Kuranı Kerim – Araf Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 8, SÛRE: 7
Medine’de inen üç ayeti (163-165. ayetler) dışında
Mekke’de inmiştir; 206 ayettir.46-48 ayetlerinde yükseklik anlamına gelen
A’raf’dan bahsedildiği için bu ad verilmiştir.
İmam Sadık (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kim A’raf Sûresi’ni her ay okursa, kıyamette
kendilerine ne bir korku, ne de üzüntü olan
kimselerden olur. Kim de her hafta okursa, kıyamette
hesaba çekilmeyecek kimselerden
olur.” (bk. Ayyaşî Tefsiri)Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 74)2. Bu, (insanları) uyarman için ve müminlere
bir hatırlatma ve öğüt olarak sana indirdiğimiz
bir kitaptır. Öyleyse
ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı
olmasın.
3. Rabbinizden size indirilene uyun;
onu bırakarak başka velilere uymayın.
Ne de az öğüt alıyorsunuz!

4. Nice beldeler var ki, biz onları helak
ettik. Azabımız, gece uyurken veya gündüz
istirahat ederken onlara gelmişti.
5. Azabımız onlara gelince, onların sözleri
sadece, “(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten
biz zalimdik.” demek olmuştur.
6. Kuşkusuz, kendilerine elçi gönderilenleri
mutlaka sorgulayacağız. Kuşkusuz,
elçileri de mutlaka sorgulayacağız.
7. Şüphesiz, onlara (yaptıklarını) bilerek
anlatacağız. Biz (onlardan) uzak
değildik.
8. O gün tartı haktır. Artık kimin terazisi
ağır gelirse, işte onlar, kurtuluşa
erenlerdir.
9. Kimin de terazisi hafif gelirse, işte
onlar, ayetlerimize zulmettiklerinden
kendilerini (varlık sermayelerini) ziyan
edenlerdir.
10. Gerçekten sizi yeryüzüne yerleştirdik
ve orada size geçim araçları sağladık;
(ama) ne de az şükrediyorsunuz!
11. Gerçekten sizi yarattık, sonra size
şekil verdik, sonra da meleklere, “Âdem’e
secde edin.” dedik. İblis dışında
hepsi secde etti; sadece o, secde edenlerden
olmadı.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 7

12. (Allah,) “Sana emrettiğimde seni
secde etmekten ne alıkoydu?” dedi. O,
“Ben ondan daha iyiyim; beni ateşten
yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
dedi.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 75)

13. (Allah) dedi ki: “Oradan aşağı in;
orada büyüklük taslamak sana düşmez;
hemen çık; şüphesiz, sen aşağılık
kimselerdensin.”
14. (İblis,) “(İnsanların tekrar) dirilecekleri
güne kadar bana süre tanı.”
dedi.
15. (Allah,) “Sen, süre tanınanlardansın.”
dedi.
16. (İblis,) “Beni azdırmana karşılık onları
aldatmak için mutlaka senin doğru
yolun üzerinde oturacağım.” dedi.
17. “Sonra önlerinden, arkalarından,
sağlarından ve sollarından onlara
(doğru) geleceğim ve sen onların çoğunu
şükreder bulmayacaksın.”
18. (Allah) dedi ki: “Oradan (makamından)
kınanmış ve kovulmuş hâlde dışarı
çık! Gerçekten onlardan kim sana
uyarsa, cehennemi sizin tümünüzle
dolduracağım.”
19. “Ey Âdem! Sen ve eşin de bu cennette
yerleşin. İstediğiniz yerden yiyin;
ancak bu ağaca yaklaşmayın! Yoksa
zalimlerden olursunuz.”
20. Derken Şeytan kendilerinden gizli
tutulmuş avret yerlerini göstermek
için onlara vesvese verdi. “Rabbiniz
size bu ağacı, sadece melek olursunuz
veya ebedileşen kimselerden olursunuz
diye yasakladı.” dedi.

21. Ve o ikisine, “Ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim.”
diye yemin etti.
22. Böylece onları aldatarak (makamlarından)
indirdi. Ağacı tattıklarında avret
yerleri kendilerine göründü. Derhal cennet
yapraklarından kendilerini örtmeye
koyuldular. Rableri onlara şöyle nida etti:
“Ben size bu ağacı yasaklamadım mı?! ve
‘Şeytan size apaçık bir düşmandır.’ demedim
mi?!”

CÜZ: 8, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

23. (Âdem ve eşi) dediler ki: “Rabbimiz!
Biz kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz
ve bize acımazsan, mutlaka ziyan edenlerden
oluruz.”
24. (Allah) dedi ki: “Birbirinize düşman
olarak (yere) inin. Size yeryüzünde bir
süre için yerleşme ve yararlanma imkânı
vardır.”
25. (Allah) dedi ki: “Orada yaşayacak,
orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.”
26. Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi
örten ve süs olarak kullanılan elbise
indirdik. Takva elbisesi ise, işte o daha
iyidir. Bu, Allah’ın ayetlerindendir; olur
ki öğüt alırlar.
27. Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini
kendilerine göstermek için elbiselerini
üzerlerinden çıkararak baba ve annenizi
(aldatıp) cennetten çıkardığı gibi,
Şeytan sizi de aldatmasın. Şüphesiz o
ve kabilesi, onları görmediğiniz yerden
sizi görürler. Şüphe yok ki, biz
şeytanları iman etmeyenlerin dostları
ve velileri kıldık.
28. Kötü bir iş yaptıklarında, “Babalarımızı
bu davranış üzere bulduk, Allah
da bize bunu emretti.” derler. De ki:
“Allah kötü işi emretmez. Bilmediğiniz
bir şeyi mi Allah’a isnat ediyorsunuz?!”
29. De ki: “Rabbim adaleti emretmiştir
ve her secde yerinde yüzünüzü dosdoğru
(Allah’a) yöneltin. Dini O’nun
için halis kılarak (yalnız O’nun dinine
boyun eğerek) O’nu çağırın. Sizi (varlığınızı)
başlattığı gibi, tekrar (O’na)
döneceksiniz.”
30. Bir kesimi hidayete eriştirdi, bir kesime
de sapıklık hak oldu. Çünkü onlar,
Allah’ı bırakıp O’nun yerine şeytanları
kendilerine dost ve veli edindiler. Kendilerini
de hidayette sanıyorlar!

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 7

31. Ey Âdemoğulları! Her mescitte süslerinizi
üzerinize alın. Yiyin, için, ama
israf etmeyin (aşırı gitmeyin). Şüphesiz,
Allah israf edenleri sevmez.
İmam Hasan (a.s) namaz için kalktığı zaman
en güzel elbiselerini giyinirdi. İmam’a,
“Niçin en güzel elbiseni giyiniyorsun?” diye
sordular. İmam, “Allah güzeldir ve güzelliği
de sever…” dedi, sonra bu ayeti okudu ve,
“Allah en güzel elbisemi giyinmemi seviyor.”
dedi. (bk. Ayyaşî Tefsiri)

32. De ki: “Allah’ın kulları için ortaya
çıkardığı süsleri ve temiz rızkları kim
haram kıldı?” De ki: “Bunlar, dünya
hayatında iman edenler içindir. Kıya-
met gününde ise, (bunlardan yararlanmak)
yalnız onlara mahsustur.” Böylece
ayetlerimizi bilen bir topluluk için
açıklıyoruz.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 76)

33. De ki: “Rabbim sadece açık veya
gizli olan kötü işleri, günahı, haksız
saldırganlığı, hakkında bir delil indirmediği
şeyi Allah’a ortak koşmayı ve
bilmediğiniz şeyi Allah’a isnat etmeyi
haram kılmıştır.
34. Her topluluğun bir süresi vardır;
süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar,
ne de öne geçerler.
35. Ey Âdemoğulları! İçinizden ayetlerimizi
size açıklayan peygamberler
size geldiğinde, kim takvalı olur ve
kendini düzeltirse, onlara bir korku yoktur
ve onlar üzülmezler de.

36. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara
karşı büyüklük taslayanlar ise, işte onlar,
ateşin adamlarıdır ve onlar orada ebedi
kalacaklar.
37. Allah’a yalan isnat eden veya O’nun
ayetlerini yalanlayan kimseden daha
zalim kim var?! İşte bunlara kitapta belirlenen
pay ulaşır. Sonunda elçilerimiz
canlarını almak için onlara geldiğinde,
“Allah’ı bırakıp O’nun yerine çağırdığınız
şeyler nerededir?” derler. Onlar, “Bizden
kaybolup gittiler.” derler. (Böylece)
kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine
şahitlikte bulunurlar.

CÜZ: 8, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

38. (Allah) der ki: “Sizden önce gelip geçen
cin ve insan toplulukları arasında siz
de ateşe girin.” Her topluluk (oraya) girince
kendi yoldaşına lanet eder. Onların
hepsi orada bir araya toplanınca sonrakiler
öncekiler hakkında şöyle derler: “Ey
Rabbimiz! İşte bunlar bizi saptırdılar.
Onlara iki kat ateş azabı ver.” (Allah) der
ki: “Her iki topluluğa da iki kat azap vardır;
ama (siz) bilmiyorsunuz.”
39. Öncekiler sonrakilere, “Sizin bize karşı
bir üstünlüğünüz yoktur. Kazandıklarınıza
karşılık tadın azabı!” derler.
40. Kuşkusuz, ayetlerimizi yalanlayıp onlara
karşı büyüklük taslayanlara göğün
kapıları açılmaz ve deve iğnenin deliğinden
geçmedikçe cennete de giremezler.
İşte biz suçluları böyle cezalan-
dırırız.

41. Onlar için cehennemden bir döşek
ve üzerlerinde de (ateşten) örtüler vardır.
İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız.
42. İman eden ve iyi işler yapanlar, ki
biz kişiyi ancak gücü dâhilinde yükümlü
kılarızişte
onlar, cennetliktir-
ler ve onlar orada ebedi kalacaklardır.
43. Kalplerinde olan her türlü kini çıkarırız.
(Saraylarının) altlarından nehirler
akar ve, “Bizi buna hidayet eden
Allah’a hamdolsun. Allah bizi hidayet
etmeseydi, asla hidayete erişmezdik.
Şüphesiz, Rabbimizin elçileri hakkı getirdiler.”
derler. Onlara şöyle seslenilir:
“Yapmakta olduğunuz ameller karşılığında
işte bu cenneti miras aldınız.”

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 7

44. Cennetlikler cehennemliklere, “Biz
Rabbimizin vaadini hak bulduk, acaba
siz de Rabbinizin vaadini hak buldunuz
mu?” diye seslenirler.
Onlar, “Evet.” derler. Sonra bir
ilan eden aralarında şöyle ilan
eder: “Allah’ın laneti zalimlere
olsun!”

45. “Onlar ki (insanları) Allah’ın yolundan
alıkoyar ve o yolu eğri yapmak isterler
ve onlar ahireti de inkâr ederler.”
46. O iki topluluk (cennetlikler ve cehennemlikler)
arasında bir perde vardır.
Ve A’râf’ta (yükseklerde), herkesi
simasından tanıyan adamlar vardır.
(Bunlar,) arzu ettikleri hâlde henüz
cennete girmemiş olan cennetliklere,
“Selam olsun size!” diye seslenirler.
47. Gözleri cehennem halkına doğru
çevrilince de, “Rabbimiz! Bizi zalimlerle
beraber kılma!” derler.
48. A’râf’ta bulunanlar, simalarıyla tanıdıkları
bazı kimselere seslenerek
şöyle derler: “Topluluğunuz ve böbürlenmeniz
size hiçbir yarar sağlamadı.”
49. “Allah’ın kendi rahmetine kavuşturmayacağına
dair yemin ettiğiniz,
bunlar (cennetlikler) mıydı?” (Cennetliklere
de şöyle derler:) “Cennete
girin; size bir korku yok ve siz üzülmeyeceksiniz
de.”
50. Cehennemlikler cennetliklere, “O
sudan veya Allah’ın size verdiği rızktan
(biraz da)bize akıtın diye seslenirler.”
(Cennetlikler,) “Allah, bunları
kâfirlere haram kılmıştır.” derler.

51. “Onlar ki dinlerini eğlence ve oyun
yaptılar ve dünya hayatı kendilerini aldattı.”
İşte onlar bu günle karşılaşacaklarını
unuttukları ve ayetlerimizi inkâr ettikleri
gibi, biz de bugün onları unuturuz.
(İmam Ali (a.s)’ın bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak
şöyle dediği nakledilir: “Unutmaktan, Allah’ın
onları dünya yurdunda O’na ve peygamberlerine
iman edip gizlide O’ndan korkarak
O’nu anan ve O’na itaat eden dostları gibi
mükâfatlandırmadığı kastedilmiştir. Araplar
bazen, ‘Falan adam beni unuttu ve bizi hatırlamıyor.’
derler ve bundan, onlar için bir iyilik
yapılmasını buyurmadığını ve onları anmadığını
kastederler.”bk. es-Safî Tefsiri, Saduk’un et-
Tevhid kitabından naklen.)

CÜZ: 8, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

52. Gerçekten biz onlara bilerek açıkladığımız,
iman eden topluluk için hidayet ve
rahmet kaynağı olan bir kitap getirdik.
53. Onlar sadece onun (Kur’ân’ın) te’vilini
mi (açıkladığı sonucu mu) bekliyorlar?!
Onun te’vili geldiği gün onu önceden
unutmuş olanlar, “Gerçekten Rabbimizin
elçileri hakkı getirdiler. Şimdi aracılarımız
var mı ki bizim için aracılık etsinler
ya da geri döndürülebilir miyiz ki önceden
yaptığımız amellerden farklı şekilde
amel edelim? Şüphesiz, onlar kendilerini
ziyan etmişlerdir ve uydurdukları yalan
şeyler kaybolup gitmiştir.
54. Kuşkusuz, Rabbiniz gökleri ve yeri
altı günde yaratan Allah’tır. Sonra Arş’a
egemen oldu. Gündüzü durmadan onu
kovalayan gece ile örter. Güneş, ay ve
yıldızlar, O’nun emrine boyun eğmişlerdir.
Bil ki, yaratmak ve emir O’nundur.
Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.
Yani, varlıkları yaratmak ve iradesi gereği
onlarda tasarruf etmek O’na aittir. (bk.
Cevamiu’l-Cami’ Tefsiri.) Bazılarına göre de
yaratmaktan maksat, madde âleminin yaratılışı
ve emirden maksat da ruhlar âleminin
var edilişidir. (bk. es-Safî Tefsiri.)

55. Rabbinizi yalvararak ve gizlice çağırın.
Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.
56. Düzeltildikten sonra yeryüzünde
bozgunculuk çıkarmayın. O’nu korku
ve ümit ile çağırın. Şüphesiz, Allah’ın
rahmeti iyilere yakındır.
57. Rahmetinin önünde müjdeci olarak
rüzgârları gönderen O’dur. Rüzgârlar
ağır bir bulutu yüklendiğinde onu ölü
bir memlekete doğru süreriz. Ondan su
indiririz ve onunla bütün meyvelerden
çıkarırız. İşte ölüleri de (kabirlerden)
böyle çıkarırız. Olur ki öğüt alırsınız.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 7

58. Temiz şehrin bitkisi Rabbinin izniyle
(yerden) çıkar. Kötü şehirden ise az ve
yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz.
Ayetlerimizi şükreden topluluk için işte
böyle değişik şekillerde açıklıyoruz.
59. Gerçekten Nuh’u kendi kavmine
gönderdik. O, “Allah’a ibadet edin; sizin
O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur.
Ben sizin için büyük bir günün
azabından dolayı korkuyorum.” dedi.
60. Kavminin ileri gelenleri ise, “Biz
seni apaçık bir sapıklıkta görüyoruz.”
dediler.
61. (Nuh,) “Ey kavmim! Bende herhangi
bir sapıklık yoktur; ama ben,
âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen
bir peygamberim.” dedi.
62. “Rabbimin risaletlerini (mesajlarını)
size iletiyorum, size öğüt veriyorum
ve sizin bilmediğiniz şeyleri Allah
katından biliyorum.”
63. “Sizi uyarması, sizin de takvalı olmanız
ve belki merhamete ulaşmanız
için içinizden bir kişi aracılığıyla Rabbinizden
size bir öğüt ve hatırlatma
gelmesine şaşırdınız mı?!”
64. Onu yalanladılar, biz de onu ve
gemide onunla birlikte olanları kurtardık
ve ayetlerimizi yalanlayanları
suda boğduk. Kuşkusuz, onlar kör bir
topluluktu.
65. Ad kavmine de kardeşleri Hud’u
gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a
kulluk edin; sizin O’ndan başka
hiçbir ilahınız yoktur. (Allah’a karşı
gelmekten) sakınmıyor musunuz?!”
İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir: “Hz.
Nuh (a.s)’ın vefat zamanı geldiğinde kendi şiasını
çağırdı ve, ‘Bilin ki benden sonra gaybet
dönemi olacaktır. Bu dönemde tağutlar ortaya
çıkacaktır. Aziz ve Celil Allah sizi evlatlarımdan
güzel simalı, güvenilir, vakarlı, yaratılış
ve ahlakta bana benzeyen ve kıyam edecek
olan Hud adlı birisiyle kurtaracaktır.’ dedi.” (bk.
es-Safî Tefsiri, İkmalu’d-Din’den naklen.)

66. Kavminden küfre sapmış ileri gelenleri
dediler ki: “Kuşkusuz, biz seni bir
beyinsizlik içinde görüyoruz ve yalancılardan
olduğunu sanıyoruz.”
67. (Hud) dedi ki: “Ey kavmim! Bende
bir beyinsizlik yoktur; ama ben, âlemlerin
Rabbi tarafından (gönderilmiş) bir
elçiyim.”

CÜZ: 8, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

68. “Rabbimin risaletlerini (mesajlarını)
size iletiyorum ve ben sizin için güvenilir
bir nasihatçiyim.”
69. “Sizi uyarmak için içinizden bir kişi
aracılığıyla Rabbinizden size bir öğüt
gelmesine şaşırdınız mı?! (Allah’ın) sizi
Nuh kavminden sonra onların yerine
getirdiğini ve yaratılış bakımından sizi
daha güçlü kıldığını hatırlayın. Öyleyse
Allah’ın nimetlerini anın ki, belki kurtuluşa
eresiniz.”
70. Onlar, “Bize tek bir Allah’a ibadet edelim
ve babalarımızın taptıklarını bırakalım
diye mi geldin?! Eğer doğru söyleyenlerden
isen, bize vadettiğin şeyi
(azabı) getir.” dediler.

71. (Hud,) dedi ki: “Artık Rabbinizden
size bir azap ve gazabın gelişi kesinleşti.
Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği,
sadece sizin ve babalarınızın
koymuş olduğu birtakım isimler (putlar)
hakkında mı benimle tartışıyorsunuz?!
Öyleyse bekleyin; doğrusu ben
de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
72. Sonuçta onu ve onunla beraber
olanları tarafımızdan” bir rahmet ile
kurtardık ve ayetlerimizi yalanlayan
ve iman etmeyen kimselerin kökünü
kazıdık.
73. Semud’a (Semud kavmine) da kardeşleri
Salih’i (gönderdik). O, “Ey kavmim!
Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan
başka hiçbir ilahınız yoktur. Rabbinizden
size apaçık bir delil gelmiştir. İşte
size bir ayet olarak Allah’ın şu devesi.
Onu bırakın Allah’ın yerinde yesin ve
sakın ona kötü davranmayın; yoksa
acı bir azap sizi yakalar.” dedi.
İmam Muhammed Bâkır (a.s)’dan şöyle
nakledilir: “Hz. Salih, denizin kenarında,
hane sayısı kırkı bulmayan küçük bir köyden
ibaret Semud kavmine gönderilmiştir.” (bk.
es-Safî Tefsiri, İkmalu’d-Din’den naklen.)

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 8, SÛRE: 7

74. “Sizi Ad kavminden sonra sizi onların
yerine getirdiğini ve yeryüzünde
yerleştirdiğini hatırlayın. Ovalarında
kendinize saraylar yapıyor ve dağları
oyarak kendinize evler yapıyorsunuz.
Öyleyse Allah’ın nimetlerini anın ve
bozgunculuğa yönelerek yeryüzünde
fesat çıkarmayın.”
75. Kavminin büyüklük taslayan ileri
gelenleri, iman edenlerden zayıf
düşürülmüş kimselere, “Siz Salih’in,
Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor
musunuz?” dediler. Onlar, “Biz
onunla gönderilene iman etmekteyiz.”
dediler.
76. Büyüklük taslayan kimseler, “Biz
sizin iman ettiğiniz şeyi inkâr ediyoruz.”
dediler.
77. Sonunda deveyi kestiler, Rablerinin
emrinden çıktılar ve, “Ey Salih!
Eğer (gerçekten) peygamberlerden
isen, bizi tehdit ettiğin şeyi (azabı) getir.”
dediler.
78. Bunun üzerine onları o sarsıntı yakaladı,
böylece evlerinde helak oldular.
79. (Salih) onlardan yüz çevirdi ve, “Ey
kavmim! Ben size Rabbimin mesajını ilettim
ve size nasihat ettim. Ama siz nasihat
edenleri sevmiyorsunuz.” dedi.
80. Lut’u da (gönderdik). Hani o kavmine,
“Âlemlerden hiç kimsenin sizden
önce yapmamış olduğu apaçık çirkin bir
işi mi yapıyorsunuz?!” demişti.
81. “Siz kadınları bırakıp da şehvet ile erkeklere
yaklaşıyorsunuz. Hayır; siz aşırı
giden bir topluluksunuz.”

CÜZ: 8, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

82. Kavminin cevabı ise, sadece, “Bunları
beldenizden dışarı çıkarın; çünkü bunlar,
temizlik iddiasında olan kimselerdir.”
demek olmuştu.
83. Biz onu ve helak olanlar arasında kalan
karısı dışında ailesini kurtardık.
84. Ve onların üzerine bir yağmur yağdırdık.
Bak, suçluların sonu nasıl oldu!
85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i (gönderdik).
O, “Ey kavmim! Allah’a kulluk
edin; sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız
yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil
gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların
mallarını eksiltmeyin ve düzeltilmesinden
sonra (tekrar) yeryüzünde
bozgunculuk çıkarmayın. Mümin iseniz,
bu sizin için daha hayırlıdır.”

86. “(İnsanları) korkutmak ve Allah’a
iman edenleri O’nun yolundan alıkoymak
ve onda bir eğrilik aramak için
her yol üzerinde oturmayın. Sayınız az
iken sizi çoğalttığını hatırlayın. Bakın,
bozguncuların sonu nasıl oldu!”
87. “İçinizden bir topluluk benimle
gönderilene inanmış ve bir topluluk
da inanmamışsa, Allah aramızda hükmedinceye
kadar bekleyin; O, hükmedenlerin
en iyisidir.”

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

88. Kavminden üstünlük taslayan ileri
gelenleri, “Ey Şuayb! Ya mutlaka bizim
dinimize dönersiniz ya da kesinlikle
seni ve seninle birlikte iman edenleri
kendi beldemizden çıkarırız.” dediler.
(Şuayb,) “Bunu istemesek de mi?” dedi.
89. “Allah bizi sizin dininizden kurtardıktan
sonra ona dönersek, kuşkusuz
Allah’a yalan isnat etmiş oluruz. Rabbimiz
olan Allah’ın dilemesi başka,
ona dönmemiz asla bize yakışmaz.
Rabbimiz ilim yönünden her şeyi kuşatmıştır.
Biz sadece Allah’a tevekkül
ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz
arasında hak ile hükmet; sen hükmedenlerin
en iyisisin.”
90. Kavminin küfre sapan ileri gelenleri,
“Kuşkusuz Şuayb’e uysanız, o zaman
siz zarara uğrayanlardan olursunuz.”
dediler.
91. Bunun üzerine onları o sarsıntı yakaladı,
böylece evlerinde helak oldular.
92. Sanki Şuayb’i yalanlayanlar orada
yaşamıyorlardı. Şuayb’i yalanlayanlar,
gerçek zarara uğrayanlar oldular.
93. (Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve,
“Ey kavmim! Ben size Rabbimin mesajlarını
ilettim ve size nasihatte bulundum.
Öyleyse inkârcı bir topluluğa
nasıl üzülürüm.”
94. Biz hangi beldeye bir peygamber
gönderdiysek, oranın halkını (Allah’a)
yakarsınlar diye zorluk ve sıkıntıya duçar
ettik.
95. Sonra kötülüğün yerine iyilik getirdik.
Nihayet çoğaldılar ve, “Babalarımız
da zorluk ve rahatlıkla karşılaştılar.” dediler.
Derken farkında olmadıkları bir
hâlde ansızın onları yakaladık.

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

96. Eğer o şehirlerin halkı iman edip takvalı
olsalardı, gökten ve yerden onlara
nice bereketler açardık. Fakat onlar yalanladılar,
biz de onları yapmakta olduklarına
(günahlarına) karşılık yakaladık.
97. Şehirlerin halkı, geceleyin uyurlarken
azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden
güvende midirler?!
98. Ya da şehirlerin halkı, kuşluk vakti
eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden
güvende midirler?!
99. Yoksa onlar, Allah’ın tuzağından kendilerini
güvende mi hissediyorlar?! Oysa
ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah’ın
tuzağından kendisini güvende
hissetmez.

(Kummî Tefsiri’nde Allah’ın tuzağını, Allah’ın
azabı olarak tefsir edilmiştir.)

100. Sahiplerinden sonra yeryüzüne
mirasçı olan kimselere şu açıklık kazanmadı
mı ki: Eğer dilersek, onları
günahlarının cezasına uğratırız ve artık
(hakkı) duymayacak şekilde kalplerini
mühürleriz?!
101. İşte o şehirlerin birtakım haberlerini
sana anlatıyoruz. Onların peygamberleri
apaçık delillerle onlara geldi,
ama onlar, önceden yalanladıkları şeye
iman edecek değillerdi. Allah, kâfirlerin
kalplerini işte böyle mühürler.
102. Onların çoğunda ahde bağlılık
(diye bir şey) bulmadık. Gerçekten
onların çoğunu fasık kimseler olarak
bulduk.
103. Onlardan sonra da Musa’yı ayetlerimizle
birlikte Firavun’a ve yanındaki
seçkinlere gönderdik. Onlar, bu ayetlere
karşı haksızlık ettiler. Bak, bozguncuların
sonu nasıl oldu!
104. Musa, “Ey Firavun! Ben, âlemlerin
Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”
dedi.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

105. Hak dışında bir şeyi Allah hakkında
söylememem gerekir. Gerçekten
size Rabbinizden apaçık bir delil
getirdim. O hâlde İsrailoğulları’nı benimle
gönder.
106. (Firavun,) “Eğer bir ayet getirdiysen,
haydi doğru söylüyorsan onu göster.”
dedi.
107. Bunun üzerine (Musa) asasını attı
ve aniden o apaçık bir ejderha oldu.
108. Ve elini (koynundan) çıkardı, birdenbire
seyredenler için bembeyaz
göründü.
109. Firavun’un kavminden ileri gelenler,
“Şüphesiz bu, bilgili bir büyücüdür.”
dediler.
110. “Sizi kendi toprağınızdan çıkarmak
istiyor. Peki, ne öneriyorsunuz?”
111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini (burada)
beklet ve (büyücüleri toplamak
için) şehirlere toplayıcılar gönder.”
112. “Tüm bilgin büyücüleri sana getirsinler.”
113. Büyücüler Firavun’a geldiler (ve),
“Yenen biz olursak, bize bir karşılık var
mı?” dediler.
114. Firavun, “Evet; ayrıca siz (saraya)
yakın kimselerden olursunuz.” dedi.
115. Büyücüler dediler ki: “Ey Musa!
Ya sen (asanı) at, ya da biz (sihir araçlarımızı)
atalım.”
116. (Musa,) “Siz atın.” dedi. Attıklarında
halkın gözlerini büyülediler, onları
korkuttular ve büyük bir sihir meydana
getirdiler.
117. Biz Musa’ya, “Asanı at.” diye vahyettik.
Aniden asa onların uydurduklarını
yutmaya başladı.
118. Böylece hak ortaya çıktı ve onların
yaptığı işler boşa gitti.
119. Orada yenik düştüler ve aşağılığa
uğradılar.
120. Büyücüler ise secdeye kapandılar.

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

121. “Biz âlemlerin Rabbine iman ettik.”
dediler.
122. “Musa ve Harun’un Rabbine.”
123. Firavun, “Ben size izin vermeden mi
ona iman ettiniz?! Kuşkusuz bu, şehirden
halkını çıkarmak için sizin kurduğunuz
bir tuzaktır. Yakında bileceksiniz.” dedi.
124. “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama
olarak keseceğim, sonra hepinizi
asacağım.”
125. Onlar, “Biz Rabbimize döneriz.” dediler.
126. “Sen bizden, sadece Rabbimizin ayetleri
bize gelince onlara iman ettik diye öç
alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol sabır
indir ve Müslüman olarak canımızı al.”

127. Firavun’un kavminin ileri gelenleri,
“(Ey Firavun!) Musa ve kavmini,
bu ülkede bozgunculuk çıkarmaları ve
(Musa’nın da) seni ve ilahlarını yalnız
bırakması için serbest mi bırakacaksın?!”
dediler. (Firavun,) “Biz onların oğullarını
öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız.
Biz onlara tamamen egemenlik
sağlamış durumdayız.” dedi.
128. Musa kavmine, “Allah’tan yardım
dileyin ve sabredin. Kuşkusuz yeryüzü
Allah’ındır; onu kullarından dilediğine
miras bırakır ve (güzel) son takvalılarındır.”
dedi.
129. Onlar, “Sen bize gelmeden önce de,
sen geldikten sonra da eziyet çektik.”
dediler. (Musa,) “Umulur ki Rabbiniz
düşmanınızı helak eder ve sizi onların
yerine yeryüzüne egemen kılar da nasıl
amel edeceğinize bakar.” dedi.
130. Biz, Firavun’un ailesini, olur ki
öğüt alırlar diye kıtlığa ve ürün azlığına
duçar ettik.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

131. Onlara bir iyilik geldiği zaman,
“Bu bizimdir (biz buna layığız).” derlerdi.
Bir kötülük ile karşılaştıklarında
ise, Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna
yorarlardı. Bilin ki, onların
uğurları ve uğursuzlukları Allah’ın katındadır.
(Allah onlara yaptıkları amellerinin
karşılığını verir.) Ama onların
çoğu (bunu) bilmezler.
132. “Bizi büyülemek için ne ayet (mucize)
getirirsen getir, biz sana inanacak
değiliz.” dediler.
133. Biz onlara su baskınını, çekirgeyi,
keneyi, kurbağaları ve kanı, apaçık
ayetler olarak gönderdik; ama onlar
büyüklük tasladılar; onlar, suç işleyen
bir topluluk idiler.
134. Üzerlerine azap inince, “Ey Musa!
Sana bildirmiş olduğu söz hürmetine
bizim için Rabbine yalvar. Eğer bu
azabı üzerimizden kaldırsan, mutlaka
sana iman edeceğiz ve İsrailoğulları’nı
seninle göndereceğiz.” dediler.
135. Fakat onların ulaşacakları bir süreye
kadar azabı onlardan kaldırdığımızda
hemen ahitlerini bozuyorlardı.
136. Nihayet ayetlerimizi yalanladıkları
ve bu ayetlerden gafil oldukları için onlardan
intikam aldık ve onları denizde
boğduk.
137. Ve kutlu kıldığımız o yerin doğu ve
batısını zayıf kılınan o kavme miras bıraktık.
Böylece Rabbinin İsrailoğulları’na
verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine
geldi. Firavun ve kavminin yaptıklarını
ve yükselerek üzerine kuruldukları
yapılarını (tahtlarını) yerle bir ettik.

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

138. İsrailoğulları’nı o denizden (selametle)
geçirdik. Onlar, putlarının etrafında
toplanan bir kavme uğradılar. “Ey Musa!
Onların ilahları olduğu gibi bize de bir
ilah yap.” dediler. (Musa,) “Gerçekten siz
cehalete yönelen bir kavimsiniz.” dedi.
139. “Kuşkusuz, bunların içinde bulunduğu
şey (küfür ve şirk) yok olucudur ve
yaptıkları işler de batıldır.”
140. Musa dedi ki: “Allah’tan başka bir
ilah mı size arayayım, oysa sizi âlemlere
üstün kılan O’dur?!”
141. Hani sizi Firavun ailesinden kurtardık.
Size en kötü işkence(ler) yapıyor,
erkek çocuklarınızı kesiyor ve kadınlarınızı
(kızlarınızı) sağ bırakıyorlardı.
Bunda Rabbiniz tarafından size büyük
bir imtihan vardı.

142. Musa ile otuz gece için sözleştik
ve on gece ekleyerek onu tamamladık.
Böylece Rabbiyle sözleşme süresi kırk
gece olarak tamamlandı. Musa (kavminden
ayrılırken) kardeşine, “Kavmim
içinde benim yerime otur ve (halkın
işlerini) ıslah et ve bozguncuların
yoluna uyma.” dedi.
143. Musa sözleşmemiz üzere gelip
Rabbi onunla konuşunca, “Rabbim!
Kendini bana göster de seni göreyim.”
dedi. (Allah,) “Asla beni göremezsin.
Fakat şu dağa bak; eğer yerinde kalırsa,
beni görürsün.” dedi. Rabbi dağa
tecelli edince onu yerle bir etti ve Musa
baygın (yere) düştü. Ayılınca, “Seni her
eksiklikten uzak bilirim, sana tövbe ettim
ve ben müminlerin ilkiyim.” dedi.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

144. (Allah,) “Ey Musa! Mesajlarımla
ve konuşmamla seni seçerek insanlardan
üstün kıldım; sana verdiğimizi al
ve şükredenlerden ol.” dedi.
İmam Sadık (a.s): “Yüce Allah, Hz. Musa
(a.s)’a şöyle vahyetti: ‘Ey Musa! Diğer yaratıkları
değil de niçin seni kendimle konuşmak
için seçtiğimi biliyor musun?’ Musa, ‘Ey
Rabbim! Niçin seçtin?’ diye sordu. Allah
Teala, ‘Ben kullarımın altını üstüne çevirdim,
ama içlerinde bana karşı senden daha
gönlü mütevazı olan birini bulamadım. Sen
bana secde ettiğin zaman yanaklarını yere
(veya toprağa) koyuyorsun.’ dedi.” (bk. es-
Safî Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

145. Musa için levhalar üzerinde her
şey hakkında bir öğüt ve her şeyin
açıklamasını yazdık. (Ve ona şöyle
dedik:) Ona sımsıkı sarıl ve kavmine,
“Onun en güzelini tutsunlar.” diye emret.
Yakında fasıkların yurdunu size
göstereceğim.
146. Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri
kendi ayetlerimden uzaklaştıracağım.
Onlar her ayeti görseler de,
ona iman etmezler; olgunluk yolunu
görseler, onu kendilerine yol seçmezler;
ama sapıklık yolunu görseler, onu
kendilerine yol edinirler. İşte bu, onların
ayetlerimizi yalanladıkları ve ondan
gaflet ettikleri içindir.
147. Ayetlerimizi ve ahiret karşılaşmasını
yalanlayanlar var ya, onların amelleri
hiç olmuştur. Onlar, yaptıklarından
başka bir şeyle mi cezalandırılırlar?!

148. Musa’nın kavmi, onun ardından, süs
eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı
heykeli edindiler (heykel yaparak ona
taptılar). Onlarla konuşmadığını ve onlara
bir yol göstermediğini görmüyorlar
mıydı?! Onu kendilerine ilah edindiler
ve onlar zalim idiler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 77)

149. (Yaptıklarına) pişman olup saptıklarını
görünce, “Rabbimiz bize acımaz
ve bizi bağışlamazsa, şüphesiz biz ziyan
edenlerden oluruz.” dediler.

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

150. Musa kavmine öfkeli ve üzgün olarak
dönünce, “Benden sonra bana ne kötü
halefler oldunuz! Rabbinizin emri konusunda
mı aceleye kapıldınız! Levhaları
(yere) attı ve kardeşinin başından tutarak
kendine doğru çekti. (Harun,) “Ey anamın
oğlu! Bu topluluk beni güçsüz buldu.
Az kalsın beni öldüreceklerdi. (Sen
de beni kınayarak) düşmanları sevindirme
ve beni de zalimler topluluğundan
sayma.” dedi.
151. (Musa,) “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi
bağışla ve bizi kendi rahmetine al;
sen merhametlilerin en merhametlisisin.
152. Buzağıyı ilah edinenlere yakında
Rablerinden gelecek bir gazap ve dünya
hayatında aşağılık erişecektir. İşte
biz (Allah’a) iftira edenleri böyle cezalandırırız.
153. Kötü işler yapıp ondan sonra tövbe
edip iman edenlere gelince, şüphesiz
Rabbin tövbelerinden sonra (onlara
karşı) bağışlayandır ve merhamet
edendir.
154. Musa’nın öfkesi dinince levhaları
aldı. Levhalardaki yazıda Rablerinden
korkanlara hidayet ve merhamet vardı.
155. Musa, bizimle sözleştiği zaman
için kavminden yetmiş kişiyi seçti. Onları
sarsıntı yakalayınca, “Ey Rabbim!
Dileseydin onları da, beni de önceden
yok ederdin. Şimdi içimizden beyinsizlerin
yaptıkları için mi bizi helak
ediyorsun?! Bu sadece senin ağır bir
imtihanındır, onunla dilediğini saptırır
ve dilediğini de hidayete erdirirsin.
Bizim velimiz (koruyucu ve yöneticimiz)
sensin; bizi bağışla ve bize merhamet
et; sen bağışlayanların en iyisisin.”
dedi.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

156. “Bu dünyada da, ahirette de bizim
için iyilik (mutluluk) yaz; biz sana
döndük.” (Allah) şöyle dedi: “Dilediğimi
azabıma uğratırım ve rahmetim her
şeyi kuşatmıştır; onu (rahmeti) takvalı
olanlar, zekâtı verenler ve ayetlerimize
iman edenler hakkında yazacağım.”
157. Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de
yazılı buldukları, kendilerine iyiliği
emreden, onları kötülükten sakındıran,
onlara temiz şeyleri helal ve pis
şeyleri haram kılan, ağır yüklerini ve
üzerlerindeki zincirleri indiren Ümmî
(Mekkeli veya ders okumamış) elçi ve
peygambere uyanlar; ona iman eden,
onu destekleyen, ona yardım eden ve
onunla birlikte inen nura uyanlar var
ya; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Ayette geçen “ümmî” kelimesi, İmam Muhammed
Bâkır (a.s)’dan gelen hadiste
açıklandığı üzere, Peygamber’in okuma
yazma bilmediğini ifade etmez. Ümmî,
Peygamber’in Ümmü’l-Kura olan Mekke’ye
mensup olduğunu, yani Mekkeli olduğunu
ifade eder. Ümmü’l-Kura, “ana şehir” anlamındadır
ve Mekke’nin vasıflarından biridir.
Buna göre ayetin meali şöyledir: “Mekkeli
elçiye ve peygambere uyanlar…”

Diğer bir ihtimale göre ise, bu kelime “ümm”
e (ana) mensuptur. Buna göre “ümmî”
anadan doğduğu gibi olan ve kimseden
ders almayan kişiye denir. Bu vasıf ile
Resulullah’ın anadan doğduğundan ölünceye
kadar kimsenin yanından ders okumadığı
bildirilir.

Bu ise Resulullah’ın okuma yazma bilmediğini
ifade etmez. Çünkü Resulullah, Allah’ın

öğretmesiyle tüm dilleri biliyor ve tüm ilahî kitapları
okuyordu. Bu hususta başka ihtimaller
de söz konusudur. (bk. Menhecu’s-Sadikin Tefsiri
ve es-Safî Tefsiri.)

158. De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben,
göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine
ait olan Allah’ın sizin hepinize gönderdiği
elçisiyim. O’ndan başka ilah yoktur. O,
diriltir ve öldürür. O hâlde siz de Allah’a
ve O’nun elçisi olan, Allah’a ve O’nun sözlerine
iman eden ümmî peygambere iman
edin ve ona uyun ki hidayete eresiniz.
159. Musa’nın kavminden hak ile kılavuzluk
eden ve onunla adaleti uygulayan
bir topluluk vardır.

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

160. Biz onları farklı topluluklar olarak on
iki kabileye böldük. Kavmi Musa’dan su
isteyince biz ona, “Asanı taşa vur!” diye
vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı.
Her kabile kendi kaynağını öğrendi. Bulutu
onlara gölgelik yaptık, onlara kudret
helvası ve bıldırcını indirdik. “Size verdiğimiz
temiz rızklardan yiyin.” (dedik.)
Onlar (nankörlükleriyle) bize zulmetmediler,
fakat kendilerine zulmediyorlardı.
161. Hani onlara denmişti ki: “Bu şehre
yerleşin ve dilediğiniz yerinden yiyin ve,
‘(Ya Rabbi!) Günahlarımızı dök.’ deyin.
Kentin kapısından secde ederek girin ki,
biz de günahlarınızı bağışlayalım. İyilik
edenlere (nimetlerimizi) daha da art-
tıracağız.”

162. Ama onlardan zulmedenler, kendilerine
söylenen sözü başka bir söze
çevirdiler. Biz de zulmettikleri için gökten
onların üzerine bir azap indirdik.
163. Onlara deniz kıyısındaki şehir
hakkında sor. Hani onlar cumartesinin
hükmü hakkında haddi aşıyorlardı.
Cumartesi tatili yaptıkları gün balıkları
meydana çıkarak akın akın onlara
geliyordu ve cumartesi tatili yapmadıkları
günde (balıkları) onlara gelmiyordu.
Emre karşı geldikleri için onları
işte böyle deniyorduk.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

164. Hani onlardan bir topluluk, (diğer
bir topluluğa,) “Allah’ın helak edeceği
veya şiddetli bir azaba çarptıracağı bir
topluluğa neden (boşuna) öğüt veriyorsunuz?!”
dediler. (Öğüt verenler,) “Rabbiniz
katında bir mazeret olması için ve
belki takvalı olurlar diye.” dediler.
165. Onlara yapılan öğütleri unuttuklarında
kötülükten sakındıran kimseleri
kurtardık ve zulmedenleri emre
karşı geldikleri için şiddetli bir azaba
uğrattık.
166. Sakındırıldıkları şeylerden vazgeçmeyince
onlara, “Kovulmuş (aşağılık)
maymunlar olun.” dedik.
167. Hani Rabbin şöyle ilan etmişti: “Kıyamet
gününe kadar kötü işkenceyi
kendilerine tattıracak kimseleri onlara
gönderecektir.” Kuşkusuz, Rabbin çabuk
ceza verendir ve kuşkusuz O, çok bağışlayan
ve sürekli merhamet edendir.
168. Onları yeryüzünde çeşitli topluluklara
böldük. Onlardan bir kısmı
iyilerdir, bir kısmı da bunun dışında
olanlardır. Belki (hakka) dönerler diye
onları iyilikler ve kötülüklerle denedik.
169. Onların ardından yerlerine bu
aşağılık dünyanın metaını alan ve “Biz
(nasıl olsa) bağışlanırız.” diyen bir nesil
kitaba mirasçı oldular. Eğer ellerine
benzeri bir meta (dünya malı) geçse,
onu da alırlar. Allah’a hak dışında bir
şey isnat etmeyeceklerine dair kitabın
ahdi (kitapta açıklanan söz) onlardan
alınmamış mıydı ve onda olanı okumamışlar
mıydı?! Ahiret yurdu, takvalı
olanlar için daha iyidir. Düşünüp anlamaz
mısınız?!

İmam Sadık (a.s): “Yüce Allah, kitabından iki
ayetle kullarının şu iki özelliğe sahip olmaları
gerektiğini açıklamıştır: Bilmedikçe bir şeyi söylememeleri
ve bilmedikleri şeyi de reddetmemeleri.
Allah, “Allah’a hak dışında bir şey isnat
etmeyeceklerine dair kitabın ahdi (kitapta
açıklanan söz) onlardan alınmamış mıydı?”
ve “Hayır, onlar bilgisini kavramadıkları bir şeyi
yalanladılar.” diye buyurmuştur.” (bk. es-Safî
Tefsiri, el-Kâfî’den naklen.)

170. Kitaba sıkıca sarılanlar ve namazı
hakkıyla yerine getirenler (bilsinler
ki), biz kuşkusuz iyilerin (çabalarının)
mükâfatını zayi etmeyiz.

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

171. Hani biz bir gölgelik gibi dağı başlarının
üzerine diktik ve onlar, dağın
başlarına düşeceğini sandılar. (Dedik ki:)
“Size verdiğimizi (kitabı) kuvvetle tutun
ve onun içindekileri hatırlayın; umulur
ki takvalı olursunuz.”
172. Hani Rabbin Âdemoğullarının bellerinden
soylarını çıkardı ve onları kendilerine
karşı şahit tuttu. “Ben sizin Rabbiniz
değil miyim?” dedi. Onlar, “Evet, (biz
buna) şahidiz.” dediler. Bu, kıyamet günü
bundan habersizdik dememeniz içindir.
173. Yahut, “Daha önce babalarımız şirke
düştüler, biz ise onlardan sonra gelen bir
kuşaktık. Bizi batıla yönelenlerin yaptıklarından
ötürü mü helak ediyorsun?!”
dememeniz içindir.

174. Ayetlerimizi böylece ayrıntılı şe-
kilde onlara açıklıyoruz; olur ki (hakka)
dönerler.
175. Onlara ayetlerimizi verdiğimiz kişinin
haberini oku. O, ayetlerimizden sıyrılıp
çıktı; böyle olunca da Şeytan peşine
takıldı ve sonuçta azgınlardan oldu.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 78)

176. Dileseydik, onu bu ayetler ile yüceltirdik.
Ama o yere saplandı ve heva
ve hevesine uydu. Onun durumu, üstüne
varsan da dilini sarkıtıp soluyan,
kendi başına bıraksan da dilini sarkıtıp
soluyan köpeğin durumuna benzer.
İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan
kavmin durumudur. Bu kıssayı anlat;
belki (üzerinde) düşünürler.
177. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine
zulmeden kavmin durumu ne
de kötüdür!
178. Allah kimi hidayete erdirirse, o hidayete
erişmiş olur ve kimi saptırırsa,
işte asıl ziyana uğrayan onlardır.

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

179. Gerçekten biz cinlerden ve insanlardan
birçoğunu cehennem için yarat-
tık. Onların kalpleri vardır, ama onlarla
anlamazlar; gözleri vardır, ama onlarla
görmezler; kulakları vardır, ama onlarla
işitmezler. İşte bunlar, hayvanlar gibidirler;
hatta daha da sapıktırlar. İşte
asıl gafiller, onlardır.
İmam Ali (a.s)’ın şöyle dediği nakledilmiştir:
“Allah, meleklerin yaratılışında şehvetsiz
olarak aklı yerleştirmiş, hayvanlarda ise akılsız
şehveti yerleştirmiştir. Ama insana akıl ile
şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine
galip gelirse, o, meleklerden daha iyidir;
kimin de şehveti aklına üstün gelirse, o,
hayvanlardan daha kötüdür.” (bk. es-Safî
Tefsiri, İlelu’ş-Şerayi’den naklen.)

180. En güzel isimler Allah’ındır. O’nu
bu isimlerle çağırın. O’nun isimleri konusunda
eğriliğe yönelenleri bırakın;
onlar yakında yaptıkları işlerin cezasına
çarptırılacaklar.
181. Yarattığımız kimselerden hak ile
kılavuzluk eden ve onunla adaleti uygulayan
bir topluluk vardır.
182. Ayetlerimizi yalanlayan kimseleri
ise, bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş
helake doğru çekeceğiz.
183. Onlara (günahlarını artırmaları ve
cezalarının şiddetli olması için) mühlet
veririm; şüphesiz benim (azgınlara
karşı) tuzağım sağlamdır.
184. Düşünmediler mi ki arkadaşlarında
(Peygamber’de) bir delilik yok. O,
sadece apaçık bir uyarıcıdır.
185. Göklere ve yere egemen olan hükümranlığa,
Allah’ın yaratmış olduğu
her şeye ve hayat sürelerinin dolmasının
yakın olabileceğine bakmazlar mı?!
Artık bundan sonra hangi söze iman
ederler?! her şeye ve hayat sürelerinin
dolmasının yakın olabileceğine bakmazlar
mı?! Artık bundan sonra hangi söze
iman ederler?!

186. Allah kimi saptırırsa, artık onu hidayete
erdiren kimse bulunmaz. Allah onları
azgınlıklarında şaşkınlık içinde bırakır.
187. Sana, “O saat (kıyamet günü) ne zaman
gerçekleşecektir?” diye soruyorlar.
De ki: “Onun bilgisi sadece Rabbimin katındadır.
Zamanı gelince Allah’tan başka
kimse onu ortaya çıkaramaz.” Bu olay,
göklerde ve yerde pek büyük ve ağırdır.
O, ancak ansızın size gelir. Sanki sen onu
tam araştırmışsın gibi sana soruyorlar.
De ki: “Onun bilgisi sadece Allah katındadır,
ama insanların çoğu bilmiyorlar.”

CÜZ: 9, SÛRE: 7 A’RÂF SÛRESİ

188. De ki: “Allah’ın dilemesi dışında ben
kendim için bir fayda sağlama veya bir
zarar verme yetkisine sahip değilim. Eğer
gaybı bilseydim, daha fazla hayır toplar-
dım ve kötülük (zarar) bana dokunmazdı.
Ben, iman eden topluluk için sadece
bir uyarıcı ve müjdeciyim.”
189. Sizi bir tek kişiden yaratan ve yanında
huzur bulması için eşini de ondan
(onun türünden) var eden O’dur. Onunla
bir araya gelince eşi hafif bir yük alır
(gebe olur) ve bir süre böyle geçirir. Yükü
ağırlaşınca her ikisi de Rablerine, “Eğer
bize iyi (sağlıklı) bir çocuk verirsen, kuşkusuz
biz şükredenlerden olacağız.” diye
yalvarırlar.
190. Fakat Allah onlara iyi (sağlıklı)
bir çocuk verince, Allah’ın kendilerine
verdiği şeyde O’na ortak koşarlar. Allah,
onların ortak koştukları şeylerden
yücedir.
191. Bir şey yaratmayan ve kendileri
yaratık olan şeyleri mi (Allah’a) ortak
koşarlar?!
192. Hâlbuki ortak koştukları şeylerin,
ne onlara bir yardımı olur, ne de kendilerine
yardım edebilirler.
193. Onları hidayete çağırsanız, size
uymazlar. Onları çağırsanız da, sussa-
nız da sizin için birdir.
194. Allah’ı bırakıp da O’nun yerine çağırdıklarınız,
sizin gibi kullardır. Onları
çağırın; eğer doğru söylüyorsanız,
haydi size cevap versinler!
195. Onların yürüyecek ayakları mı
var?! Veya tutacak elleri mi var?! Yahut
görecek gözleri mi var?! Ya da işitecek
kulakları mı var?! De ki: “Ortaklarınızı
çağırın; sonra bana tuzak kurun da
göz açtırmayın.”

A’RÂF SÛRESİ CÜZ: 9, SÛRE: 7

196. Kuşkusuz benim velim (koruyucum
ve desteğim), kitabı indiren Allah’tır
ve O, iyilerin (salihlerin) velayetini
üstlenir.
197. O’nu bırakıp da çağırdıklarınızın
ne size yardım etmeye güçleri var, ne
de kendilerine yardım edebilirler.
198. Onları hidayete çağırsanız
duymazlar. Sana baktıklarını
görürsün, oysa görmezler.
199. Af yolunu tut, iyiliği emret
ve cahillerden yüz çevir.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah,
Peygamberine yüce ahlakî erdemleri taşımayı
emretmiştir. Kur’ân’da yüce ahlakî erdemleri
bu ayetten daha güzel içeren başka
bir ayet yoktur.” (bk. Cevamiu’l-Cami’
Tefsiri.)

200. Şeytan tarafından bir vesvese sana
gelecek olursa, Allah’a sığın; kuşkusuz,
O işitendir ve bilendir.
201. Takvalı olanlara Şeytan tarafından
bir vesvese dokunduğunda (Allah’ı)
hatırlarlar ve hemen (hakkı) görürler.
202. Şeytanlara kardeş olanları ise, şeytanlar
sapıklığa çekerler; sonra da (bu
işten) geri durmazlar.
203. Onlara bir ayet getirmediğinde
derler ki: “Neden onu kendin derleyerek
hazırlamıyorsun?” De ki: “Ben
sadece Rabbim tarafından bana vahye-
dilene uymaktayım. Bu, Rabbiniz tarafından
gelen basiretlerdir (bilinçlendiren
açıklamalardır); iman eden topluluk için
hidayet ve rahmettir.”

204. Kur’ân okunduğu zaman dinleyin
ve susun; olur ki size merhamet edilir.
205. Sabah ve akşam yalvarış ve korku ile
içinden ve yüksek olmayan bir sesle Rab-
bini an ve gafillerden olma.
206. Kuşkusuz, Rabbinin katında olanlar,
O’na ibadet etmekten böbürlenmezler;
O’nu tenzih ederler ve yalnız O’na secde
ederler.