ilişkiye girmeden) veya onlar
için bir mehir belirlemeden onları boşarsanız,
size bir günah yoktur. Ama
onları (mehri belirlenmeden boşadığınız
kadınları) örfe uygun bir şekilde
yararlandırın; zengin kendi durumuna
göre, fakir de kendi durumuna göre. Bu,
iyilik yapanlar üzerinde bir haktır.

237. Onlar için bir mehir belirlemiş olursanız
da kendilerine dokunmadan önce
onları boşarsanız, belirlediğiniz mehrin
yarısını onlara vermelisiniz. Ancak (boşanmış)
kadınların kendileri (bu haklarından)
vazgeçerler veya nikâh bağı
elinde bulunan kimse (veli) (bundan)
vazgeçerse, o başka. Affetmeniz, takvalı
olmaya daha yakındır. Aranızda iyiliği
unutmayın. Şüphesiz, Allah yaptıklarınızı
görür.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

238. Namazları ve (özellikle) orta namazı
koruyun. Teslimiyet ve itaat hâlinde Allah
için ayağa kalkın (ayakta namaz kılın).
239. Eğer (düşmandan veya başka bir tehlikeden)
korkarsanız, (o zaman namazı)
yürüyerek yahut binekte kılın. Güvenliğe
erişince de, bilmediklerinizi size öğrettiği
gibi Allah’ı anın.
240. Sizden vefat edip geride eşler bırakanlar,
eşlerinin, evlerinden çıkarılmadan
bir yıla kadar bıraktıkları maldan
yararlanmaları hususunda (sağlıklarında)
vasiyet etmelidirler. Eğer (kadınların
kendileri) çıkarlarsa, kendileri haklarında
yaptıkları meşru işlerden dolayı size
bir günah yoktur. Allah üstündür, hikmet
sahibidir.

241. Boşanmış kadınların örfe uygun
bir şekilde (eski kocalarının malından
bir süre geçimlerini sağlamak için) yararlanma
hakları vardır. Bu, takvalılara
bir borçtur.
242. Allah, anlayasınız diye ayetlerini
size böylece açıklamaktadır.
243. Binlerce kişi oldukları hâlde ölüm
korkusundan yurtlarından çıkanları
görmedin mi? Allah onlara, “Ölün!”
dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz,
Allah insanlara ihsan edendir; ama insanların
çoğu şükretmezler.
244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki,
Allah (her şeyi) duyan ve bilendir.
245. Kendisi için kat kat arttırması üzere
Allah’a güzel bir borç verecek olan
kim var? Allah, (nimetini istediğine)
daraltır ve (istediğine) bollaştırır. Siz
O’na götürüleceksiniz.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

246. Musa’dan sonra İsrailoğulları’nın
ileri gelenlerini görmedin mi? Hani
onlar kendi peygamberlerine, “Bize
bir hükümdar gönder de (onun emrinde)
Allah yolunda savaşalım.” dediler.
Peygamber, “Ya size bir savaş yazılır da
savaşmazsanız?!”dedi. Onlar, “Yurtlarımızdan
çıkarılmış ve evlatlarımızdan
uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde
Allah yolunda neden savaşmayalım?!”
dediler. Ama kendilerine savaşmak
yazılınca onlardan az bir grup hariç
hepsi (sözlerinden) döndü. Allah, zalimleri
bilir.
247. Peygamberleri onlara, “Allah, size
Tâlut’u hükümdar olarak göndermiştir.”
dedi. Onlar, “Biz hükümdarlığa
ondan daha lâyık iken ve mal yönünden
de varlıklı olmadığı hâlde nereden
bize karşı hükümdarlık (hakkı) kazanabilir?!”
dediler. Peygamberleri, “Allah,
size (hükümdar olarak) onu seçmiş, ilim
ve vücut yönünden ona fazlalık vermiştir.”
dedi. Allah, hükümdarlığını istediğine
verir. Allah, (güç ve merhametiyle her
şeyi) kapsayandır ve bilendir.

248. Peygamberlerii onlara dedi ki:
“Onun hükümdarlığının alameti, içinde
Rabbinizden bir güvence ve huzur olan,
Musa hanedanının ve Harun hanedanının
bıraktıklarından bir kalıntı bulunan
o sandığın gelmesidir; onu melekler taşır.
İnanmışsanız, bunda size bir (ilahî)
alâmet vardır.”

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

249. Tâlut askerlerle beraber (şehirden)
ayrılınca, “Allah sizi bir ırmakla deneyecektir.
Kim ondan (su) içerse, eliyle
bir avuç içen hariç, benden değildir.
Kim onu tatmazsa, o bendendir.” dedi.
Onlardan pek azı hariç, hepsi o ırmaktan
içtiler. Tâlut ve beraberinde bulunan
müminler o ırmaktan geçince, (o sudan
içenler,) “Bugün bizim Calut ve askerlerine
karşı koyacak gücümüz yoktur.” dediler.
Ama Allah’a kavuşacaklarına inananlar,
“Nice az topluluk var ki, Allah’ın
izniyle sayıca çok olan topluluğa üstün
gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
dediler.
250. Calut ve askerleriyle karşı karşıya
geldiklerinde, “Rabbimiz, bize sabır
ver, direnişimizi artır, bizi kâfirlere
karşı muzaffer eyle.” dediler.
251. Böylece Allah’ın izniyle onları
yenilgiye uğrattılar ve Davut, Calut’u
öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümranlık
ve hikmet verdi ve dilediğinden
ona öğretti. Eğer Allah’ın insanları birbirleriyle
savıp defetmesi olmasaydı,
kesinlikle yeryüzü bozulurdu. Fakat
Allah, tüm âlemlere karşı ihsan ve lütuf
edendir.
252. İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir;
onları hak üzere sana okuyoruz; şüphesiz,
sen peygamberlerdensin.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

253. O peygamberlerin bir kısmını
bir kısmından üstün kıldık. Onlardan
bazısı ile Allah konuşmuştur ve
bir kısmını da (verdiği) derecelerle
yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya da
açık deliller (mucizeler) verdik ve onu
Ruhü’lKudüs
ile destekledik. Allah
dileseydi, onlardan sonrakiler, kendilerine
açık deliller geldikten sonra, birbiriyle
çarpışmazlardı; fakat ayrılığa
düştüler; onlardan kimi iman etti, kimi
de inkâr etti. Allah dileseydi, onlar birbirleriyle
çarpışmazlardı; fakat Allah,
dilediği işi yapar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 27)

254. Ey iman edenler! Alışveriş, dostluk
ve şefaatin olmadığı gün gelip
çatmadan önce size verdiklerimizden
(Allah yolunda) harcayın. İnkâr edenler,
zalimlerin ta kendisidir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 28)

255. Allah, O’ndan başka hiçbir ilah
yoktur; diridir, her şeyi koruyan ve
ayakta tutandır. O’nu uyuklama ve
uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olan
her şey O’nundur. İzni dışında O’nun
katında kim şefaat (arabuluculuk)
edebilir? Onların önlerinde olanı da, arkalarında
olanı bilir. Dilediği miktardan
başka, O’nun bilgisinden hiçbir şeyi kavrayamazlar.
Kürsüsü (ilim ve gücü) gökleri
ve yeri kapsamıştır. Bunları korumak
ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 29)

256. Dinde zorlama yoktur. Gerçekten olgunluk,
eğrilikten ayrılmış, belli olmuştur.
Öyleyse kim tağutu (Allah’tan başka
tapılan şeyleri) inkâr eder ve Allah’a ina-
nırsa, kırılması olmayan en sağlam kulpa
yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 30)

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

257. Allah, inananların velisidir; onları
karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr
edenlerin velileri ise, tağutlardır; onları
aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. Onlar,
ateş ehlidirler ve orada ebedi kalırlar.
258. Allah kendisine saltanat verdi diye
Rabbi hakkında İbrahim’le tartışan kimseyi
görmedin mi? Hani İbrahim ona,
“Rabbim, dirilten ve öldürendir.” dedi.
O, “Ben (de) diriltir ve öldürürüm.” dedi.
İbrahim, “Allah güneşi doğudan getirir;
sen onu batıdan getir.” dedi. İnkâr eden
kimse tutulup kaldı. Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 31)

259. Yahut duvarları, tavanları üzerine
çökmüş bir köye uğrayan şahıs gibi. O,
“Allah bu köy halkını ölümünden sonra
nasıl diriltir?” dedi. Bunun üzerine
Allah onu yüz yıl öldürdü, sonra diriltti.
“Ne kadar burada kaldın?” dedi.
O, “Bir gün veya bir günün bir bölümü
kaldım.” dedi. Allah, “Oysa yüz
yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak,
hiç bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak
(nasıl çürüyüp gitmiştir). Seni insanlara
bir ayet kılalım diye (böyle yaptık).
Kemiklere bir bak! Nasıl onları kabartıyor,
sonra etle bürüyoruz.” dedi.
(Bu gerçek) ona açıklık kazandığında,
“(Artık) Allah’ın her şeye gücünün yettiğini
biliyorum.” dedi.
Bazı hadislerde bu şahsın ‘Ermiya Peygamber’,
diğer hadislerde ise onun ‘Uzeyr Peygamber’
olduğu nakledilmiştir. Bu olayın bu
iki peygamber hakkında da vuku bulmuş
olması muhtemeldir. Ayyaşî, kendi tefsirinde
şöyle nakleder: “Münafık birisi olan İbn
Kevva, Ali (a.s)’a, ‘Dünya halkı içerisinde
babasından daha büyük olan çocuk kimdir?’
diye sordu. İmam (a.s) şöyle buyurdu:
‘Onlar, Uzeyr’in çocuklarıdır. Uzeyr yıkılmış
bir köye uğradı. O, bir eşeğe binmiş, kendisine
ait bir tarladan gelmekteydi. Yanında
saman dolu bir selesi ve meyve suyu içeren
bir testisi vardı. Yıkık köye uğrayınca, ‘Allah,
ölümünden sonra burayı nasıl diriltir?’ dedi.
Bunun üzerine Allah onu öldürdü ve yüz yıl
ölü olarak bıraktı. Bu süre zarfında onun çocuğunun
çocukları oldu. Yüz yıl sonra Allah
tekrar onu öldürdüğü yaşta diriltti. İşte onun
çocukları babalarından daha büyük idiler.”
(Ayyaşî Tefsiri.) Bu konuyla ilgili çeşitli hadisleri
incelemek için bk. Mecmau’l-Beyan,
Kemalu’d-Din ve es- Safî Tefsiri.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

260. Hani İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüleri
nasıl dirilttiğini bana göster.” dedi.
(Allah,) “İnanmıyor musun?” dedi. O,
“Hayır, inanıyorum; fakat kalbim mutmain
olsun diye (bunu istedim).” dedi.
(Allah,) “Öyleyse dört kuş al; onları
doğrayıp bir araya topla; sonra her bir
dağın üzerine onlardan bir parça bırak;
sonra onları çağır; süratle sana gelirler.
Bil ki, Allah üstündür ve hikmet
sahibidir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 32)

261. Mallarını Allah yolunda harcayan
kimselerin durumu, yedi başak veren
bir tane gibidir; her başakta da yüz
tane vardır; Allah, dilediği kimseye de
kat kat artırır. Allah, (güç ve merhametiyle
her şeyi) kapsayan ve bilendir.
Allah yolundan maksat, İslam düşmanlarıyla
cihat, fakirlere yardım gibi her türlü hayır
yoludur. (bk. Mecmau’l-Beyan)

262. Mallarını Allah yolunda harcayan
ve harcamalarının peşi sıra minnet ve
eziyet etmeyen kimselerin mükâfatları,
Rablerinin katındadır; onlara bir korku
yoktur ve onlar üzülmezler de.
Kişinin, iyilik yaptığı kimseye, “Sana şu kadar
vermedim mi, sana iyilik etmedim mi, senin
ihtiyaçlarını gidermedim mi” gibi sözler söylemesi
minnet sayılır. Eziyet ise, “Allah beni
senden kurtarsın!” ve “Nasıl oldu da sana
yakalandım!” demekle olabileceği gibi,
yüzünü ona karşı ekşitmesi, onu incitmesi
veya birine yaptığı iyiliğe karşılık ondan bazı
işlerini yapmayı istemesiyle de olabilir. Bunlar,
eziyetin bazı çeşitleridir. (bk. Mecmau’l-
Beyan)

263. Uygun bir söz ve bağışlama, peşi
sıra eziyet gelen bir sadakadan daha iyidir.
Allah zengindir, halîmdir.
264. Ey iman edenler! Malını insanlara
gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret
gününe inanmayan kimse gibi sadakalarınızı
başa kakmak ve eziyet emekle batıl
etmeyin. Onun durumu, üzerinde toprak
bulunan sert ve düz bir kayaya benzer;
şiddetli bir yağmur ona vurur, onu sert
ve düz bir taş olarak bırakır. (Gösteriş
için mallarını harcayanların da) kazandıklarından
bir şey elde edemezler. Allah,
kâfirleri hidayete erdirmez.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 33)

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

265. Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve
kendilerini (inanç ve ihlâs yönünden) sağlamlaştırmak
için mallarını harcayanların
durumu, bol yağmur isabet edip de iki kat
ürün veren yüksekteki bir bahçeye benzer.
Bol yağmur ona yağmasa bile, bir çisenti
ona düşer. Allah yaptıklarınızı görür.
266. Sizden biriniz ister mi ki, altından
ırmaklar akan ve içinde her türlü meyve
bulunan, hurma ve üzüm ağaçlarından
bir bahçesi olsun, yaşlılık dönemi gelip
çattığı, güçsüz ve bakıma muhtaç çocukları
olduğu bir sırada bahçesine içinde ateş
bulunan bir kasırga isabet etsin ve bahçe
yanıp gitsin? İşte Allah, düşünürsünüz
diye ayetlerini size böyle açıklıyor.
267. Ey iman edenler! Temiz kazançlarınızdan
ve yerden sizin için çıkardığımız
şeylerden (Allah yolunda) harcayın.
Kendiniz bile, göz yummadan
almayacağınız değersiz şeylerden Allah
yolunda harcamaya yönelmeyin.
Bilin ki, Allah zengindir, övülendir.
268. Şeytan size fakirliği vaat ediyor
(fakirlikle sizi korkutuyor) ve size kötülüğü
emrediyor. Oysa Allah kendi
bağışlama ve lütfunu size vaat ediyor.
Allah, (güç ve merhametiyle her şeyi)
kapsayan ve bilendir.
269. O, dilediğine hikmeti verir. Kime
hikmet verilirse, gerçekten ona çok iyilik
verilmiştir. Ancak akıl sahipleri düşünüp
öğüt alırlar.
Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Kuşkusuz, Allah bana Kur’ân’ı ve
Kur’ân’a benzer hikmeti verdi. İçinde hikmet
bulunmayan her ev mutlaka harabe
olur. Öyleyse uyanık olun ve bilinç ve ilim
elde etmeye çalışın ve cahil olarak ölmeyin.”
(Mecmau’l-Beyan) ‘Hikmet’ ve ‘muhkem’
aynı kökten olup sağlam olan şey demektir
ve sağlam ilim ve bilgiler anlamında
kullanılır. Bilgiye hikmet (sağlam) denilmesi,
onu taşıyan kişinin kötülüklerden korunmasına
yol açtığı ve bu açıdan insanda
bir çeşit sağlamlığa sebep olduğu içindir.
(Mecmau’l-Beyan) Bir de “bir yaratıcının
varlığı ve ona şükretmenin gerekliliği” veya
“adaletin güzel, zulmün kötü olduğu” gibi
aklın idrak ettiği veya ilahî menşeli olan
ve peygamberler vasıtasıyla insanlara ulaşan
gerçek bilgilere hikmet denir. Çünkü
bu tür bilgiler zaman ve mekân etkisinde
kalmadıkları ve eksilmedikleri için kalıcı ve
sağlamdırlar. Buna göre sürekli değişmekte
olan teori ve görüşler bu kategoride değerlendirilemezler.
Çünkü onlar gerçek bilgiler
değildirler.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

270. Allah yolundaki her harcamanızı
ve yaptığınız her adağı, kuşkusuz Allah
bilir. Zalimlere bir yardımcı yoktur.
271. Eğer sadakaları aşikâr etseniz
(Allah için açıktan bağışta
bulunsanız), bu güzel bir
iştir; ama onu gizler de yoksullara
verseniz, bu sizin için daha
iyidir ve (Allah) günahlarınızdan bir
kısmını sizden giderir. Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır.

272. Sen onları hidayete erdirmekle yükümlü
değilsin. Ama Allah, dilediğini
hidayet eder. Allah yolunda harcadığınız
iyi şey (mal) kendiniz içindir. Sadece
Allah’ın rızasını kazanmak için harcama
yapın. Harcadığınız her iyi şeyin
(malın) karşılığı size tam olarak verilecektir
ve haksızlığa uğramayacaksınız.
Hidayet kavramının ‘hedefe ulaştırmak’ ve
‘yol göstermek’ olmak üzere iki kullanışı vardır;
burada maksat birinci anlamdır. Çünkü
ikinci anlamdaki hidayetin, peygamberlerin
asli görevlerinden olduğunda bir kuşku
yoktur. Buna göre ayetten murat şudur:
“Sen insanların hidayeti kabul etmelerini
sağlamakla yükümlü değilsin. Sana düşen,
sadece halka hakkı açıklamak ve onlara
doğru yolu göstermektir.”

273. (Sadakalar,) kendilerini Allah yoluna
verdikleri için mahsur kalan, (geçimlerini
sağlamak için) yeryüzünde
dolaşamayan yoksullara aittir. Bilmeyen
kimse, iffetli ve gözü tok olmaya
çalıştıkları için onları zengin sanır. Onları
simalarından tanırsın. Yüzsüzlükle
insanlardan bir şey istemezler. Allah
yolunda harcadığınız her iyi şeyi, Allah
hakkıyla bilir.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Bu ayet, Suffe ashabı hakkında nazil
olmuştur. Bunlar, Medine’de evleri ve kendilerini
barındıracak aşiretleri bulunmayan dört
yüze yakın (Muhacir) Müslüman idi. Mescit’te
(Mescidu’n-Nebi’nin kenarında kendilerine tahsis
edilmiş yerde) kalıyorlardı ve ‘Peygamber’in
gönderdiği her savaşa katılırız’ diyorlardı. Birisi
yemeğinden bir şey artınca geceleyin getirip
onlara verirdi.” (bk. Mecmau’l- Beyan.)

274. Mallarını gece gündüz,
gizli ve açık
olarak (Allah yolunda) harcayanlar, işte
onların mükâfatı Rablerinin yanındadır;
onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler
de.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 34)

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

275. Riba yiyenler, ancak Şeytan’ın çarparak
delirmesine yol açtığı kimsenin kalkması
gibi kalkarlar. Bu (duruma düşmeleri),
“Alışveriş de riba gibidir.” demeleri
yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal
kılmış ve ribayı haram kılmıştır. Kime
Rabbi tarafından bir hatırlatma ve öğüt
gelir de (riba yemeye) son verirse, önceki
(kazançları) kendisinindir ve hakkındaki
hüküm Allah’a kalmıştır. Kim de tekrar
(bu işe) dönerse, onlar ateş ehlidirler;
orada ebedi kalırlar.
Sermaye ve geliri garantiye almak hesabı
üzere hareket ederek riba yiyen (faizci) kişi,
asıl güven kaynağı olan Allah Teala’ya güven
ve tevekkül bağını koparmış olur. Böyle birisi,
Allah’a güvene davet eden akıl nimetinin

verilerinden mahrum sayılır ve böylece güvensizliğe
düşerek, ruhî ve manevî tehlikeler
uçurumuna yuvarlanmış olur. Sonuçta
onun davranışlarında aklî dengesizlik görülmeye
başlar. Belki de bu yüzden Allah’u
Teala, riba yiyenlerin tutumlarını deliren ve
dengesizleşen kişilerin tutumuna benzetmektedir.

276. Allah, ribayı (riba olarak alınan
parayı) azaltır ve yok eder; sadakaları
ise arttırır. Allah, hiçbir nankör ve
günahkâr insanı sevmez.
277. Kuşkusuz, iman eden ve iyi işler
yapan, namazı hakkıyla kılan ve zekâtı
veren kimselerin mükâfatları, Rablerinin
yanındadır; onlara bir korku yoktur
ve onlar üzülmezler de.
278. Ey iman edenler! Allah’tan korkun
ve inanmış iseniz, ribanın geri kalanını
(geri kalan riba taleplerinizi) bırakın.
279. Eğer böyle yapmazsanız, o zaman
Allah ve Resulü’ne karşı savaştığınızı
ilan edin. Eğer tövbe ederseniz, sermayeniz
sizindir; ne kimseye zulmedersiniz
ve ne de zulme uğrarsınız.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 35)

280. Eğer (size borçlu olan şahıs) sıkıntıda
ise, genişliğe çıkıncaya kadar
beklenmelidir. Eğer bilseniz, (onu) sadaka
olarak bağışlamanız, sizin için
daha iyidir.
281. Allah’a götürüleceğiniz günden
korkun. Sonra orada herkese elde ettikleri
tam olarak verilir ve onlara zulmedilmez.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

282. Ey iman edenler! Belli bir süreye
kadar birbirinize bir borç verdiğiniz
zaman onu yazın. İçinizden bir kâtip
dosdoğru ve adaletle (bunu) yazsın.
Hiçbir kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği
gibi (yazma gücünü verdiğine
şükür olarak) yazmaktan kaçınmasın.
Kâtip yazsın, üzerinde hak olan (borçlu)
da söyleyip yazdırsın ve Allah’tan
korksun, ondan bir şey azaltmasın.
Üzerinde hak olan kimse (borçlu) sefih
(akılsız) veya güçsüz olur ya da
söyleyip yazdıramıyorsa, velisi adaletle
söyleyip yazdırsın. Ve erkeklerinizden
iki kişiyi tanık tutun; eğer iki
erkek olmazsa, beğendiğiniz tanıklardan
bir erkek ve iki kadını tanık tutun
ki, kadınlardan biri unutursa (yanılırsa),
diğeri ona hatırlatsın. Tanıklar,
(tanıklık için) çağrıldıklarında kaçınmasınlar.
Az veya çok, onu (borcu) vadesine
kadar yazmaktan usanmayın. Bu
(yazmanız), Allah katında adalete daha
uygun, tanıklık için daha sağlam ve şüpheye
düşmemeniz için daha elverişlidir.
Ama aranızda (elden ele) gerçekleştirdiğiniz
peşin ticaret olursa, onu yazmamanızda
size bir günah yoktur. Alışveriş
yaptığınızda da tanık tutun. Yazıcı
ve tanığa bir zarar verilmemelidir. Eğer
yaparsanız (yazıcı veya kâtibe zarar verirseniz),
bu sizin için bir itaatten çıkma
olur. Allah’tan korkun. Allah size öğretir.
Allah, her şeyi hakkıyla bilir.

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

283. Eğer yolculukta olur da bir yazıcı
bulamazsanız, o zaman alınmış bir rehin
gerekir. Sizden biriniz diğerini emin bilirse,
emin bilinen kişi emaneti ödesin ve
Rabbi olan Allah’tan korksun. Şahitliği
gizlemeyin; kim şahitliği gizlerse, kuşkusuz
kalbi günah işlemiştir. Allah, yaptıklarınızı
hakkıyla bilir.
284. Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır.
İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz
de, Allah sizi onunla hesaba çeker;
dilediğini bağışlar ve dilediğine azap
eder. Allah’ın her şeye gücü yeter.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 36)

285. Peygamber, Rabbinden kendisine
indirilene inanmıştır ve müminlerin
de; hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına
ve peygamberlerine inanmışlardır.
“O’nun peygamberleri arasında
ayrım yapmayız.” (dediler.) Ve dediler
ki: “Duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz!
Senin bağışlamanı diliyoruz ve
dönüş(ümüz) sanadır.”
286. Allah, hiç kimseyi gücünün yettiğinden
fazlasıyla yükümlü kılmaz.
Herkesin kazandığı (iyilik) kendi yararınadır
ve yüklendiği (kötülük) de
kendi aleyhinedir. “Ey Rabbimiz! Eğer
unutacak veya yanılacak olursak, bizi
sorgulama. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere
yüklediğin gibi ağır yükümlülükleri
bizim üzerimize koyma. Ey
Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri
de bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla
ve bize acı. Sen mevlamızsın; bizi
kâfirler topluluğuna karşı galip eyle.
Bazı hadislerde yer aldığı üzere, Peygamber
(s.a.a) miraca gittiğinde ümmeti için
bu ayette yer alan duayı etmiş ve Allah-u
Teala da kabul buyurmuştur. (bk. Kummî ve
Ayyaşî Tefsirleri ve el-İhticac) CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

6. İnkâr edenleri korkutsan da, korkutmasan
da, onlar için birdir; inanmazlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 1)

7. Allah, (inkârları sebebiyle) onların
kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir;
gözlerinin üzerinde de bir perde bulunmakta
ve onlara büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan bazıları, inanmadıkları
hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inan-
dık.” derler.
Yüce Allah bu sûrenin başlangıcında insanları
üç gruba ayırmaktadır. Bunlardan yalnız birini,
yani takvalı olan ve Kur’ân’ın rehberliğine uyanları
kurtuluşa erenler olarak tanıtmaktadır. Diğer
iki grubun, yani kâfirlerin ve münafıkların ise
sonlarının ilahî azaba uğramak olacağını bildir

mektedir. Bu arada her grubun en önemli
özelliklerini de açıklamakta ve münafıkların
özelliklerine daha geniş yer vermektedir.Bu,
nifakın fert ve toplum açısından küfürden
daha tehlikeli bir olgu olduğunu veya genelde
nifakın örtülü olduğu ve tehlikesinin
göz ardı edildiği için ona dikkat çekmek
gerektiğini vurgulamak için olabilir.

9. Allah’ı ve inananları aldatmak isterler.
Oysa sadece kendilerini aldatırlar,
ama farkında değillerdir.
10. Kalplerinde hastalık var; Allah da
hastalıklarını artırmıştır ve yalan söyledikleri
için onlara acı bir azap vardır.
11. Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk
yapmayın.” denildiğinde, “Biz ancak
yapıcı ve düzeltici kimseleriz.” derler.
12. Bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir;
ama farkında değillerdir.
13. Onlara, “Diğer insanların inandığı
gibi, siz de inanın.” denildiğinde,
“Akılsızların inandığı gibi, biz de mi
inanalım?” derler. Bilin ki, asıl akılsızlar
kendileridir; ama bilmezler.
14. İnananlarla karşılaştıklarında, “İnandık.”
derler. Şeytanlarıyla (onları kötülüklere
yönelten dostlarıyla) baş başa
kaldıklarında ise, “Biz sizinleyiz, biz sadece
(onlarla) alay etmekteyiz.” derler.
15. (Aslında) Allah onlarla alay etmektedir
ve azgınlıklarında onlara süre tanımaktadır
ki bocalayıp dursunlar.
16. Onlar, hidayet karşılığında sapıklığı
satın alanlardır. Sonuçta ticaretleri
onlara bir kâr sağlamamış ve doğru
yolu da bulamamışlardır.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

17. Onların durumu, (karanlıkta) ateş
yakan kimsenin durumuna benzer.
Ateş onun çevresini aydınlatınca, Allah
ışıklarını alıp götürür ve onları karanlıklar
içinde bırakır, artık (bir tarafı)
görmezler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 2)

18. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler;
artık (doğru yola) dönmezler.
19. Ya da (onların durumu) gökten boşanan,
içinde karanlıklar, gök gürültüsü
ve şimşek çakması olan şiddetli
bir yağmura (tutulmuş kimsenin durumuna)
benzer. Yıldırımların saldığı
dehşetle ölüm korkusundan parmaklarını
kulaklarına tıkarlar. Allah, inkâr
edenleri çepeçevre kuşatmıştır.
20. Şimşek çakması, neredeyse gözlerini
alıverecektir; (şimşeğin ışığı) onlar
için (etrafı) aydınlatınca, o ışıkta yürürler;
üzerlerine karanlığı çökünce de
dikilip kalırlar. Allah dileseydi, onların
işitmelerini ve görmelerini (kulaklarını
ve gözlerini) alıp götürürdü. Allah’ın
her şeye gücü yeter.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri
yaratan Rabbinize kulluk edin;
umulur ki takvalı (kötülüklerden korunmuş)
olursunuz.
Bu ayete göre, Allah’ı tanımanın ve O’na
ibadet ederek şükrünü yerine getirmenin
delili, Yüce Allah’ın nimetlerinin esasını oluşturan
yaratılış nimetini insanlara vermesidir.
Sonraki ayette de diğer temel nimetlere
işaret edilmiştir. Bu gibi temel nimetleri veren
birisine ibadet ederek şükretmenin gerekliliğine
akıl hükmeder. Tüm nimetlerin aslı
durumundaki bu nimetleri Allah’tan başka
hiçbir kimsenin vermesi mümkün değildir.

22. Sizin için yeri döşek, göğü de bina
yapan ve gökten su indirerek onunla sizin
için rızk olarak çeşitli meyveler çıkaran
O’dur. Öyleyse bile bile Allah’a eşler
koşmayın.
23. Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)
hakkında şüphedeyseniz, -doğru söylüyorsanızona
benzer bir sûre getirin.
Allah’tan başka tanıklarınızı da çağırın.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 3)

24. Eğer (bunu) yapmazsanız -ki asla yapamayacaksınız-
yakıtı insanlar ve taşlar
olan ateşten sakının. O, inkâr edenler için
hazırlanmıştır.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

25. İnanıp iyi işler yapmış olanlara, kendileri
için (ağaçlarının) altlarından ırmaklar
akan cennetler olduğunu müjdele.
Onlara bu cennetlerin meyvelerinden
verildikçe, “Bu, önceden bize verilen
rızktır.” derler. Onlara birbirine benzeyen
rızklar getirilir. Orada onlara tertemiz eşler
de vardır ve orada ebedi kalırlar.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Cehennem ehlinin cehennemde ebedi kalmalarının
sebebi, dünyada ebedi kalmaları
hâlinde sürekli Allah’a karşı gelme niyetinde
olmaları; cennet ehlinin cennette ebedi kalmalarının
sebebi ise, dünyada ebedi kalmaları
hâlinde sürekli Allah’a itaat etme niyetinde
olmalarıdır. Böylece niyetleri yüzünden bu iki
grup (cennet ve cehennemde) ebedi kılınmışlardır…”
(bk. Usul-i Kâfi, İlelü’ş-Şerayi’) Bu hadiste

geçen niyet, insanın kazandığı kişilik ve karakterinin
bir ifadesi olabilir. Buna göre, insanın
inanç ve amellerinin sonucunda elde
ettiği kişiliği ölümden sonra da ondan ay-
rılmayacak ve bu kişilik gereği nimet veya
azap da sürekli onunla beraber olacaktır.

26. Allah, herhangi bir örnek vermekten
utanmaz. Bu, bir sivrisinek de olabilir,
onun üstünde bir şey de. İman
edenler, bunun Rablerinden gelen bir
gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler
ise, “Allah, bu örnekle ne demek istemiştir?”
derler. O, bu örnekle birçoğunu
saptırır, birçoğunu da doğru yola
iletir; onunla fasıkların dışında kimseyi
saptırmaz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 4)

27. Ki onlar, Allah’a kesin söz verdikten
sonra onu çiğnerler, Allah’ın korunmasını
emrettiği bağları koparırlar
ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Zarara
uğrayanlar, işte onlardır.
28. Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Oysa
siz ölü idiniz, O sizi diriltti; sonra sizi
öldürecek, sonra sizi diriltecek, sonra
O’na döndürüleceksiniz.
29. O’dur, yerde olan her şeyi sizin için
yaratan, sonra göğe yönelip de onları
yedi gök olarak düzenleyen. O, her
şeyi bilir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

30. Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde
bir halife var edeceğim.”
dedi. (Melekler,) “Biz seni överek sürekli
tenzih ve takdis ederken, orada
fesat çıkaracak ve kanlar akıtacak birini
mi var edeceksin?” dediler. (Allah,)
“Şüphesiz ben, sizin bilmediğiniz şeyleri
bilirim.” dedi.
31. Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti.
Sonra onları (o isimlerle anılan şeyleri)
meleklere gösterip, “Eğer doğru söylüyorsanız,
bunların isimlerini bana haber
verin.” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 5)

32. (Melekler:) “Münezzehsin sen! Bizim,
senin öğrettiklerinden başka hiçbir
bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin,
hikmet sahibisin.” dediler.
33. (Allah:) “Ey Âdem! Meleklere bunların
isimlerini bildir.” dedi. (Âdem)
bunların isimlerini onlara bildirince,
(Allah:) “Ben göklerin ve yerin gizliliklerini
bilirim, sizin açığa vurduğunuzu
da, gizlemekte olduğunuzu da
bilirim.” demedim mi?” dedi.
34. Hani meleklere, “Âdem’e secde
edin.” demiştik. İblis’ten başka hepsi
secde etti, (ama) o kabul etmedi, büyüklük
tasladı ve inkâr edenlerden
oldu.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 6)

35. “Ey Âdem!” dedik, “Sen ve eşin cennete
yerleşin ve ondan (ondaki nimetlerden)
dilediğiniz yerde bol bol yiyin,
ama şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden
olursunuz.”
36. Sonra Şeytan o ikisinin ayağını oradan
kaydırdı ve onları içinde bulundukları
nimetlerden çıkardı. Biz (onlara), “İnin,
birbirinize düşmansınız ve bir süreye kadar
sizin için yeryüzünde yerleşim yeri
ve (yaşayıştan) yararlanma imkânı olacaktır.”
dedik.
(Yani Âdem ve oğulları Şeytan’a, Şeytan ve
yardımcıları da Âdem ve oğullarına düşmandırlar.
bk. es-Safî Tefsiri.)

37. Sonra Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler
aldı da (o kelimelerle Allah’a yalvarınca,
Allah) tövbesini kabul etti. Şüphesiz
O, tövbeleri kabul eden ve sürekli
merhamet edendir.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

38. “Hepiniz oradan inin” dedik, “Eğer
benden size bir hidayet gelirse, benim
hidayetime uyanlara ne bir korku vardır,
ne de üzüleceklerdir onlar.”
39. “İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar
ise, cehennemlik olanlardır; onlar orada
ebedi kalacaklardır.”
40. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi
hatırlayın ve ahdimi (bana verdiğiniz
sözü) yerine getirin ki, ahdinizi (size
verdiğim sözü) yerine getireyim ve yal-
nız benden korkun.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 7)

41. Sizinle birlikte olanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı
olarak indirdiğime (Kur’ân’a)
inanın; onu ilk inkâr edenler olmayın;
ayetlerimi az bir değer karşılığında
satmayın ve yalnız benden korkun.

42. Hakkı batılla karıştırmayın ve bile
bile hakkı gizlemeyin.
43. Dosdoğru namaz kılın, zekât verin
ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.
44. Kitabı (Tevrat’ı)okuduğunuz
hâlde, kendinizi unutur da insanlara
mı iyiliği emredersiniz?!
Acaba düşünmez misiniz?!
45. Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım
dileyin. Hiç kuşkusuz o (namaz),
huşu duyanlardan başkasına ağırdır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 8)

46. Onlar (huşu duyanlar), Rablerine
kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini
umarlar.
Ayetin orjinalinde geçen “yezunnune” “zannederler”,
yakin etmek (kesin bilmek) olarak
tefsir edilmiştir. Bu tefsir, Hz. Ali (a.s)’dan
nakledilmiştir. bk. Saduk, et-Tevhid ve el-
Ayyaşî Tefsiri. Diğer bir hadise göre de zan,
düşünme ve bekleme olarak tefsir edilmiştir.
Ayetin meali, ikinci tefsir üzere yapılmıştır.
(bk. Tefsir-i İmam Hasan Askerî.)

47. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi
ve sizi (bir dönem) âlemlere
üstün kıldığımı hatırlayın.
48. Kimsenin, başkasının yerine bir şey
ödeyemeyeceği, kimseden şefaat (aracılık)
kabul edilmeyeceği, kimseden
bir kurtulma bedeli (fidye) alınmayacağı
ve kendilerine bir yardım da edilmeyeceği
günden korkun.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

49. Hani sizi Firavun ailesinden kurtardık.
Onlar size kötü işkence(ler) yapıyorlardı;
erkek çocuklarınızı kesiyor
ve kadınlarınızı (kızlarınızı) sağ bırakıyorlardı.
Bunda Rabbiniz tarafından
size büyük bir imtihan vardı.
50. Hani sizin için denizi yarıp da sizi
kurtardık ve baktığınız hâlde (gözünüzün
önünde) Firavun ailesini (denizde)
boğduk.
51. Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik.
Sonra siz, onun ardından (kendinize)
zulmederek buzağıyı (tanrı)
edindiniz.
52. Sonra bunun ardından, şükredersiniz
diye sizi bağışladık.
53. Hani doğru yolu bulursunuz diye
Musa’ya kitap (Tevrat) ve furkan verdik.
54. Hani Musa kavmine, “Ey kavmim!
Siz buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Öyleyse (hemen) Yaratıcınıza
tövbe edip (buzağıya tapmanın
kefareti olarak) kendinizi (birbirinizi)
öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin
için daha iyidir.” dedi. O zaman (Rabbiniz)
tövbenizi kabul etti. Çünkü O, tövbeleri
kabul edendir, merhametlidir.
55. Hani, “Ey Musa! Allah’ı apaçık görünceye
kadar sana inanmayız.” demiştiniz.
O zaman baktığınız hâlde
yıldırım sizi çarpmıştı.
56. Sonra şükredersiniz diye, ölümünüzden
sonra tekrar sizi dirilttik.
İsrailoğulları’nda vuku bulan sünnetlerin bir
benzerinin İslam ümmetinde de vuku bulacağını
açıklayan naklî deliller ışığında (bk. Sahih-i
Buhari c. 4 s. 144) bu ayetten, İslam ümmetinde
de benzeri olayların ve ric’atin (kıyametten
önce bazı kimselerin tekrar dirilişinin) vuku bulacağı
anlaşılmaktadır. (bk. es-Safî ve Kummî
Tefsirleri.)

57. Bulutu üstünüze gölgelik yaptık ve
size kudret helvası ve bıldırcın indirdik.
“Size verdiğimiz temiz rızklardan yiyin.”
(dedik). Onlar (nankörlükleriyle) bize
zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

58. Hani, “Şu şehre (Beytü’lMakdis’e)
girin, ondan (ondaki nimetlerden) dilediğiniz
yerde bol bol yiyin ve kapısından
secde ederek girip, ‘Hıtta (günahlarımızın
dökülmesini istiyoruz)’ deyin ki,
günahlarınızı bağışlayalım ve (bilin ki)
iyilik yapanlara (nimetlerimizi) daha da
arttıracağız.” demiştik.
59. Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş
olan sözü (Hıtta sözünü) başka
bir sözle değiştirdiler. Biz de, yoldan çıkmaları
sebebiyle zulmedenlere gökten
bir azap indirdik.
Allah’ın emriyle alay ederek, Hıtta diyeceklerine
İbranice’de kırmızı buğday anlamına gelen
bir söz söylediler.

60. Hani Musa kavmi için su istemişti.
(Ona,) “Asanla taşa vur.” demiştik.
Ondan on iki pınar fışkırdı. (Böylece)
Herkes su içeceği yeri bildi. (Onlara,)
“Allah’ın rızkından yiyin, için; yalnız
yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık
çıkarmayın.” (dedik.)
61. Hani, “Ey Musa! Bir çeşit yemeğe
dayanamayız; bizim için Rabbine yalvar,
bize yerin bitirdiklerinden, sebzesinden,
hıyarından, sarımsağından,
mercimeğinden ve soğanından yetiştirsin.”
demiştiniz. (Musa,) “İyi olanı daha
düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?
O hâlde bir şehre inin, (orada)
size istediğiniz var.” demişti. (Nankörlükleri
yüzünden) horluk ve yoksulluğa
mahkûm oldular ve Allah’ın gazabına
uğradılar. Bu, onların Allah’ın
ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere
peygamberleri öldürmelerindendi. Bu
da, onların (emrimize) karşı gelmeleri
ve sınırları aşmalarındandı.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

62. Şüphesiz, iman edenlerden, Yahudilerden,
Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden
Allah’a ve ahiret gününe inanıp
iyi işler yapanların mükâfatları Rableri
katındadır. Onlar için ne bir korku vardır,
ne de üzüleceklerdir.
Sabiîlerin Ehl-i Kitap’tan olup olmadıkları
hakkında ihtilaf vardır. Birunî’den naklen bu
fırkanın Mecusilik, Yahudilik ve Harrani inancının
karışımı olduğu ileri sürülmüştür. Bazıları
da bunları Hz. Yahya Peygamber’e bağlı
başlı başına bir Ehl-i Kitap fırkası bilmişlerdir.
Bir grup da bunların yıldız ve gezegenlere
taptıklarını ileri sürerek müşrik olduklarını
savunmuşlardır. Bu fırkanın “Kenz Erya”
diye mukaddes bir kitabı vardır. İmamiye
fakihleri arasında meşhur görüş, bunların
müşrikler hükmünde oldukları şeklindedir.
Kur’ân-ı Kerim’de üç yerde bu fırkadan söz
edilmiştir.

63. Hani sizden kesin söz alıp Tur dağını
üzerinize dikmiştik ve, “Size verdiğimiz
şeye (Tevrat’a) kuvvetle sarılın,
onda olanı hatırlayın ki, (kötülüklerden)
korunasınız.” (demiştik.)
(bk. Açıklamalar Bölümü: 9)

64. Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz.
Allah’ın size yönelik bol ihsanı ve
merhameti olmasaydı, muhakkak ki
zarara uğrayanlardan olurdunuz.
65. İçinizden cumartesi günü azgınlık
edenleri bildiniz. Onlara, “(Allah’ın
rahmetinden) kovulmuş maymunlar
olun!” dedik.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 10)

66. Bunu, ona şahit olanlar ve daha sonra
gelenler için bir ibret, (kötülüklerden)
korunanlar için de bir öğüt kıldık.
67. Hani Musa kavmine, “Şüphesiz ki,
Allah size bir sığır boğazlamanızı emrediyor.”
dedi. (Onlar,) “Bizimle alay mı
ediyorsun?” dediler. (Musa,) “Cahillerden
olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
68. (Onlar,) “(O hâlde) Rabbinden bizim
için iste de nasıl (bir sığır) olduğunu bize
açıklasın.” dediler. (Musa,) “Allah diyor
ki: ‘O ne çok yaşlıdır, ne de pek genç; ikisinin
arası bir sığırdır.’ Size emredilen işi
hemen yapın.” dedi.
69. (Onlar,) “Rabbinden bizim için iste,
onun ne renk olduğunu bize açıklasın.”
dediler. (Musa,) “O diyor ki: O bakanların
içini açan, rengi parlak, sarı bir sığırdır.”
dedi.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

70. (Onlar,) “Rabbinden bizim için iste,
onun nasıl (bir sığır) olduğunu (tam olarak)
açıklasın; onun hangi sığır olduğunu
karıştırdık. Allah dilerse, mutlaka doğruyu
buluruz.” dediler.
71. (Musa,) “O diyor ki: ‘O, boyunduruk
altına alınıp da yer sürmemiş, ekin
sulamamış ve (ayrı renkten) hiç alacası
olmayan kusursuz bir sığırdır.” dedi.
(Onlar,) “İşte şimdi gerçeği getirdin.” dediler
de onu boğazladılar; ama az kalsın
yapmayacaklardı.
72. Hani siz bir adamı öldürüp de onun
hakkında birbirinizi suçlamıştınız. Allah
ise, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

73. Bunun için, “Ona (ölüye),
onun (sığırın) bir parçası ile
vurun.” dedik. Allah, ölüleri
işte böyle diriltir ve düşünüp
anlayasınız diye ayetlerini size
gösterir.
74. Sonra, bunun ardından yine kalpleriniz
katılaştı. Kalpleriniz taş gibi
yahut daha da katı (oldu). Çünkü taşlardan
öylesi var ki, ondan ırmaklar
fışkırır. Bir kısmı da var ki, yarılır, ondan
su çıkar ve bir kısmı da var ki, Allah
korkusundan (yüksek yerlerden)
aşağıya yuvarlanır. Allah, yapmakta
olduklarınızdan habersiz değildir.
75. (Yahudilerin) size inanacaklarını
mı umuyorsunuz?! Oysa onlardan bir
topluluk, Allah’ın sözünü işitiyor, sonra
onu iyice anladıktan sonra, bile bile
onu tahrif ediyorlardı.
76. İman edenlerle karşılaştıklarında,
“İnandık.” derler. Birbirleriyle yalnız
kaldıklarında ise, “Rabbinizin katında
size karşı hüccet (delil) getirsinler
diye mi Allah’ın size açtığı şeyleri
(Tevrat’taki Hz. Muhammed’in peygamberliği
ile ilgili bilgileri) onlara anlatıyorsunuz?!
(Bunları) düşünmüyor
musunuz?!” derler.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

77. Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, onların
gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarınızı
da?!
78. Onların içinde okuma yazması
olmayanlar da var ki, Kitap’tan (Tevrat’tan)
(başkalarının kendilerine anlattıkları)
kuruntulardan başka hiçbir
şey bilmezler. Onlar, sadece zan içindedirler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 11)

79. O hâlde, elleriyle kitap yazıp, sonra
onu az bir değer karşılığında satmak
için, “Bu, Allah katındandır.” diyenlerin
vay hâline! Ellerinin yazdığından ötürü
vay onların hâline! Kazanmakta olduk-
larından ötürü vay onların hâline!
Sert tehditleri içermekte olan bu ayet,
dünya çıkarı için Allah’a yalan isnat eden,
Allah’ın ayetlerini gizleyen Yahudi din bilginleri
hakkında inmiştir ve dinin herhangi
bir hükmünü bir dünya kazancı için değiştiren
herkes hakkında geçerlidir. Ayetteki
“veyl” kelimesine karşılık olarak “vay hâline”
tabirini kullandık. “Veyl” kelimesinin asıl anlamı
da budur. Elbette bazı hadislere göre
“veyl”, cehennemde bir vadinin adıdır;
kâfirler oraya atılınca kırk yıla onun dibine
varmazlar. (bk. Mecmau’l-Beyan. )

80. (Yahudiler,) “Sayılı birkaç gün dışında
ateş bize dokunmayacaktır.” dediler.
De ki: “Allah katından bir söz mü
aldınız -ki Allah sözünden asla dönmez-
yoksa Allah hakkında bilmediğiniz
bir şeyi mi söylüyorsunuz?”
81. Hayır! Kim bir kötülük işler de suçu
kendisini kuşatırsa, işte onlar, cehenneme
yerleşecek olanlardır; onlar orada
ebedi kalırlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 12)

82. İman edip iyi işler yapanlar ise, onlar
cennete yerleşecek olanlardır; onlar orada
ebedi kalırlar.
83. Hani İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan
başkasına ibadet etmeyin; anne babaya,
akrabalara, yetimlere, yoksullara iyilik
edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı
kılın ve zekâtı verin.” diye söz almıştık.
Ama sonra, pek azınız hariç, (haktan)
yüz çevirerek (sözünüzden) döndünüz.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

84. Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz
ve birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayacaksınız.”
diye sizden söz almıştık.
Sonra siz de bunu kabul etmiştiniz ve
buna (geçmişlerinizin bunu kabul ettiğine)
siz de tanıksınız.
85. Sonra siz, yine birbirinizi öldürüyor,
içinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor,
günah ve zulüm ile onlara karşı
birbirinize arka çıkıyorsunuz. Onları çıkarmak
size haram olduğu hâlde (onları
yurtlarından çıkarıyor,) esir olarak size
geldiklerinde (ise,) fidye verip onları
kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir
kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?!
Sizden böyle yapanların
cezası, dünya hayatında ancak rezil
olmaktır. Kıyamet gününde ise onlar,
en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir.

86. Onlar, ahiret karşılığında dünya
hayatını satın alanlardır. Onların azapları
hafifletilmez, onlara yardım da
edilmez.
87. Gerçekten biz Musa’ya kitap verdik;
ondan sonra da art arda peygamberler
gönderdik. Ve Meryem
oğlu İsa’ya apaçık deliller verdik, onu
Ruhu’lKudüs
ile destekledik. Ne zaman
bir peygamber nefsinizin istemediği
bir şey (bir hüküm) getirdiyse,
siz (ona karşı) büyüklük taslamadınız
mı?! Kimini yalanladınız, kimini de öldürüyordunuz!
(bk. Açıklamalar Bölümü: 13)

88. (Onlar,) “Kalplerimiz kılıf içindedir
(Senin ne dediğini anlamıyoruz).”
dediler. Oysa Allah, inkârlarından dolayı
onları lânetlemiştir; artık (çok) az
inanırlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 14)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

89. Daha önce (Son Peygamber’in
gönderilmesiyle) kâfirlere karşı zafer
beklerken, onlara Allah katından, yanlarında
olanı (Tevrat’ı) doğrulayan bir
kitap gelince, önceden bilip tanıdıkları
şey gelince, onu inkâr ettiler. Artık
Allah’ın lâneti kâfirlere olsun.
90. Allah’ın, kullarından dilediğine,
ihsanından (bir şey) indirmesini çekemeyerek
Allah’ın indirdiğini (Kur’ân’ı)
inkâr etmekle kendilerini ne kadar da
kötü bir şey karşısında sattılar! Böylece
onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar.
Ve kâfirlere alçaltıcı bir azap vardır.
91. Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a)
inanın.” denince, “Biz, kendimize
indirilene inanırız.” derler de, ondan
ötesini (Kur’ân’ı), onların yanlarında
bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı hak bir
kitap olmasına rağmen, inkâr ederler.
Onlara de ki: “Eğer inanan kimseler iseniz,
o hâlde neden daha önce Allah’ın
peygamberlerini öldürüyordunuz?!”
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilir: “Bu
ayet, Hz. Muhammed (s.a.a)’in döneminde
yaşayan Yahudiler hakkında nazil olmuştur.
Oysa onlar, peygamberleri bizzat öldürmemiş
ve o peygamberlerin döneminde yaşamamışlardı.
Sadece önceki dönemlerde
yaşamış ilk Yahudi grupları peygamberleri
öldürmüşlerdi. Allah, o Yahudilere tâbi oldukları
ve onlara bağlılıklarını sürdürdükleri
için bunları da o katiller yerine koymuş,
onlardan saymış ve öncekilerin işini bun

lara da isnat etmiştir.” (bk. Ayyaşî Tefsiri ve
Bakara Sûresi’nin 65. ayetinin dipnotu.)

92. Gerçekten Musa apaçık delillerle
(mucizelerle) size geldi. Sonra onun ardından,
(kendinize) zulmederek buzağıyı
(tanrı) edindiniz.
93. Hani sizden kesin söz almıştık ve Tur
dağını üzerinize dikmiştik. “Size verdiğimize
(Tevrat’taki ilahî emirlere) kuvvetle
sarılın ve dinleyin (itaat edin).” demiştik.
(Onlar ise,) “İşittik ve karşı geldik.” demişlerdi.
İnkârları sebebiyle kalplerine
buzağı sevgisi yerleştirildi. De ki: “Eğer
inanmışsanız, imanınız ne kötü şey emrediyor
size!”

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

94. De ki: “Eğer Allah katında ahiret yurdu
diğer insanların değil de yalnız sizin
ise, (bu iddianızda) doğru iseniz, ölümü
arzulayın.”
95. Fakat onlar, kendi elleriyle hazırlayıp
gönderdikleri şeyler yüzünden onu
(ölümü) asla arzulamazlar. Allah, zalimleri
bilir.
96. Gerçekten onları insanların yaşamaya
en düşkünü olarak bulursun; hatta müşriklerden
bile yaşamaya daha düşkündürler.
Her biri, ömrünün bin yıl olmasını
ister. Oysa bu uzun ömür, onu azaptan
uzaklaştıracak değildir. Allah, onların
yaptıklarını görür.
97. De ki: “Kim Cibril’e (Cebrail’e) düşman
ise, (bilsin ki) o, Allah’ın izniyle,
önündeki kitapları doğrulayıcı, inananlara
yol gösterici ve müjdeleyici
olarak onu (Kur’ân’ı) senin kalbine indirmiştir.”
98. Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine,
Cebrail’e ve Mikail’e düşman
olursa, (bilsin ki) Allah da inkâr
edenlerin düşmanıdır.
99. Gerçekten sana apaçık ayetler indirdik;
onları ancak fasıklar inkâr eder.
100. Onlar, ne zaman bir antlaşma yaptılarsa,
(yine) kendilerinden bir topluluk
onu bozmadı mı?! Zaten onların
çoğu inanmazlar.
101. Allah katından onlara, yanlarında
bulunan (kitab)ı doğrulayan bir peygamber
gelince, Ehli
Kitap’tan bir topluluk,
Allah’ın kitabını, sanki (hiçbir şey)
bilmiyorlarmış gibi arkalarına attılar.
(Ondaki emirlere önem vermediler.)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

102. Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı
döneminde şeytanların okudukları
büyülere uydular. Süleyman küfre
sapmadı (ve asla büyü yapmadı), oysa
şeytanlar küfre saptılar. Onlar, halka
büyüyü ve Babil’de iki melek olan Harut
ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı.
Hâlbuki o iki melek, “Biz bir imtihan
vesilesiyiz, sakın küfre sapma!” demedikçe
kimseye (bir şey) öğretmezlerdi.
Onlardan, kocayla karısının arasını
açacak şeyleri öğreniyorlardı. Ne var
ki, Allah’ın izni olmadan öğrendikleriyle
kimseye bir zarar veremezlerdi.
Onlar, kendilerine zarar veren ve bir
yarar sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı.
Onlar, bunu (büyüyü) satın alanın
ahirette hiçbir nasibi olmadığını iyice
biliyorlardı. Kendilerini karşılığında
sattıkları şey (ne) kötüdür! Keşke
(bunu) bilselerdi.
103. Eğer iman edip (kötülüklerden)
korunsalardı, şüphesiz Allah katından
(verilecek) olan mükâfat daha hayırlı
olurdu. Keşke (bunu) bilselerdi.
104. Ey iman edenler! (Peygamber’e)
“Raina” demeyin, “Bize nazar eyle” deyin
ve (Peygamber’in emirlerini) dinleyin.
Kâfirlere elem verici bir azap
vardır.
bizi gözet’ anlamına gelir. Müs- ‘ (…..) ,’ ‘Raina

lümanlar, Peygamber’den bir şey öğrenirken,
‘bizi de gözet, yani biraz bekle, biz de öğrenelim’
manasını kastederek raina derlerdi. Ama
Yahudiler bu kelimeyi çobanımız anlamında

olarak veya kendi dillerinde ha- (……) raîna

karet ifade eden başka bir anlamı kastederek
Peygamber’e karşı kullanmaya başladılar. Bu
yüzden ayet müminlerden ‘Raina’ kelimesi yerine,
yine ‘bizi gözet, bize bak’ anlamına gelen
‘Unzurna’ tabirini kullanmalarını istemiştir. Nisâ
Sûresi’nin 46. âyeti de bu konuyla ilgilidir. (bk.
Tefsir-i İmam Hasan Askerî, s.479)

105. Kitap Ehli’nden ve Allah’a eş koşanlardan
olan kâfirler, Rabbinizden size
bir iyilik indirilmesini istemezler, fakat
Allah rahmetini dilediğine tahsis eder.
Allah büyük lütuf sahibidir.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

106. Biz bir ayeti yürürlükten kaldırır
(nesheder) veya unutturursak, ondan
daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz.
Allah’ın her şeye kadir olduğunu
bilmez misin?
107. Bilmez misin göklerin ve yerin
hükümranlığı yalnızca Allah’ındır ve
Allah’tan başka bir veli (dost ve koruyucu)
ve yardımcınız yoktur.
108. Yoksa önceden Musa’dan (Allah’ı
açıkça görmek ve benzeri şeylerin) istenildiği
gibi, siz de kendi peygamberinizden
(benzeri şeyleri) mi istiyorsunuz?
Kim imanı küfürle değiştirirse, doğru
yoldan sapmıştır.
109. Kitap Ehli’nden birçoğu, kendilerine
hak apaçık belli olduktan sonra,
içlerindeki çekemezlikten ötürü, sizi
inandıktan sonra küfre döndürmeyi
istemekteler. Allah emrini getirinceye
kadar onları affedip (onlardan)
vazgeçin. Gerçekten Allah’ın her şeye
gücü yeter.
110. Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı
verin. Kendiniz için önceden yaptığınız
her iyiliği Allah’ın katında bulursunuz.
Gerçekten Allah yaptıklarınızı
görendir.
111. “Yahudi veya Hıristiyan olanlardan
başka kimse cennete girmeyecektir.”
dediler. Bu onların kuruntularıdır.
De ki: “Doğru söylüyorsanız, delilinizi
getirin.”
112. Kim iyilik yaparak kendisini Allah’a
teslim ederse, onun mükâfatı Rab-
binin katındadır. Onlara korku yoktur
ve onlar üzülmezler de.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

113. Yahudiler, “Hıristiyanlar (doğru)
bir şey üzere değillerdir.” dediler. Hıristiyanlar
da, “Yahudiler (doğru) bir şey
üzere değillerdir.” dediler. Oysa onlar
kitabı (Tevrat ve İncil’i) okuyorlar. Bir
bilgisi olmayanlar da (müşrikler) onların
söylediğinin aynısını söylemişlerdi.
Allah, kıyamet günü onların arasında,
anlaşmazlığa düştükleri hususlarda
hükmedecektir.
114. Allah’ın mescitlerinde O’nun isminin
anılmasına engel olan ve onların
yıkılmasına çalışan kimseden daha
zalim kim var? (Hâlbuki) onlar bu
mescitlere ancak korku içinde girebilmelidirler.
Onlara dünyada zillet ve
ahirette büyük azap vardır.
115. Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye
yönelseniz, orası Allah’ın yüzüdür.
Allah, (güç ve merhametiyle her şeyi)
kapsayandır ve (O her şeyi) bilendir.
İbn Abbas şöyle anlatır: “Bir Yahudi Hz. Ali
(a.s)’a, ‘Allah’ın yüzü neredir?’ diye sordu.
Hz. Ali (a.s), ‘Ey İbn Abbas, ateş ve odun
getir.’ dedi. Ben ateş ve odun getirdim. Hz.
Ali (a.s) odunu yaktı. (Odun alevlenince
Yahudi’ye,) ‘Bu ateşin yüzü neredir?’ diye
sordu. O adam, ‘Bu ateşin yüzünün neresi
olduğunu bilmiyorum.’ dedi. Bunun üzerine
Ali (a.s), ‘Yüce Rabbim, bu örnekten yücedir.
Doğu ve batı O’nundur. Nereye yönelseniz,
orası Allah’ın yüzüdür.’ diye buyurdu.”
(el-Hisal, c.2, s.597.)

116. “Allah oğul edinmiştir.” dediler.
(Hâşâ) O (her eksiklikten) münezzehtir.
Göklerde ve yerde olan her şey
O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmiştir.
117. Gökleri ve yeri bir örnek olmadan
yoktan var eden O’dur. Bir şeyi
(yaratmayı veya bir işi yapmayı) kesinleştirince
ona sadece, “Ol!” der, o da
olur.

118. Bir bilgisi olmayanlar (müşrikler),
“Niçin Allah bizimle konuşmuyor veya
bize bir ayet (mucize) gelmiyor?” dediler.
Onlardan öncekiler de bunların dediklerinin
aynısını demişlerdi. Kalpleri
(körlük ve hakka karşı gelmekte nasıl da)
birbirine benzemektedir. Biz, yakin sahibi
olanlara ayetleri iyice açıkladık.
119. Biz seni hak üzere müjdeleyici ve
uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehenneme
gidecek olanlardan ötürü sorguya çekilmeyeceksin.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

120. Dinlerine uymadıkça Yahudiler
ve Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.
De ki: “Gerçek hidayet Allah’ın
hidayetidir.” Sana gelen bilgiden sonra,
onların isteklerine uyacak olursan, artık
Allah katından senin için ne bir veli (dost
ve koruyucu), ne de bir yardımcı olur.
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler,
onu hakkıyla okurlar. Onlar, ona (o
kitaba) inanırlar. Onu inkâr edenlerse,
işte ziyana uğrayanlar onlardır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 15)

122. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi
ve sizi (bir zamanlar) âlemlere
üstün kıldığımı hatırlayın.
123. Kimsenin başkasının yerine bir
şey ödeyemeyeceği, kimseden bir fidye
(kurtulma bedeli) kabul edilmeyeceği,
kimseye bir şefaatin (aracılığın) yarar
sağlamayacağı ve kendilerine bir yardım
da edilmeyeceği günden korkun.
124. Hani Rabbi İbrahim’i birtakım kelimelerle
denemiş, o da tam olarak onları
yerine getirmişti. (İşte o zaman Allah,)
“Ben seni insanlara imam (önder)
kılacağım.” dedi. (İbrahim,) “Benim
soyumdan da.” dedi. (Allah,) “Benim
ahdim (imamet makamı) zalimlere
erişmez.” dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 16)

125. Hatırlayın ki biz o evi (Kâbe’yi),
halk için toplanma mahalli ve güvenlik
yeri kıldık. Siz de İbrahim’in makamından
(duruş yerinden) namaz yeri
edinin. İbrahim’e ve İsmail’e, “(Dünyanın
çeşitli yörelerinden gelen) tavaf
edenler, (Kâbe’nin etrafında) yerleşenler,
rükû ve secde edenler için evimi
tertemiz tutun.” diye emir verdik.
Bazı müfessirler, “âkifîn” kelimesinin itikâf ibadetini
yerine getirenler anlamına geldiğini
ifade etmişlerdir. İtikâf, Mescidu’l-Haram
veya diğer bir camide ibadet için kalmayı
niyet etmektir. Bu ibadetin en az süresi üç
gündür. İtikâfa giren kişi, bu üç gün boyunca
zarurî ihtiyaçları dışında camiden dışarı
çıkmaz ve oruç da tutar.

126. İbrahim, “Ey Rabbim! Burayı güvenli
bir şehir kıl ve halkından Allah’a
ve kıyamet gününe iman edenleri
(çeşitli) ürünler ve meyvelerle besle.”
dedi. Allah dedi ki: “Küfre sapanı da
(faydalandırırım ama), onu azıcık faydalandırdıktan
sonra cehennem azabına
sürüklerim. Orası ne de kötü bir
dönüş yeridir!”

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 1, SÛRE: 2

127. Hani İbrahim ve İsmail, o evin
(Kâbe’nin) temellerini yükseltiyorlardı
(ve şöyle diyorlardı): “Ey Rabbimiz!
Bizden kabul buyur. Şüphesiz, sen hakkıyla
işitensin ve hakkıyla bilensin.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 17)

128. “Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş
iki kul kıl; soyumuzdan da sana
teslim olmuş bir topluluk oluştur. Bize
ibadetimizin (hac amellerinin) usulünü
göster ve tövbemizi kabul et. Gerçekten
sen, tövbeleri kabul eden ve sürekli
merhamet edensin.”
129. “Ey Rabbimiz! Onların içerisinde,
kendilerine senin ayetlerini okuyacak,
kitabı ve hikmeti (sağlam bilgileri) öğretecek
ve onları arındıracak, kendilerinden
olan bir elçi gönder. Şüphesiz
ki sen, güçlü ve hikmet sahibisin.”
130. Kendini horluk ve zillete uğratan
akılsız kimseden başka, kim İbrahim’in
dininden yüz çevirir?! Gerçekten biz
onu (İbrahim’i) dünyada seçtik ve şüphesiz
o ahirette de iyilerdendir.
131. Rabbi ona, “Boyun eğ ve teslim
ol.” deyince o, “Âlemlerin Rabbine boyun
eğdim ve teslim oldum.” dedi.
132. İbrahim, bunu (Allah’a boyun
eğip teslim olmayı) çocuklarına da
vasiyet etti; Yakub da (aynı vasiyeti
etti). “Ey evlatlarım! Şüphesiz Allah bu
dini sizin için seçmiştir; öyleyse ancak
Allah’a boyun eğerek ve Müslüman olarak
can verin.” (dediler.)

133. Yoksa sizler, Yakub’un ölümü gelip
çatınca (onun yanında) bulunuyor muydunuz?
O zaman Yakup kendi oğullarına,
“Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?”
dedi. (Onlar,) “Tek ilâh olan senin
ilâhına ve senin babaların İbrahim, İsmail
ve İshak’ın ilâhına (ibadet edeceğiz). Biz
O’na boyun eğmiş ve teslim olmuşuz.”
dediler.
134. Onlar, gelip geçmiş bir topluluktur.
Onların kazandığı kendilerinin ve sizin
kazandığınız da sizindir. Onların yaptıklarından
siz sorguya çekilmeyeceksiniz.

CÜZ: 1, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

135. (Yahudiler ve Hıristiyanlar,) “Yahudi
veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız.”
dediler. De ki: “Hayır, hakka yönelmiş
olan İbrahim’in dinine uyarız. O,
müşriklerden de değildi.”
136. “Biz Allah’a ve bize indirilene (Kur’ân’a)
ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a
ve onun torunlarına indirilene,
Musa’ya ve İsa’ya verilene ve Rableri tarafından
tüm peygamberlere verilenlere
inandık. Biz onlardan hiçbiri arasında
fark gözetmeyiz ve biz O’na teslim olanlarız.”
deyin.
137. Eğer onlar da sizin inandığınız gibi
inanırlarsa, doğru yolu bulmuş olurlar;
yüz çevirirlerse, şüphesiz ayrılık ve
bölünmeye duçar olurlar. Allah, onlara
karşı sana yetecektir. O, hakkıyla
işitendir ve hakkıyla bilendir.

138. Allah’ın boyamasıyla boyanmışız.
Boyaması, Allah’ın boyamasından (fıtrata
uygun olan İslam dininden) daha
güzel olan kim var? Biz yalnız O’na
ibadet (ve kulluk) edenleriz.
139. De ki: “Allah hakkında mı bizimle
tartışıyorsunuz? Oysa O hem bizim
Rabbimizdir, hem de sizin Rabbinizdir;
bizim yaptıklarımız bize ve sizin
yaptıklarınız size aittir ve biz temiz
yürekle (ihlas ile) O’na bağlanmışız.”
140. Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup
ve onun torunlarının Yahudi veya
Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?!
De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz,
yoksa Allah mı?!” Allah tarafından
(bu peygamberler hakkında)
kendisine ulaşmış olan şahitliği gizleyenden
daha zalim kim olabilir?! Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir.
141. Onlar, gelip geçmiş bir topluluktur;
onların kazandığı kendilerinin ve
sizin kazandığınız da sizindir. Onların
yaptıklarından siz sorguya çekilmeyeceksiniz.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

142. Yakında insanlardan bazı beyinsiz
kimseler, “Onları bağlı bulundukları
kıblelerinden çeviren nedir?” diyecekler.
De ki: “Doğu da Allah’ındır, batı
da. O, dilediğini doğru yola iletir.”
143. Böylece sizi, insanlara tanık olasınız
ve Peygamber de size tanık olsun
diye, orta bir topluluk kıldık. Önceden
bağlı olduğun kıbleyi, sadece
Peygamber’e uyanı, ona sırt çeviren
kimseden ayırt etmek için kıble yap-
mıştık. Ve bu, Allah’ın doğru yola kılavuzluk
ettiği kimselerden başkasına
gerçekten ağır idi. Allah, imanınızı
zayi edecek değildir. Şüphesiz, Allah
insanlara şefkatli ve sürekli merhamet
edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 18)

144. Yüzünü göğe doğru çevirdiğini
(ve kıblenin değiştirilmesiyle ilgili
emri beklediğini) görüyoruz. Biz seni,
razı olacağın kıbleye yönelteceğiz. Artık
yüzünü Mescidu’lHaram’a
doğru
çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü
oraya doğru çevirin. Kendilerine kitap
verilmiş olanlar, bunun Rablerinden (gelen)
bir gerçek olduğunu bilirler. Allah,
onların yaptıklarından gafil değildir.

145. Kendilerine kitap verilmiş olanlara
her türlü ayet (delil) getirsen, yine de
onlar senin kıblene uymazlar. Sen de
onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar
da birbirlerinin kıblesine uyacak değiller.
Sana gelen bilgiden sonra onların
isteklerine uyarsan, kuşkusuz zalimlerden
olursun.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

146. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler,
onu (son peygamberi) çocuklarını tanıdıkları
gibi tanırlar. Onların bir kesimi,
bile bile hakkı gizlemekteler.
147. Hak, Rabbinden gelendir. Öyleyse
asla şüphecilerden olma.
148. Herkesin yöneldiği bir yön vardır.
(Onu) Allah o yöne yöneltir. O hâlde iyiliklerde
yarışın. Nerede olursanız olun,
Allah tümünüzü bir araya getirir. Şüphesiz,
Allah’ın her şeye gücü yeter.
149. Nereden (yolculuğa) çıksan, yüzünü
Mescidu’lHaram’a
doğru çevir. Bu,
Rabbinden gelen bir gerçektir ve Allah
yaptıklarınızdan gafil değildir.

150. Nereden (yolculuğa) çıksan, yüzünü
Mescidu’lHaram’a
doğru çevir.
Zulmedenlerin dışında, insanların
size karşı bir delili olmaması ve size
olan nimetimi tamamlamam için ve
belki doğru yolu bulursunuz diye nerede
olsanız, yüzünüzü oraya doğru
çevirin. O hâlde onlardan korkmayın,
benden korkun.
151. Nitekim (nimetimi size tamamlamak
için) ayetlerimizi okuyan, sizi
arıtan, size kitabı ve hikmeti öğreten
ve yine size bilmediklerinizi öğreten,
kendinizden bir peygamber de gönderdik.
152. Artık beni anın ki, (ben de) sizi
anayım. Bana şükredin ve nankörlük
etmeyin.
İmam Cafer Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine
göre, Allah Teala, bir hadis-i kutsîde Hz.
İsa’ya (a.s) şöyle buyurdu: “Ey İsa! Beni kendi
nefsinde an ki, ben de seni kendi nefsimde
anayım. Beni toplantılarda an ki, ben de
seni insanların toplantılarından daha hayırlı
olan toplantılarda (meleklerin içinde) anayım.”
Şükrün nasıl gerçekleşeceği hakkında
ise Hz. Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Her
nimetin şükrü, Allah’ın haramlarından çekinmektir.”
(bk. es-Safî Tefsiri.)

153. Ey iman edenler! Sabır ve namazla
(Allah’tan) yardım dileyin. Allah,
sabredenlerle beraberdir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

154. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler”
demeyin; onlar diridir; ama siz
fark etmiyorsunuz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 19)

155. Muhakkak sizi biraz korku, aç-
lık, mallardan, canlardan ve ürünlerden
azaltma ile deneriz. Sabredenleri
müjdele.
156. Onları (o sabredenleri) ki, bir musibete
uğradıklarında, “Kuşkusuz biz
Allah’tanız ve kuşkusuz O’na döneceğiz.”
derler.
157. İşte Rablerinin özel bağışları ve
rahmeti onlaradır ve onlar doğru yolu
bulanlardır.
158. Şüphesiz Safa ile Merve, Allah’ın
(koyduğu ibadet) alâmetlerindendir.
Kim hac için Beytullah’ı ziyaret eder
veya umre yaparsa, onları tavaf etmesinin
kendisine bir sakıncası yoktur. Kim
kendi isteğiyle bir iyilik yaparsa, (bilsin
ki) Allah, iyiliğin karşılığını veren
ve (her şeyi) bilendir.
159. İndirdiğimiz açık delilleri ve doğru
yolu kitapta insanlara açıklamamızdan
sonra gizleyenler var ya, işte Allah
onlara lanet eder, lanet edenler de onlara
lanet ederler.
Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Ümmetim içinde bid’at ortaya çıktığında,
âlim, ilmini ortaya koymalıdır; bunu
yapmazsa, Allah’ın laneti onun üzerine olsun.”
(bk. es-Safî Tefsiri.)

160. Ama tövbe edenler, (kendilerini)
düzeltenler ve (hakkı) açıklayanlar bunun
dışındadır. Bunların tövbelerini kabul
ederim. Ben, tövbeyi çok kabul eden
ve sürekli merhamet edenim.

161. Kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenler
var ya, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların
laneti onlaradır.
162. Ebediyen onda (o lanette) kalırlar;
azapları hafifletilmez ve onlara bir süre
de tanınmaz.
163. Sizin tanrınız, tek tanrıdır. O’ndan
başka bir tanrı yoktur; (O) rahman ve
rahimdir (merhameti her şeyi kapsayan
ve sürekli merhamet edendir).

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

164. Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında,
gece ve gündüzün birbiri ardınca
gelmesinde, denizde insanların yararına
dolaşan gemilerde, Allah’ın gökten
su indirip onunla yeri ölümünden sonra
diriltmesinde ve onda (yeryüzünde) her
türlü canlıdan yaymasında, rüzgârların
dolaştırılmasında ve gökle yerin arasında
emir altında tutulan bulutta düşünenler
için ayetler (açık nişaneler) vardır.
165. İnsanlardan bazıları, Allah yerine
başka şeyleri kendilerine tanrı edinirler.
Onları Allah’ı severcesine severler. İman
edenlerin Allah’a sevgisi ise daha kuvvetlidir.
Keşke zalimler, azabı görecekleri
zaman (kıyamet gününde) bütün gücün
Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının
çetin olduğunu bir görselerdi!

166. O zaman kendilerine uyulup arkalarından
gidilenler, kendilerine
uyanlardan uzaklaşırlar; (her iki topluluk
da) azabı görürler ve aralarındaki
bağlar kopar.
167. Uyanlar, “Keşke bizim için (dünyaya)
bir dönüş olsaydı da onlar bizden
uzaklaştıkları gibi biz de onlardan
uzaklaşsaydık!” derler. Böylece Allah,
onların işlerini pişmanlık ve üzüntü
kaynağı olarak kendilerine gösterir.
Onlar, ateşten çıkacak değillerdir.
168. Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve
temiz olan şeylerden yiyin ve Şeytan’ın
adımlarını izlemeyin. Şüphesiz o, size
apaçık bir düşmandır.
169. O, sadece size kötülüğü, iffetsizliği
ve Allah hakkında (doğruluğunu) bilmediğiniz
şeyi söylemenizi emreder.
Temelsiz varsayım ve görüşlere dayanarak
dindeki gerçekleri değiştirmeye kalkışan
bazı kimselerin söz ve tavırlarıyla Rahman’ın
değil, Şeytan’ın emrinde oldukları gerçeği
bu ayet ışığında açıklık kazanır. Tarih boyunca
ve günümüzde batıl akımların ortaya
çıkışının en önemli sebeplerinden biri,
gerekli takvaya ve ilmi salahiyete sahip olmayan
insanların din adına konuşmalarıdır.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir: “İki hasletten uzak dur; çünkü önceden
helak olanlar, şu iki haslet yüzünden
helak oldular: Kendi görüşüne dayanarak
insanlara fetva vermekten ve bilmediğin
şeye bağlanmaktan.” Bir başka rivayette
şöyle nakledilmiştir: İmam Muhammed
Bâkır (a.s)’a, “Allah’ın insanlar üzerindeki
hakkı nedir?” diye sordular. İmam, “Bildikleri
şeyi söyleyip, bilmedikleri şeyi söylemekten
geri durmalarıdır.” diye buyurdu. (bk. el-Kâfî,
c.1, s.42-43.)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

170. Onlara, “Allah’ın indirdiğine inanın.”
denince, “Biz babalarımızı neye
bağlı bulduksa, ona uyarız.” derler. Ya
babaları bir şey anlamayan ve doğru
yolu bulmayan kimseler idiyseler?!
171. Kâfirlerin (kendilerini imana çağıran
kimse açısından) durumu, çağırma
ve bağırmadan başka bir şey duymayan
(hayvanlar)a haykıran kimsenin
durumuna benzer; sağırdırlar, dilsizdirler,
kördürler; bu yüzden hiçbir şey
anlamazlar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 20)

172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz temiz
rızıklardan yiyin. Eğer yalnız Allah’a
ibadet ediyorsanız, O’na şükredin.
Cümlede yer alan şartın önce gelmesi için
zamir ile ismin yerini değiştirdik. Cümlenin aslı
şöyledir: “Allah’a şükredin, eğer yalnız O’na
ibadet ediyorsanız.” Nimete şükretmek; nimetlerin
Allah’tan geldiğine inanmak, haramlardan
sakınarak o nimetleri Allah’ın emrettiği
şekilde kullanmak ve dille de Allah’a
hamd etmekle olur. (bk. es-Safî Tefsiri.)

173. O, sadece ölü hayvanı, kanı,
domuz etini ve Allah’tan başka bir şeyin
ismi anılarak kesilen hayvanı size
haram kılmıştır. Ama bir kimse, zulmetmeden
ve haddi aşmadan (bunları
yemeye) mecbur kalırsa, ona bir günah
yoktur. Şüphesiz, Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 21)

174. Gerçekten Allah’ın kitaptan indirdiği
şeyi gizleyip onu az bir değer
karşılığında satanlar var ya, onların
yiyip karınlarına doldurdukları ancak
ateştir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz
ve onları (kötülükten) arındırmaz
ve onlara acı bir azap vardır.

(“Ekele” maddesi “fi” ekiyle birlikte kullanıldığı
zaman karnını bir şeyle doldurmak anlamına
gelir.)

175. İşte hidayet yerine sapıklığı ve bağışlanma
yerine azabı satın alanlar onlardır.
Onlar, ateşe karşı ne kadar da pervasız ve
dayanıklıdırlar!
176. Bu (azap) şunun içindir ki, Allah kitabı
hak üzere indirmiştir ve kitap hakkında
ihtilaf edenler derin bir ayrılığa
düşmüşlerdir.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına
çevirmeniz değildir. (Gerçek) iyilik;
Allah’a, kıyamet gününe, meleklere, kitaba
ve peygamberlere iman eden, Allah’ın
sevgisi üzere malı yakınlara, yetimlere,
düşkünlere, yolda kalmışlara, dilenenlere
ve köleleri kurtarma uğruna veren,
namazı tam olarak kılan ve zekâtı veren
kimseler ile ahitleşince ahitlerine vefa
edenler ve darlık, sıkıntı ve savaş zama-
nında direnip sabredenler(in iyiliği)dir.
İşte doğru olanlar, bunlardır ve (gerçek)
takvalılar ancak bunlardır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 22)

178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında
size kısas (hükmü) yazılmıştır.
Hüre karşı hür, köleye karşı köle ve
kadına karşı kadın (kısas edilir). Kime
din kardeşi tarafından bir şey (kısas
hakkı) bağışlanırsa, artık iyi ve beğenilir
olana uymak ve (öldürülenin diyetini)
ona (ölünün velisine) iyilikle
ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden size
bir hafifletme ve merhamettir. Bundan
(kısastan vazgeçildikten) sonra haddi
aşana acı bir azap vardır.

179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin
için hayat vardır; umulur ki takvalı
olursunuz.
Kısasın hayat ve yaşayış vesilesi oluşu kısaca
şu şekilde açıklanabilir: Birini öldürmek
isteyen kimse, kendisinin kısas edileceğini
bilse, adam öldürmekten vazgeçer. Bu da,
hem kendisinin, hem de öldürmek istediği
kişinin ölümden kurtulmalarına ve hayatlarını
sürdürmelerine sebep olur. Başka bir ifadeyle,
toplum fertleri kısasın farz olduğunu
bildikten sonra, başkasını öldürmeye kolayca
cesaret edemezler. Böylece toplumda
öldürülme olayı kendiliğinden azalmış olur.
(bk. es-Safî Tefsiri.)

180. Birinize ölüm geldiği zaman, kendinden
sonraya (çok miktarda) mal
bırakıyorsa, ana, baba ve yakınlara iyi
ve beğenilir bir tarzda vasiyet etmesi
(hükmü) size yazılmıştır. Bu, takvalılara
düşen bir hak ve görevdir.
181. Kim vasiyeti işittikten sonra onu değiştirirse,
şüphesiz bunun günahı değiştirenlere
aittir. Allah, işiten ve bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 23)

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

182. Kim bir vasiyet edenin (yanılarak)
haksızlığa meyletmesinden veya (bilerek)
günaha düşmesinden korkar da
aralarını bulursa, ona bir günah yoktur.
Gerçekten Allah, bağışlayan ve sürekli
merhamet edendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 24)

183. Ey iman edenler! Oruç (hükmü) sizden
öncekilere yazıldığı gibi size de yazılmıştır;
umulur ki takvalı olursunuz.
Mecmau’l-Beyan Tefsiri’nde yer alan bir rivayete
göre İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle
buyurmuştur: “Bu ayette yer alan hitabın
lezzeti, (Ey müminler diye Allah’ın, kullarına
hitap etmesi,) oruç ibadetindeki yorgunluk
ve zorluğu gidermiştir.”
“Sizden öncekilere yazıldığı gibi” yani, sizden
önceki peygamberler ve ümmetlere de
oruç farz kılınmıştır. Hz. Ali’den nakledilmiştir
ki: “Onların ilki Âdem’dir.” (bk. Cevamiu’l-
Cami Tefsiri.)

184. Sayılı günlerde (olmak üzere oruç
size farz kılındı). İçinizden hasta olan
veya yolculukta bulunan (o günlerin
sayısıca) diğer günlerde oruç tutar.
Oruç tutmaya gücü yetmeyenler (her
gün için) bir fakiri doyurmakla fidye
verirler. (Bunun yanı sıra) kim gönüllü
olarak bir iyilik yaparsa, bu, kendisi
için daha iyidir. Eğer bilseniz, oruç tutmanız
sizin için daha hayırlıdır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 25)

185. Ramazan ayı (o sayılı günleri
içerir) ki, onda Kur’ân, insanlara yol
gösterici, hidayetin ve hakkı batıldan
ayırmanın açık delilleri olarak indirilmiştir.
Öyleyse sizden bu ayı idrak
eden (bu ayda seferde olmayıp da
mukim olan), onu oruç tutsun. Hasta
veya yolculukta olan ise, (o günlerin
sayısınca) diğer günlerde oruç tutsun.
Allah size kolaylık ister, zorluk istemez;
bir de sayıyı tamamlamanız ve size yol
göstermesine karşılık Allah’ı ululamanız
için (bu hükmü koymuştur). (Hastalık ve
yolculuk günlerinin yerine diğer günlerde
oruç tutmayı emretmiştir.) Umulur ki
şükredersiniz.

186. Kullarım sana beni sorduklarında,
(onlara de ki:) Ben (onlara) yakınım; bana
dua edince, dua edenin duasını kabul
ederim. Onlar da benim çağrımı kabul
edip bana iman etsinler. Umulur ki (hakka)
erişirler.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

187. Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak
size helal kılındı. Onlar size elbisedir, siz
de onlara elbisesiniz. Allah sizin kendinize
hıyanet ettiğinizi bildi de sizin tövbenizi
kabul etti ve sizi affetti. Artık (Ramazanın
gecelerinde) onlarla bir araya gelin ve
Allah’ın size takdir ettiğini isteyin. Sabahın
aydınlığı (gecenin) karanlığından size belirinceye
kadar yiyip için. (Aydınlık belirdikten)
sonra akşama kadar orucu tamamlayın.
Mescitlerde itikâfta (ibadete çekilmiş)
olduğunuz zamanlarda kadınlarla temasta
bulunmayın. Bunlar (bu hükümler),
Allah’ın koyduğu sınırlardır; bu sınırlara
yaklaşmayın. Allah, ayetlerini böylece insanlara
açıklar. Umulur ki takvalı olurlar.
188. Mallarınızı aranızda haksız olarak
yemeyin ve (haksızlık olduğunu) bildiğiniz
hâlde günah işleyerek insanların
malından bir kısmını yemek için
malınızı (rüşvet olarak) yöneticilere
vermeyin.
189. Sana hilalleri (ayın hilal hallerini)
soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve
hac için vakit ölçüleridir.” Evlere arkalarından
girmeniz iyilik değildir. İyilik,
takvalı olanın davranışıdır. Evlere
kapılarından girin. Allah’tan korkun;
umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 26)

190. Sizinle savaşanlarla Allah yolunda
savaşın; (fakat) haddi aşmayın (haksız
yere kimseye saldırmayın). Allah, haddi
aşanları sevmez.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

191. Onları (müşrikleri) yakaladığınız
yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden
(Mekke’den) siz de onları çıkarın.
Fitne çıkarmak (Allah’a şirk koşmak ve
müminlere işkence edip yurtlarından
çıkarmak), adam öldürmekten daha
kötüdür. Onlar, Mescidu’l Haram’da
sizinle savaşmadıkça siz de onlarla orada
savaşmayın. Sizinle (orada) savaşırlarsa,
onları öldürün. İşte kâfirlerin
cezası böyledir.
192. Eğer (sizinle savaşmaktan ve şirkten)
vazgeçerlerse, (onları affedin;) şüphesiz,
Allah affeden ve sürekli merhamet
edendir.
193. Fitne yok oluncaya ve din (kulluk)
yalnız Allah’a yönelik (ait) oluncaya
kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse,
zalimlerden başkasına saldırı
yoktur.
194. Haram aydaki saldırıya haram
aydaki saldırıyla karşılık verilir. Saygısı
farz olan şeyleri çiğnemenin kısası
vardır. O hâlde, size saldırana siz de
saldırısının misliyle saldırın. Allah’tan
korkun ve bilin ki, Allah takvalılarla
beraberdir.
195. (Mallarınızı) Allah yolunda harcayın.
Kendi elinizle kendinizi tehlikeye
atmayın ve iyilik edin; şüphesiz, Allah
iyilik edenleri sever.
196. Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.
Eğer (hac amellerini tamamlamaktan)
alıkonulursanız, (ihramdan
çıkmak için) gücünüzün elverdiği bir
kurbanlık hazırlayın. Kurbanlık, kesileceği
yere ulaşıncaya kadar başınızı tıraş
etmeyin. Sizden biri hasta veya başında
bir rahatsızlık olursa, (tıraş olmaya) bedel
olarak oruç tutması veya sadaka vermesi
ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende
olduğunuz zaman, kim umreyi bitirerek
hac amellerine girerse (temettü hacını
yerine getirirse), gücünün yettiği bir kurban
kesmesi gerekir. (Kurbanlık) bulmayan
kimse, tam on gün olmak üzere, üç
gün hacda ve yedi gün de döndükten
sonra oruç tutar. Bu (temettü hacı), ailesi
Mescidu’lHaram
civarında oturmayan
kimseler içindir. Allah’tan korkun ve bilin
ki, Allah’ın azabı çetindir.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

197. Hac, bilinen aylardadır. Kim bu aylarda
hac farzını yerine getirirse, (bilmelidir
ki,) hacda kadınlara yaklaşmak, günah
sayılan (yalan konuşmak ve sövüş gibi)
davranışlarda bulunmak ve cidal etmek
(münakaşa yapmak) yoktur. Ne iyilik yaparsanız,
Allah onu bilir. Kendinize yol
azığı hazırlayın. (Bilin ki) en iyi azık, takvadır.
Ey akıl sahipleri! Benden korkun.
198. (Hac yolculuğu esnasında ticaret
yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütuf
(kazanç) aramanızda size bir günah
yoktur. Arafat’tan hep birlikte akın edince,
Meş’aru’l Haram’da Allah’ı anın; sizi
doğru yola ilettiği için O’nu anın; oysa
siz ondan önce sapmışlardan idiniz.

199. Sonra halkın toplu olarak akın
ettiği yerden (Meş’aru’lHaram’dan
Mina’ya doğru) siz de akın edin ve Allah’tan
bağışlanma dileyin. Şüphesiz,
Allah bağışlayandır ve sürekli merhamet
edendir.
200. Hac amellerinizi bitirdiğinizde babalarınızı
andığınız gibi, hatta ondan
daha güçlü bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan
bazısı, “Rabbimiz bize dünyada
(istediğimiz şeyleri) ver.” derler.
Bunlara ahirette bir pay yoktur.
201. Onlardan bazısı da, “Rabbimiz
bize dünyada da iyilik ver, ahirette de
iyilik ver ve bizi cehennemin azabından
koru.” derler.
İmam Ali (a.s)’dan Peygamber (s.a.a)’in
şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Allah kime
şükreden bir kalp, zikreden bir dil, dünya ve
ahiret işlerinde kendisine yardımcı olan bir
zevce (hanım) verirse, ona dünya ve ahiret
iyiliğini vermiş ve cehennem ateşinden onu
korumuştur.” (bk. Mecmau’l-Beyan.)

202. İşte bunlara kazandıklarından bir
pay vardır. Allah’ın hesap görmesi çok
süratlidir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

203. Sayılı günlerde Allah’ı anın.
Kim acele ederek (Mina’daki
amelleri) iki günde yaparsa,
ona bir günah yoktur. Kim de
gecikirse, ona da bir günah
yoktur. (Bu hüküm, ihram haramlarından)
korunanlar içindir. Allah’tan
korkun ve bilin ki, şüphesiz siz, O’nun
katında toplanacaksınız.

204. İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya
yaşayışı hakkında söyledikleri seni
hayrete düşürür ve kalbinde olana da
Allah’ı tanık tutar; hâlbuki o, en yaman
düşmandır.
205. (Senin yanından) ayrılıp gittiğinde,
yeryüzünde bozgunculuk yapmaya,
ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah
bozgunculuğu sevmez.
206. Ona, “Allah’tan kork!” denince,
gururu kendisini günaha sevk eder.
Artık (ceza olarak) ona cehennem yeter.
Orası ne kötü bir yataktır!
207. İnsanlardan öylesi de var ki, Allah’ın
rızasını elde etmek için canını
satar (feda eder). Allah, kullarına şefkatlidir.
Bu ayet Hz. Ali (a.s) hakkında nazil olmuştur.
Kureyş müşriklerinin Peygamber’i öldürmek
için gizlice sözleşmeleri üzerine,
Peygamber (s.a.a) Mekke’den ayrılmak
zorunda kaldı. Düşmanların Peygamber’in
Mekke’den ayrıldığını fark etmemeleri için
birisinin onun yerinde yatması gerekiyordu.
Bu işte can tehlikesi olmasına rağmen Hz.
Ali (a.s), Allah’ın rızasını kazanmak için kendisini
Resulullah (s.a.a)’e feda etmeye hazır
oldu ve Peygamber’in yatağında yattı. Rivayete
göre, Hz. Ali, Peygamber’in yerinde
yattığında Cebrail onun baş ucunda ve Mikail
ayak tarafında bekliyorlardı ve Cebrail
şöyle diyordu: “Ne mutlu sana ey Ali! Kim
senin gibi olabilir! Melekler seninle iftihar etmekteler.”
(bk. es-Safî Tefsiri; Taberî, Tefsir, 2

/ 99; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1 / 331;
Üsdü’l-Gabe, 4 / 45; İbn Asakir, Tarih-u Dimaşk,
1 / 137; Biharu’l-Envar, 19 / 60.)

208. Ey iman edenler! Hep birden barış
ve esenliğe girin. Sakın Şeytan’ın adımlarını
izlemeyin; kuşkusuz, o size açık bir
düşmandır.
209. Size apaçık deliller geldikten sonra
(hak yoldan) sürçerseniz, şunu (iyi) bilin
ki, Allah üstündür ve hikmet sahibidir.
210. Onlar, Allah’ın ve meleklerin beyaz
buluttan gölgelikler içinde gelmelerini
mi bekliyorlar?! Oysa o zaman Allah’ın
emri gerçekleşmiş olur! Bütün işler
Allah’a döner.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

211. İsrailoğulları’na sor ki, biz onlara
ne kadar açık ayet (mucize) verdik! Kim
Allah’ın nimetini, kendisine geldikten
sonra değiştirirse, (nankörlük ederse, bilsin
ki) şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.
212. Kâfir olanlara dünya yaşayışı çekici
kılınmıştır. Onlar, iman edenlerle alay
ederler. Oysa takvalı olanlar, kıyamet gününde
onların üstünde olacaklardır. Allah,
dilediğine hesapsız rızık verir.
213. İnsanlar bir tek ümmet (topluluk)
idi. Sonra Allah müjdeleyici ve korkutucu
olarak peygamberleri gönderdi ve
insanlar arasında ayrılığa düştükleri
şeylerde yargıda bulunmak için onlarla
beraber hak üzere kitap indirdi. Ama
kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller
kendilerine geldikten sonra ara-
larındaki zulüm ve azgınlıktan ötürü
onda ayrılığa düştüler. Bunun üzerine
Allah, kendi izni ile iman edenleri ayrılığı
düştükleri gerçeğe iletti. Allah,
dilediğini doğru yola iletir.

214. Yoksa sizden önce gelip geçmiş
olanların başlarına gelen zorlukların
benzerinin sizin de başınıza gelmeden
cennete gireceğinizi mi sandınız?!
Onlar, öylesine yoksulluk, darlık ve
sıkıntılara uğramış ve sarsılmışlardı
ki, (nihayet) peygamber ve beraberindekiler,
“Allah’ın yardımı ne zaman?!”
demişlerdi. Biliniz ki, Allah’ın yardımı
yakındır!
215. Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını
soruyorlar. De ki: “Harcayacağınız
her türlü mal, ana baba,
yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda
kalanlar için olmalıdır. Şüphesiz, Allah
yapacağınız her iyiliği bilir.”

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

216. Hoşunuza gitmediği hâlde savaş
size yazıldı (farz kılındı). Hoşunuza
gitmeyen birçok şey sizin için hayırlı
ve hoşunuza giden birçok şey de sizin
için kötü olabilir. Allah (sizin yararınıza
olanı) bilir, ama siz bilmezsiniz.
217. Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar.
De ki: “O ayda savaşmak, büyük
bir günahtır. Ama (insanları) Allah’ın
yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek,
(insanları) Mescidu’lHaram’dan
alıkoymak ve halkını oradan çıkarmak,
Allah katında daha büyük bir günahtır.
Fitne çıkarmak ise, adam öldürmekten
de büyüktür.” (Müşrikler) güçleri yetse,
sizi dininizden döndürene kadar
sizinle sürekli savaşırlar. Sizden kim
dininden döner ve kâfir olarak ölürse,
işte bunların yaptıkları dünyada da,
ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler;
orada sürekli kalırlar.
(Ayette geçen haram aydan maksat haram
aylardan olan Recep ayıdır)

218. Şüphesiz, inananlar ve Allah yolunda
hicret ve cihad edenler, işte bunlar,
Allah’ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayandır
ve sürekli merhamet edendir.
219. Şarap ve kumar hakkında sana soruyorlar.
De ki: “Bu ikisinde büyük bir
günah ve insanlar için (birtakım) yararlar
vardır. Ancak o ikisinin günahı, yararından
daha büyüktür.” Allah yolunda ne
harcayacaklarını sana soruyorlar. De ki:
“İhtiyacınızdan fazla olanı.” Allah, ayetlerini
size böyle açıklıyor ki düşünesiniz,

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

220. dünya ve ahiret hakkında. Yetimler
hakkında sana soruyorlar. De ki: “Onların
işlerini düzeltmek, (onları sahipsiz bırakmaktan)
daha iyidir. Eğer onlarla bir arada
yaşarsanız (ve mallarınızı karıştırırsanız,
bunun bir sakıncası yoktur) onlar sizin
kardeşinizdir. Allah, bozgunluk yapanla
(yetimin işlerini) düzelteni bilir. Allah dilese,
sizi zahmet ve zorluğa sokar. Şüphesiz,
Allah üstündür ve hikmet sahibidir.”
“Dünya ve ahiret hakkında” ibaresi önceki
ayetteki son cümleye aittir. Yani, “Allah, ayetlerini
size böyle açıklıyor ki, dünya ve ahiret
hakkında düşünesiniz.”

221. Allah’a ortak koşan kadınlarla, iman
etmedikçe evlenmeyin. İman etmiş bir
cariye, Allah’a ortak koşan bir kadın
dan onu
beğenseniz biledaha
iyidir.
Allah’a ortak koşan erkekleri de, iman
etmedikçe (kızlarınızla) evlendirmeyin.
İman etmiş bir köle, Allah’a ortak
koşan bir erkekten onu
beğenseniz
biledaha
iyidir. Onlar (sizi) ateşe çağırırlar;
Allah ise kendi izniyle (yardımıyla)
sizi cennete ve mağfirete çağırır
ve hatırlasınlar (öğüt alsınlar) diye
ayetlerini insanlara açıklar.

222. Senden kadınların aybaşı hâli
hakkında soruyorlar. De ki: “O bir rahatsızlıktır.
Bu yüzden aybaşı hâli döneminde
kadınlardan (onlarla cima
etmekten) uzak durun; temizleninceye
kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde
ise, Allah’ın emrettiği yerden
onlara yaklaşın.” Allah, sürekli
tövbe edenleri sever; temizlenenleri de
sever.
223. Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza
istediğiniz şekilde gelin. Kendiniz
için (iyi amellerle) hazırlık yapın.
Allah’tan korkun ve bilin ki O’na varacaksınız.
İman edenleri müjdele!
224. İyilik yapmaktan, takvalı olmaktan
ve insanların arasını bulmaktan
sakınmak için Allah’ı yeminlerinize
konu yapmayın. Allah, duyan ve
bilendir.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

225. Allah, boşuna yemin etmenizden
dolayı sizi sorumlu tutmaz, ama kalbinizin
edindiği şeyden (kirlenme ve
günahtan) dolayı sizi sorumlu tutar.
Allah, bağışlayandır ve halimdir.
226. Kadınlarına yaklaşmamaya yemin
edenler dört ay beklerler. Eğer (bu süre
içinde kadınlarına) dönerlerse, (bilsinler
ki) Allah bağışlayandır ve sürekli
merhamet edendir.
227. Eğer boşamaya karar verirlerse,
şüphesiz, Allah işiten ve bilendir.
228. Boşanmış kadınlar, kendi kendilerine
üç temizlik süresi beklerler. Allah’a
ve ahiret gününe inanıyorlarsa, rahimlerinde
Allah’ın yarattığını (çocuğu)
gizlemeleri onlara helal değildir. Kocaları,
(onlarla) aralarını düzeltmek ve
uzlaşmak isterlerse, bu süre içerisinde
onları geri almaya tam olarak hak sahibidirler.
Kadınların yükümlülükleri
kadar (erkekler üzerinde) hakları da
vardır. Ama erkekler, onlara karşı bir
derece üstünlüğe sahiptirler. Allah, üstündür
ve hikmet sahibidir.
229. Boşama iki defadır. Sonra ya (iddet
süresinde boşamadan vazgeçerek
kadını) iyilikle tutar, ya da güzellikle
salıverir. Kadınlara verdiklerinizden
bir şey almanız, size helal değil; fakat
eşler Allah’ın sınırlarını (evlilik hükümlerini)
doğru bir şekilde koruyamayacaklarından
korkarlarsa, o başka.
Eğer onların (kadın kocasına rağbetsiz
olduğundan dolayı) Allah’ın sınırlarını
koruyamayacaklarından korkarsanız,
kadının (erkeğe onu boşaması
için) ödediği bedelde her iki taraf için
de bir sakınca yoktur. Bunlar, Allah’ın
koyduğu sınırlardır; o hâlde bu sınırları
aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa,
işte onlar zalimlerdir.

230. Eğer (üçüncü defa) boşarsa, bu boşamadan
sonra, kadın başka bir kocayla
evlenmedikçe, (onunla evlenmesi) kendisine
(birinci kocaya) helal olmaz. Eğer
ikinci koca onu boşarsa, Allah’ın sınırlarını
koruyacaklarını sanırlarsa, o zaman
(birbirlerine) dönmelerinde onlara bir
sakınca yoktur. Bunlar, Allah’ın koyduğu
sınırlardır; (Allah) bunları, bilgi sahibi
olan kimselere açıklar.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

231. Kadınları boşadığınızda, (bekleme)
sürelerini bitirdiler mi, ya iyilikle onları
tutun ya da iyilikle onları salıverin. Haklarına
tecavüz etmek için zarar verecek
şekilde onları tutmayın. Kim bu işi yaparsa,
kendine yazık etmiştir. Allah’ın
ayetlerini alaya almayın. Allah’ın size
verdiği nimeti ve öğüt vermek üzere size
indirdiği kitap ve hikmeti anın. Allah’tan
korkun ve bilin ki, Allah her şeyi bilir.
232. Kadınları boşadığınızda, (bekleme)
sürelerini bitirdiler mi, aralarında iyilikle
anlaşırlarsa, kocalarıyla evlenmelerine
engel olmayın. Bu, sizden Allah’a ve ahi
ret gününe inananlara verilen bir öğüttür.
Bu (öğüde uymak), sizin için daha hayırlı
ve daha temizdir. Allah (her şeyi)
bilir, (ama) siz bilmezsiniz.

233. Anneler, tam iki yıl çocuklarına
süt verirler. Bu (hüküm), emzirmeyi tamamlamak
isteyenler içindir. Onların
yiyeceğini ve giyeceğini örfe uygun bir
şekilde temin etmek, çocuğun babasına
düşer. Herkes ancak gücü yettiği
ölçüde yükümlüdür. Anne çocuğu yüzünden
ve baba da çocuğu yüzünden
zarara uğratılmaz. (Çocuğun babası
hayatta olmazsa) mirasçıya da bu işleri
yapmak düşer. Anne ve baba, aralarında
anlaşarak ve danışarak (çocuğu
erken) sütten kesmek isterse, onlara
bir günah yoktur. Eğer (sütanne tutup)
çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, vereceğinizi
örfe uygun bir şekilde ödediğiniz
takdirde, size bir günah yoktur.
Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah
yaptığınız işleri görür.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

234. İçinizden vefat eden erkeklerin
geride bırakmış olduğu eşleri, kendi
kendilerine dört ay on gün beklerler.
(Bekleme) müddetlerini bitirdiklerinde,
kendi haklarında örfe uygun bir şe-
kilde yaptıkları işlerde size bir günah
yoktur. Allah, yapmakta olduğunuz
işlerden haberdardır.
235. (İddette olan) kadınlara evlenmek
isteğinizi üstü kapalı olarak anlatma-
nızda veya bu (isteğinizi) içinizde gizli
tutmanızda size bir günah yoktur. Allah,
onları anacağınızı bilir. Meşru söz
söylemek dışında onlarla gizlice sözleşmeyin
ve farz olan bekleme müddeti
bitmeden evlenme bağını kesinleştirmeyin.
Bilin ki, Allah sizin içinizde
olanları bilir. Öyleyse O’ndan çekinin
ve bilin ki, gerçekten Allah bağışlayandır
ve halimdir.
236. Kadınlara dokunmadan (onlarla
cinsel ilişkiye girmeden) veya onlar
için bir mehir belirlemeden onları boşarsanız,
size bir günah yoktur. Ama
onları (mehri belirlenmeden boşadığınız
kadınları) örfe uygun bir şekilde
yararlandırın; zengin kendi durumuna
göre, fakir de kendi durumuna göre. Bu,
iyilik yapanlar üzerinde bir haktır.

237. Onlar için bir mehir belirlemiş olursanız
da kendilerine dokunmadan önce
onları boşarsanız, belirlediğiniz mehrin
yarısını onlara vermelisiniz. Ancak (boşanmış)
kadınların kendileri (bu haklarından)
vazgeçerler veya nikâh bağı
elinde bulunan kimse (veli) (bundan)
vazgeçerse, o başka. Affetmeniz, takvalı
olmaya daha yakındır. Aranızda iyiliği
unutmayın. Şüphesiz, Allah yaptıklarınızı
görür.

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

238. Namazları ve (özellikle) orta namazı
koruyun. Teslimiyet ve itaat hâlinde Allah
için ayağa kalkın (ayakta namaz kılın).
239. Eğer (düşmandan veya başka bir tehlikeden)
korkarsanız, (o zaman namazı)
yürüyerek yahut binekte kılın. Güvenliğe
erişince de, bilmediklerinizi size öğrettiği
gibi Allah’ı anın.
240. Sizden vefat edip geride eşler bırakanlar,
eşlerinin, evlerinden çıkarılmadan
bir yıla kadar bıraktıkları maldan
yararlanmaları hususunda (sağlıklarında)
vasiyet etmelidirler. Eğer (kadınların
kendileri) çıkarlarsa, kendileri haklarında
yaptıkları meşru işlerden dolayı size
bir günah yoktur. Allah üstündür, hikmet
sahibidir.

241. Boşanmış kadınların örfe uygun
bir şekilde (eski kocalarının malından
bir süre geçimlerini sağlamak için) yararlanma
hakları vardır. Bu, takvalılara
bir borçtur.
242. Allah, anlayasınız diye ayetlerini
size böylece açıklamaktadır.
243. Binlerce kişi oldukları hâlde ölüm
korkusundan yurtlarından çıkanları
görmedin mi? Allah onlara, “Ölün!”
dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz,
Allah insanlara ihsan edendir; ama insanların
çoğu şükretmezler.
244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki,
Allah (her şeyi) duyan ve bilendir.
245. Kendisi için kat kat arttırması üzere
Allah’a güzel bir borç verecek olan
kim var? Allah, (nimetini istediğine)
daraltır ve (istediğine) bollaştırır. Siz
O’na götürüleceksiniz.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 2, SÛRE: 2

246. Musa’dan sonra İsrailoğulları’nın
ileri gelenlerini görmedin mi? Hani
onlar kendi peygamberlerine, “Bize
bir hükümdar gönder de (onun emrinde)
Allah yolunda savaşalım.” dediler.
Peygamber, “Ya size bir savaş yazılır da
savaşmazsanız?!”dedi. Onlar, “Yurtlarımızdan
çıkarılmış ve evlatlarımızdan
uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde
Allah yolunda neden savaşmayalım?!”
dediler. Ama kendilerine savaşmak
yazılınca onlardan az bir grup hariç
hepsi (sözlerinden) döndü. Allah, zalimleri
bilir.
247. Peygamberleri onlara, “Allah, size
Tâlut’u hükümdar olarak göndermiştir.”
dedi. Onlar, “Biz hükümdarlığa
ondan daha lâyık iken ve mal yönünden
de varlıklı olmadığı hâlde nereden
bize karşı hükümdarlık (hakkı) kazanabilir?!”
dediler. Peygamberleri, “Allah,
size (hükümdar olarak) onu seçmiş, ilim
ve vücut yönünden ona fazlalık vermiştir.”
dedi. Allah, hükümdarlığını istediğine
verir. Allah, (güç ve merhametiyle her
şeyi) kapsayandır ve bilendir.

248. Peygamberlerii onlara dedi ki:
“Onun hükümdarlığının alameti, içinde
Rabbinizden bir güvence ve huzur olan,
Musa hanedanının ve Harun hanedanının
bıraktıklarından bir kalıntı bulunan
o sandığın gelmesidir; onu melekler taşır.
İnanmışsanız, bunda size bir (ilahî)
alâmet vardır.”

CÜZ: 2, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

249. Tâlut askerlerle beraber (şehirden)
ayrılınca, “Allah sizi bir ırmakla deneyecektir.
Kim ondan (su) içerse, eliyle
bir avuç içen hariç, benden değildir.
Kim onu tatmazsa, o bendendir.” dedi.
Onlardan pek azı hariç, hepsi o ırmaktan
içtiler. Tâlut ve beraberinde bulunan
müminler o ırmaktan geçince, (o sudan
içenler,) “Bugün bizim Calut ve askerlerine
karşı koyacak gücümüz yoktur.” dediler.
Ama Allah’a kavuşacaklarına inananlar,
“Nice az topluluk var ki, Allah’ın
izniyle sayıca çok olan topluluğa üstün
gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
dediler.
250. Calut ve askerleriyle karşı karşıya
geldiklerinde, “Rabbimiz, bize sabır
ver, direnişimizi artır, bizi kâfirlere
karşı muzaffer eyle.” dediler.
251. Böylece Allah’ın izniyle onları
yenilgiye uğrattılar ve Davut, Calut’u
öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümranlık
ve hikmet verdi ve dilediğinden
ona öğretti. Eğer Allah’ın insanları birbirleriyle
savıp defetmesi olmasaydı,
kesinlikle yeryüzü bozulurdu. Fakat
Allah, tüm âlemlere karşı ihsan ve lütuf
edendir.
252. İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir;
onları hak üzere sana okuyoruz; şüphesiz,
sen peygamberlerdensin.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

253. O peygamberlerin bir kısmını
bir kısmından üstün kıldık. Onlardan
bazısı ile Allah konuşmuştur ve
bir kısmını da (verdiği) derecelerle
yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya da
açık deliller (mucizeler) verdik ve onu
Ruhü’lKudüs
ile destekledik. Allah
dileseydi, onlardan sonrakiler, kendilerine
açık deliller geldikten sonra, birbiriyle
çarpışmazlardı; fakat ayrılığa
düştüler; onlardan kimi iman etti, kimi
de inkâr etti. Allah dileseydi, onlar birbirleriyle
çarpışmazlardı; fakat Allah,
dilediği işi yapar.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 27)

254. Ey iman edenler! Alışveriş, dostluk
ve şefaatin olmadığı gün gelip
çatmadan önce size verdiklerimizden
(Allah yolunda) harcayın. İnkâr edenler,
zalimlerin ta kendisidir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 28)

255. Allah, O’ndan başka hiçbir ilah
yoktur; diridir, her şeyi koruyan ve
ayakta tutandır. O’nu uyuklama ve
uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olan
her şey O’nundur. İzni dışında O’nun
katında kim şefaat (arabuluculuk)
edebilir? Onların önlerinde olanı da, arkalarında
olanı bilir. Dilediği miktardan
başka, O’nun bilgisinden hiçbir şeyi kavrayamazlar.
Kürsüsü (ilim ve gücü) gökleri
ve yeri kapsamıştır. Bunları korumak
ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 29)

256. Dinde zorlama yoktur. Gerçekten olgunluk,
eğrilikten ayrılmış, belli olmuştur.
Öyleyse kim tağutu (Allah’tan başka
tapılan şeyleri) inkâr eder ve Allah’a ina-
nırsa, kırılması olmayan en sağlam kulpa
yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 30)

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

257. Allah, inananların velisidir; onları
karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr
edenlerin velileri ise, tağutlardır; onları
aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. Onlar,
ateş ehlidirler ve orada ebedi kalırlar.
258. Allah kendisine saltanat verdi diye
Rabbi hakkında İbrahim’le tartışan kimseyi
görmedin mi? Hani İbrahim ona,
“Rabbim, dirilten ve öldürendir.” dedi.
O, “Ben (de) diriltir ve öldürürüm.” dedi.
İbrahim, “Allah güneşi doğudan getirir;
sen onu batıdan getir.” dedi. İnkâr eden
kimse tutulup kaldı. Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 31)

259. Yahut duvarları, tavanları üzerine
çökmüş bir köye uğrayan şahıs gibi. O,
“Allah bu köy halkını ölümünden sonra
nasıl diriltir?” dedi. Bunun üzerine
Allah onu yüz yıl öldürdü, sonra diriltti.
“Ne kadar burada kaldın?” dedi.
O, “Bir gün veya bir günün bir bölümü
kaldım.” dedi. Allah, “Oysa yüz
yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak,
hiç bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak
(nasıl çürüyüp gitmiştir). Seni insanlara
bir ayet kılalım diye (böyle yaptık).
Kemiklere bir bak! Nasıl onları kabartıyor,
sonra etle bürüyoruz.” dedi.
(Bu gerçek) ona açıklık kazandığında,
“(Artık) Allah’ın her şeye gücünün yettiğini
biliyorum.” dedi.
Bazı hadislerde bu şahsın ‘Ermiya Peygamber’,
diğer hadislerde ise onun ‘Uzeyr Peygamber’
olduğu nakledilmiştir. Bu olayın bu
iki peygamber hakkında da vuku bulmuş
olması muhtemeldir. Ayyaşî, kendi tefsirinde
şöyle nakleder: “Münafık birisi olan İbn
Kevva, Ali (a.s)’a, ‘Dünya halkı içerisinde
babasından daha büyük olan çocuk kimdir?’
diye sordu. İmam (a.s) şöyle buyurdu:
‘Onlar, Uzeyr’in çocuklarıdır. Uzeyr yıkılmış
bir köye uğradı. O, bir eşeğe binmiş, kendisine
ait bir tarladan gelmekteydi. Yanında
saman dolu bir selesi ve meyve suyu içeren
bir testisi vardı. Yıkık köye uğrayınca, ‘Allah,
ölümünden sonra burayı nasıl diriltir?’ dedi.
Bunun üzerine Allah onu öldürdü ve yüz yıl
ölü olarak bıraktı. Bu süre zarfında onun çocuğunun
çocukları oldu. Yüz yıl sonra Allah
tekrar onu öldürdüğü yaşta diriltti. İşte onun
çocukları babalarından daha büyük idiler.”
(Ayyaşî Tefsiri.) Bu konuyla ilgili çeşitli hadisleri
incelemek için bk. Mecmau’l-Beyan,
Kemalu’d-Din ve es- Safî Tefsiri.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

260. Hani İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüleri
nasıl dirilttiğini bana göster.” dedi.
(Allah,) “İnanmıyor musun?” dedi. O,
“Hayır, inanıyorum; fakat kalbim mutmain
olsun diye (bunu istedim).” dedi.
(Allah,) “Öyleyse dört kuş al; onları
doğrayıp bir araya topla; sonra her bir
dağın üzerine onlardan bir parça bırak;
sonra onları çağır; süratle sana gelirler.
Bil ki, Allah üstündür ve hikmet
sahibidir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 32)

261. Mallarını Allah yolunda harcayan
kimselerin durumu, yedi başak veren
bir tane gibidir; her başakta da yüz
tane vardır; Allah, dilediği kimseye de
kat kat artırır. Allah, (güç ve merhametiyle
her şeyi) kapsayan ve bilendir.
Allah yolundan maksat, İslam düşmanlarıyla
cihat, fakirlere yardım gibi her türlü hayır
yoludur. (bk. Mecmau’l-Beyan)

262. Mallarını Allah yolunda harcayan
ve harcamalarının peşi sıra minnet ve
eziyet etmeyen kimselerin mükâfatları,
Rablerinin katındadır; onlara bir korku
yoktur ve onlar üzülmezler de.
Kişinin, iyilik yaptığı kimseye, “Sana şu kadar
vermedim mi, sana iyilik etmedim mi, senin
ihtiyaçlarını gidermedim mi” gibi sözler söylemesi
minnet sayılır. Eziyet ise, “Allah beni
senden kurtarsın!” ve “Nasıl oldu da sana
yakalandım!” demekle olabileceği gibi,
yüzünü ona karşı ekşitmesi, onu incitmesi
veya birine yaptığı iyiliğe karşılık ondan bazı
işlerini yapmayı istemesiyle de olabilir. Bunlar,
eziyetin bazı çeşitleridir. (bk. Mecmau’l-
Beyan)

263. Uygun bir söz ve bağışlama, peşi
sıra eziyet gelen bir sadakadan daha iyidir.
Allah zengindir, halîmdir.
264. Ey iman edenler! Malını insanlara
gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret
gününe inanmayan kimse gibi sadakalarınızı
başa kakmak ve eziyet emekle batıl
etmeyin. Onun durumu, üzerinde toprak
bulunan sert ve düz bir kayaya benzer;
şiddetli bir yağmur ona vurur, onu sert
ve düz bir taş olarak bırakır. (Gösteriş
için mallarını harcayanların da) kazandıklarından
bir şey elde edemezler. Allah,
kâfirleri hidayete erdirmez.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 33)

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

265. Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve
kendilerini (inanç ve ihlâs yönünden) sağlamlaştırmak
için mallarını harcayanların
durumu, bol yağmur isabet edip de iki kat
ürün veren yüksekteki bir bahçeye benzer.
Bol yağmur ona yağmasa bile, bir çisenti
ona düşer. Allah yaptıklarınızı görür.
266. Sizden biriniz ister mi ki, altından
ırmaklar akan ve içinde her türlü meyve
bulunan, hurma ve üzüm ağaçlarından
bir bahçesi olsun, yaşlılık dönemi gelip
çattığı, güçsüz ve bakıma muhtaç çocukları
olduğu bir sırada bahçesine içinde ateş
bulunan bir kasırga isabet etsin ve bahçe
yanıp gitsin? İşte Allah, düşünürsünüz
diye ayetlerini size böyle açıklıyor.
267. Ey iman edenler! Temiz kazançlarınızdan
ve yerden sizin için çıkardığımız
şeylerden (Allah yolunda) harcayın.
Kendiniz bile, göz yummadan
almayacağınız değersiz şeylerden Allah
yolunda harcamaya yönelmeyin.
Bilin ki, Allah zengindir, övülendir.
268. Şeytan size fakirliği vaat ediyor
(fakirlikle sizi korkutuyor) ve size kötülüğü
emrediyor. Oysa Allah kendi
bağışlama ve lütfunu size vaat ediyor.
Allah, (güç ve merhametiyle her şeyi)
kapsayan ve bilendir.
269. O, dilediğine hikmeti verir. Kime
hikmet verilirse, gerçekten ona çok iyilik
verilmiştir. Ancak akıl sahipleri düşünüp
öğüt alırlar.
Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Kuşkusuz, Allah bana Kur’ân’ı ve
Kur’ân’a benzer hikmeti verdi. İçinde hikmet
bulunmayan her ev mutlaka harabe
olur. Öyleyse uyanık olun ve bilinç ve ilim
elde etmeye çalışın ve cahil olarak ölmeyin.”
(Mecmau’l-Beyan) ‘Hikmet’ ve ‘muhkem’
aynı kökten olup sağlam olan şey demektir
ve sağlam ilim ve bilgiler anlamında
kullanılır. Bilgiye hikmet (sağlam) denilmesi,
onu taşıyan kişinin kötülüklerden korunmasına
yol açtığı ve bu açıdan insanda
bir çeşit sağlamlığa sebep olduğu içindir.
(Mecmau’l-Beyan) Bir de “bir yaratıcının
varlığı ve ona şükretmenin gerekliliği” veya
“adaletin güzel, zulmün kötü olduğu” gibi
aklın idrak ettiği veya ilahî menşeli olan
ve peygamberler vasıtasıyla insanlara ulaşan
gerçek bilgilere hikmet denir. Çünkü
bu tür bilgiler zaman ve mekân etkisinde
kalmadıkları ve eksilmedikleri için kalıcı ve
sağlamdırlar. Buna göre sürekli değişmekte
olan teori ve görüşler bu kategoride değerlendirilemezler.
Çünkü onlar gerçek bilgiler
değildirler.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

270. Allah yolundaki her harcamanızı
ve yaptığınız her adağı, kuşkusuz Allah
bilir. Zalimlere bir yardımcı yoktur.
271. Eğer sadakaları aşikâr etseniz
(Allah için açıktan bağışta
bulunsanız), bu güzel bir
iştir; ama onu gizler de yoksullara
verseniz, bu sizin için daha
iyidir ve (Allah) günahlarınızdan bir
kısmını sizden giderir. Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır.

272. Sen onları hidayete erdirmekle yükümlü
değilsin. Ama Allah, dilediğini
hidayet eder. Allah yolunda harcadığınız
iyi şey (mal) kendiniz içindir. Sadece
Allah’ın rızasını kazanmak için harcama
yapın. Harcadığınız her iyi şeyin
(malın) karşılığı size tam olarak verilecektir
ve haksızlığa uğramayacaksınız.
Hidayet kavramının ‘hedefe ulaştırmak’ ve
‘yol göstermek’ olmak üzere iki kullanışı vardır;
burada maksat birinci anlamdır. Çünkü
ikinci anlamdaki hidayetin, peygamberlerin
asli görevlerinden olduğunda bir kuşku
yoktur. Buna göre ayetten murat şudur:
“Sen insanların hidayeti kabul etmelerini
sağlamakla yükümlü değilsin. Sana düşen,
sadece halka hakkı açıklamak ve onlara
doğru yolu göstermektir.”

273. (Sadakalar,) kendilerini Allah yoluna
verdikleri için mahsur kalan, (geçimlerini
sağlamak için) yeryüzünde
dolaşamayan yoksullara aittir. Bilmeyen
kimse, iffetli ve gözü tok olmaya
çalıştıkları için onları zengin sanır. Onları
simalarından tanırsın. Yüzsüzlükle
insanlardan bir şey istemezler. Allah
yolunda harcadığınız her iyi şeyi, Allah
hakkıyla bilir.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Bu ayet, Suffe ashabı hakkında nazil
olmuştur. Bunlar, Medine’de evleri ve kendilerini
barındıracak aşiretleri bulunmayan dört
yüze yakın (Muhacir) Müslüman idi. Mescit’te
(Mescidu’n-Nebi’nin kenarında kendilerine tahsis
edilmiş yerde) kalıyorlardı ve ‘Peygamber’in
gönderdiği her savaşa katılırız’ diyorlardı. Birisi
yemeğinden bir şey artınca geceleyin getirip
onlara verirdi.” (bk. Mecmau’l- Beyan.)

274. Mallarını gece gündüz,
gizli ve açık
olarak (Allah yolunda) harcayanlar, işte
onların mükâfatı Rablerinin yanındadır;
onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler
de.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 34)

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

275. Riba yiyenler, ancak Şeytan’ın çarparak
delirmesine yol açtığı kimsenin kalkması
gibi kalkarlar. Bu (duruma düşmeleri),
“Alışveriş de riba gibidir.” demeleri
yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal
kılmış ve ribayı haram kılmıştır. Kime
Rabbi tarafından bir hatırlatma ve öğüt
gelir de (riba yemeye) son verirse, önceki
(kazançları) kendisinindir ve hakkındaki
hüküm Allah’a kalmıştır. Kim de tekrar
(bu işe) dönerse, onlar ateş ehlidirler;
orada ebedi kalırlar.
Sermaye ve geliri garantiye almak hesabı
üzere hareket ederek riba yiyen (faizci) kişi,
asıl güven kaynağı olan Allah Teala’ya güven
ve tevekkül bağını koparmış olur. Böyle birisi,
Allah’a güvene davet eden akıl nimetinin

verilerinden mahrum sayılır ve böylece güvensizliğe
düşerek, ruhî ve manevî tehlikeler
uçurumuna yuvarlanmış olur. Sonuçta
onun davranışlarında aklî dengesizlik görülmeye
başlar. Belki de bu yüzden Allah’u
Teala, riba yiyenlerin tutumlarını deliren ve
dengesizleşen kişilerin tutumuna benzetmektedir.

276. Allah, ribayı (riba olarak alınan
parayı) azaltır ve yok eder; sadakaları
ise arttırır. Allah, hiçbir nankör ve
günahkâr insanı sevmez.
277. Kuşkusuz, iman eden ve iyi işler
yapan, namazı hakkıyla kılan ve zekâtı
veren kimselerin mükâfatları, Rablerinin
yanındadır; onlara bir korku yoktur
ve onlar üzülmezler de.
278. Ey iman edenler! Allah’tan korkun
ve inanmış iseniz, ribanın geri kalanını
(geri kalan riba taleplerinizi) bırakın.
279. Eğer böyle yapmazsanız, o zaman
Allah ve Resulü’ne karşı savaştığınızı
ilan edin. Eğer tövbe ederseniz, sermayeniz
sizindir; ne kimseye zulmedersiniz
ve ne de zulme uğrarsınız.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 35)

280. Eğer (size borçlu olan şahıs) sıkıntıda
ise, genişliğe çıkıncaya kadar
beklenmelidir. Eğer bilseniz, (onu) sadaka
olarak bağışlamanız, sizin için
daha iyidir.
281. Allah’a götürüleceğiniz günden
korkun. Sonra orada herkese elde ettikleri
tam olarak verilir ve onlara zulmedilmez.

BAKARA SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 2

282. Ey iman edenler! Belli bir süreye
kadar birbirinize bir borç verdiğiniz
zaman onu yazın. İçinizden bir kâtip
dosdoğru ve adaletle (bunu) yazsın.
Hiçbir kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği
gibi (yazma gücünü verdiğine
şükür olarak) yazmaktan kaçınmasın.
Kâtip yazsın, üzerinde hak olan (borçlu)
da söyleyip yazdırsın ve Allah’tan
korksun, ondan bir şey azaltmasın.
Üzerinde hak olan kimse (borçlu) sefih
(akılsız) veya güçsüz olur ya da
söyleyip yazdıramıyorsa, velisi adaletle
söyleyip yazdırsın. Ve erkeklerinizden
iki kişiyi tanık tutun; eğer iki
erkek olmazsa, beğendiğiniz tanıklardan
bir erkek ve iki kadını tanık tutun
ki, kadınlardan biri unutursa (yanılırsa),
diğeri ona hatırlatsın. Tanıklar,
(tanıklık için) çağrıldıklarında kaçınmasınlar.
Az veya çok, onu (borcu) vadesine
kadar yazmaktan usanmayın. Bu
(yazmanız), Allah katında adalete daha
uygun, tanıklık için daha sağlam ve şüpheye
düşmemeniz için daha elverişlidir.
Ama aranızda (elden ele) gerçekleştirdiğiniz
peşin ticaret olursa, onu yazmamanızda
size bir günah yoktur. Alışveriş
yaptığınızda da tanık tutun. Yazıcı
ve tanığa bir zarar verilmemelidir. Eğer
yaparsanız (yazıcı veya kâtibe zarar verirseniz),
bu sizin için bir itaatten çıkma
olur. Allah’tan korkun. Allah size öğretir.
Allah, her şeyi hakkıyla bilir.

CÜZ: 3, SÛRE: 2 BAKARA SÛRESİ

283. Eğer yolculukta olur da bir yazıcı
bulamazsanız, o zaman alınmış bir rehin
gerekir. Sizden biriniz diğerini emin bilirse,
emin bilinen kişi emaneti ödesin ve
Rabbi olan Allah’tan korksun. Şahitliği
gizlemeyin; kim şahitliği gizlerse, kuşkusuz
kalbi günah işlemiştir. Allah, yaptıklarınızı
hakkıyla bilir.
284. Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır.
İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz
de, Allah sizi onunla hesaba çeker;
dilediğini bağışlar ve dilediğine azap
eder. Allah’ın her şeye gücü yeter.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 36)

285. Peygamber, Rabbinden kendisine
indirilene inanmıştır ve müminlerin
de; hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına
ve peygamberlerine inanmışlardır.
“O’nun peygamberleri arasında
ayrım yapmayız.” (dediler.) Ve dediler
ki: “Duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz!
Senin bağışlamanı diliyoruz ve
dönüş(ümüz) sanadır.”
286. Allah, hiç kimseyi gücünün yettiğinden
fazlasıyla yükümlü kılmaz.
Herkesin kazandığı (iyilik) kendi yararınadır
ve yüklendiği (kötülük) de
kendi aleyhinedir. “Ey Rabbimiz! Eğer
unutacak veya yanılacak olursak, bizi
sorgulama. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere
yüklediğin gibi ağır yükümlülükleri
bizim üzerimize koyma. Ey
Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri
de bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla
ve bize acı. Sen mevlamızsın; bizi
kâfirler topluluğuna karşı galip eyle.
Bazı hadislerde yer aldığı üzere, Peygamber
(s.a.a) miraca gittiğinde ümmeti için
bu ayette yer alan duayı etmiş ve Allah-u
Teala da kabul buyurmuştur. (bk. Kummî ve
Ayyaşî Tefsirleri ve el-İhticac)