Alevilik – Tarihsel Olarak Alevilik ve Aleviliğin Kaynakları

Alevi kavramının tarihsel süreç içerisinde geçirdiği aşamaları bize şunu öğretmektedir: Alevi kavramı ilk zamanlarda îmam Ali (a) ‘in soyundan gelen insanlar için kullanılıyordu ve kavram tam olarak bunu karşılıyordu, îmam Ali (a) ‘in taraftarları ise, “Alevi” veya “Şia-ı Ali” kavramlarıyla ifade ediliyordu.

Resulallah’ın (s.a.v.) hayatında dahi Şia kelimesi bu anlamda kullanılıyordu.(44) Bu süreç böylece devam etti ve Çaldıran Savaşı’ na kadar geldi. Şiiler’ in Çaldıran’ da yenilmesi ile ve daha çok iran’da Safeviler ‘in yönetimden alaşağı edilmeleriyle bîr kısım Şia – ki bunlara ” Kızılbaş” adı nisbet ediliyordu – Anadolu coğrafvasma hapsedildi. Bu hapis ile Anadolu da kalan bu Şialara “Alevi ” ismi nisbet edildi. Zaten yapılan tetkikler Alevi kavramının Anadolu ya hapis olan Şialar için iki yüz elli yıl, belki de daha az bir süredir kullanıldığını ‘ ortaya koymuştur. Günümüzde de kavram, bu anlamda kullanılmaktadır.

ALEVÎLIĞIN KAYNAKLARI

Kaynak sorunu her açıdan önemli bir konudur. Özellikle Alevilik açısından, Aleviliğin sahip olduğu değerler orjinini bu kaynaklardan alacak ve günümüz problemlerine üretilecek çözümler, bu alt yapı üzerinde yükseltilecektir. Bu yüzden, bizde Aleviliği gerçek manada öğrenmek istiyorsak, hayat programımızı Aleviliğin sahip olduğu değerlere göre ayarlamak istiyorsak Aleviliğin kaynaklarım bilmek zorundayız; Hatta bu kaynakları ciddi biçimde tetkik etmeliyiz. Edindiğimiz bilgiler ve uyguladığımız pratiklerin havada kalmasını istemîyorsak, bunu yapmalıyız.

Yaptığımız araştırmalar sonucunda îse, Aleviliğin kaynaklannın iki ana başlık altında töplanmasının en doğru yöntem olduğunu öğrendik. Bunlar:

1. Genel kaynaklar
2. Özel kaynaklar ‘dır.

Genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan kaynaklar, dünya ölçüsünde bütün Ehl-i Beyt dostlarının ortak olduğu kaynaklardır. Çünkü Alevilik doğru değerlendirecek olursak, yalnızca Anadolu’ya hapis olmuş bir inanç değil,, aksine dünya müslümanlarınn üçte birini teşkil eden büyük bir okuldur. Dünyanın çeşitli yerlerinde On Iki îmam (a) ‘m velayetine inanan çeşitli ırk ve uluslardan yüz milyonlarca insan, genel kaynaklar ana başlığı altında toplanan Kur’an-ı Kerim ‘in ve Ehl-i Beyt’in öğrettiği yolda ilerlemektedirler.

Özel kaynaklara gelince, bunlar, Anadolu coğrafyasında yaşayan Ehl-i Beyt dostlarinın, genel kaynaklara bağlı olarak ortaya çıkardığı, ürettiği kaynaklardır. Üzücüdür ki, bu kaynaklar dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Ehl-i Beyt dostları tarafından yeterince tanınmamaktadırlar. Çünkü tarihsel süreç içerisinde, koparılan ilişkiler, aynı îmamlara (a) elini uzatmış bu insanları bir birine yabancı bırakmıştır. Bu kopan ilişkileri yeniden canlandırmak ve bu yabancılaşmayı ortadan kaldırmak ise, bizim çabalarımızla olacaktır. Umulur ki bu işi başarırız.

Şimdi ise bu kaynaklar hakkında detaylı şekilde konusalım.

I. Genel Kaynaklar

Aleviliğin genel kaynakları iki tane olup, Kur’an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt tarafından temsil edilmektedir. Bu sözümüzün delili ise gerek Ehl-i Sünnet ve gerekse de Ehl-i Beyt kaynakları n d an mütevatir olarak bize ulaşan efendimiz Muhammed (s)’in ; “Şüphesiz, ben sizlere iki ağır emanet bırakıyorum; bunlardan biri Allah’ın kitabıdır ki, onun bir ucu Allah’ın elindedir ve bir ucu da sizin elinizdedir. En büyük emanette budur. Diğeri ise, öz soyum, Ehl-i Beyt ‘imdir. Bunlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa düşmezsiniz. Bu ikisi bana ulaşıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar. Rabbim den ben bunu istedim; O da kabul etti. Bu yüzden asla onlardan ileriye geçmeyin ki, helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye kalkmayın, çünkü onlar sizden daha çok bilgindirler.” şeklinde rivayet edilen Sekaleyn Hadisi ‘dir.

Bu genel delilimizi getirdikten sonra, bu iki kaynak hakkında konuşmaya devam edelim.

a. Kur’an-ı Kerim : Alevilik, Kur’an-ı Kerim ‘in dinin temel kaynağı olduğuna, Allah tarafından Cebrail (a) vasıtasıyla vahy edildiğîne, bu güne kadar en ufak bir değişikliğe uğramadığma ve bundan sonrada uğramayacağın a, ve Kur’an-ı Kerim ‘in Ehl-i Beyt ile bir bütünlük arz ettiğine inanır.

Alevilik’te Kur’an-ı Kerim dinin temel kaynağım oluşturur ve her Alevi ‘nîn başı bu itibarla Kur’an ‘a bağlıdır. Kur’an-ı Kerim de ki bir haramı helal, helali de haram ilan; O’nda ki her hangi bir ayeti ve hükmü inkar edemez.

Pirimiz, Pir Sultan Abdal ( r), Kur’an-ı Kerim ‘e bağlı olduğunu ve Aleviliğin temel kaynağının Kur’an-ı Kerim olduğunu, şu mısralarla dile getirmektedir:

“Pir Sultanım Haydar heman
Dağları bürüdü duman
işte Incil, işte Kur’an
Seçebilirsen gel beri”.

Elbette, Kur’an-ı Kerim ‘in Alevilik ‘te dinin temel kaynağını oluşturması, Kur’an-ı Kerim’in Allah katından insanlara bir rahmet olarak vahy edilmesine dayanmaktadır. Çünkü insanı yaratan Allah, insanı daha iyi tanımaktadır. O ‘nün güçlü ve zayıf noktalarım iyi bilmektedir. Insanın mutlu olması içinde ona uyması gereken bir programı göndermiştir. Bu ise Allah ‘in Rahim şifalının bir gereğidir.

Allah O ‘na rahmet etsin, Üstadımız Kul Himmet, bu gerçeği yani Kur’an-ı Kerimin vahy edildiğin; şu dörtlükle dile getirmektedir:

“Hakkın emri île Cebrail indi
indi de n amma Sultanı sundu
Allah Muhammede selam gönderdi
Muhammedsün deyü bendin çözündü”

On yedinci yüzyılda’yaşayan Alevi şairi Derviş Mehemmed ( r), güzel bir dörtlüğünde Kur’an-ı Kerim ve diğer üç ilahi kitabın vahy edildiğin; şöyle anlatmaktadır:

“Yaratmıştır on sekiz bin alemi
Cebrail arştan indi rdi kelamı
Dört kitabın yazıldığı kalemi
Deyen bilmez, bilen demez ne seyran “.

Kur’an-ı Kerim hakkın da konuşuyorken, burada ilginç bir konuya değinmek yerinde olacaktır. Pek çoğunuzun da bildiği gibi son zamanlarda Aleviler arasında bazı insanların Kur’an-ı Kerim ‘in bozulduğuna, Ehl-i Beyt hakkındaki bazı ayetlerin Kur’an-ı Kerim ‘den çıkarıldığına dair bazı iddiaları ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu iddianın ilginç olması son zamanlarda meydana çıkmasmda kaynaklanmaktadır. Gerçekten de Aleviler arasında bu iddianın on en fazla yirmi yıllık bîr tarihi vardır. Halbuki bundan on veya yirmi yıl öncesine kadar bu tür iddialar yoktu. Bu iddialar bir yana Kur’an-ı Kerim el üstünde tutulurdu (ki günümüzde de bu devam etmektedir), îmam Alî (a)’ nin konuşan Kur’an olduğu söylenerek bütün Aleviler ‘in Kur’an-ı Kerim ‘i öğrenmesi ve O ‘nü kendi hayatına tatbik edilmesi gerektiği öğütlenirdi. Nitekim Alevi şairlerînin Kur’an-ı Kerim ‘den saygıyla bahsetmeleri ve bugüne kadar Aleviliğin temel orjinlerinde bu tür bir iddiaya rastlanmaması, bu sözümüzün en iyi kanıtıdır.

Muyhittin şöyle der:

“Sarımda inmiştir ahsenülkısas
Budur gökten ı’nen fıırkan dediler.
Sıfatı yüzünün evrakı gibi
Yüz on dört sureye Kur’an dediler. ”

Kur’an-ı Kerim’ in 6666 ayetten müteşekkil olduğu yolundaki iddia . bizi ilgilendirmez, sadece Ehl-i Sünneti bağlar. Çünkü bu idia Ehl-i Sünnet kişi ve kurumlarınca savunulmaktadır. Halbuki Aleviliğe göre, Kur’an-ı Kerimin 6666 ayetten müteşekkil değildir. Ve gerçekte olanda budur. Bazı Alevi araştırmacılarda bu hataya düşüyorlar. Ehl-i Beytle bir bütünlük arz eden Kur’an-ı Kerimi Ehl-i Sünnet ‘in anladığı gibi  anlıyorlar. Gerçekte ise bunların yapması gereken şey, Kur’an-ı Kerimi anlamak için îmam Ali (a)’a, yani O ‘nün bize bırakmış olduğu bilgisine ; başvurmalarıdır. Çünkü Imam Ali (a) kendi deyimi île “Konuşan Kur’an” dır.

Bir diğer iddia ise, Kur’an-ı Kerim ‘in, Üçüncü Halife Osman Bin Aftan zamanında  toplanırken, Ehl-i Beyt hakkında bazı ayetlerin çıkarıldığı yolundadır. Bu da temelden yanlış bir iddiadır. Çünkü Kur’an-ı Kerim ilk kez Hz. ı Muhammed (s) zamanında îmam Ali (a) ; tarafından bu günkü şekli île toplanmış ve Resulallah’a sunulmuştur.

Burada özellikle altını çizmek gerekiyor. Alevilere çeşitli kararlarla enjekte edilmeye çalışılan, Kur’an-ı Kerim ‘in bozulduğu veya bazı ayetlerinin çıkarıldığı yönündeki iddialara karşı halkımızın çok uyanık olması gerekiyor. Çünkü bu iddia aramızdan çıkan veya aramıza giren ama Alevilik ile. On iki îmam (a) ile. Hacı Bektaş-ı Veli ( r) ile bir alakası olamayan düşmanlarca ortaya atılmıştır ve bu günde bunlar tarafından desteklenmektedir. Dikkatli olmalıyız, çünkü düşman uyanık ve işini biliyor Kur’an-ı Kerim ‘in bozulduğunu iddia ederek Aleviliği temelden yıkmak istiyor.

Bu durumu, bir vadinin ortasından akan bir akar suya benzetebiliriz. Düşünün ki, bir vadi boyunca akan akarsu bu vadiyi kaplayan çiçekleri ve bitkileri beslemektedir. Onlara hayat vermektedir. Bu su kuruduğu takdirde, vadiyi kaplayan çiçekler ve bitkilerde kuruyacaktır. Işte Alevilik tıpkı bunun gibidir. Dinin kaynağı da Kur’an-ı Kerim ‘dir. Eğer o kaynak kurursa dinde yok olur, gider. Bitkilerin kuruması gibi inananlar da dağılır. Zaten yaşadığımız şu dönemde aynı tecrübeleri geçirmiyor muyuz? Görüyorsunuz, halkımız çeşitli ideolojilere ve dinlere eğilim gösteriyor; onlara tabiî oluyorlar
Neden?
Çünkü kaynağınızı kurutmak istiyorlar da ondan. Eğer biz bu dağılmayı durdurmak ve Aleviliği yeniden tarihin sahnesine çekmek istiyorsak, bu kaynağı korumak zorundayız. Izzetin, zaferin ve kurtuluşun yolu Kur’an-ı Kerim ‘den geçer.

Diğer taraftan Kur’an-ı Kerim ‘den nasıl istidafe edeceğimizi bilmek zorundayız. Yine bilmek zorundayız ki, Kur’an-ı Kerim muskalar yapıp, insanların arasına mutsuzluk ekmek için indirilmemiştir. Çünkü bu tür uğraşlar şeytani özellikler taşıyan insanlar tarafından yapılmaktadır. Bunlardan korunmanın yolu ise, Kur’an-ı Kerim ‘in emirlerin yeri getirmek, yasaklarina uymamak, kisacasi onu pratize etmektir.

Nitekim Muhyiddin söyle der:

„Kilariz namazi, kilmayiz degil
Biz hakkin emrini bilmeyiz degil
Kur-an kitabimiz Islam dinimiz
Haditen ayetten almayiz degil“

Son olarak şunu söylemek yerinde olacaktır. Alevilik açısından, Kur’an-ı Kerim insanların hidayeti için yalnız basma yeterli değildir. Hidayet için Kur’an-ı Kerim ile Ehl-i Beytin birlikteliği gerekmektedir zaten Allah’ın son Resulü (s); ” Bu ikisî bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar” diyerek bu gerçeğin altını çiziyor. Biz bu hadisten şunu anlıyoruz ki, Kur’an-ı Kerim ‘in başına gelenler Ehl-i Beyt ‘in, Ehl-i Beyt ‘in başınaa gelenler de Kur’an-ı Kerim ‘in başına gelecektir. Tarih gerçekten de bize öğretmiştir ki, Kur’an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt aynı kaderi paylaşmışlardır. Nitekim hem Resulullah (s) ‘in ve hem de İmam Ali (a) ‘m şehadetlerinin hemen ardından bazıları Kur’an-ı Kerim ‘i kendi nefislerine göre yorumlamışlardır. Hatta bazıları Kur’an-ı Kerim ‘in sayfalarım mızraklarının ucuna takma cüretinde dahi buluna bilmişlerdir.  Biz rahatız. Çünkü tarih, bunları da tıpkı fikirsel alandaki ataları gibi, çöplüğünde hak ettikleri yere atacaktır.

Ehl-i Beyt: Kur’an-ı Kerim ‘den sonra Aleviliğin ikinci genel kaynağını Ehl-i Beyt teşkil eder. Nitekim Alevi Edebiyatı bu konuda oldukça zengin bir külliyata sahiptir. Örnek olması açısından aşağıya Pir Sultan Abdal ‘dan bir dörtlük alıyoruz:

“Pir Süit anı m bun a can mı dayanır
Bir dostum var gah uyur, gah uyanır
Eh]-/ Beyit a] kanlara boyanır
Düşün Ehl-i Beyt’isabretbakalım”

Ehl-i Beyt (a) hakkında konuşuyorken, Ehl-i Sünnet ‘in bazı tahriflerle Ehli Beyt (a) ‘in islam’da ki makamını düşürmeye çalışmalarına da değinmek yerinde olacaktır. Bunu zaten hilafet meselesiyle, vasiyetname sorunuyla ve nihayet Kerbela Katliamı ile pratiğe döktüler. Fazla bir zaman geçmeden Kur’an’ı yanlış yorumlayarak ve Resulullah’ın hadislerini tahrif ederek bu uğraşlarını devam’ettirdiler.

Resulullah’ın hadislerini- tahrif etmelerinin en güzel örneği, Sakaleyn Hadisi’nde ki ” öz soyum, Ehl-i Beyt ‘im ” yerine ” sünnetim ” ibaresini; yerleştirmeleri dir. Bunu bir tahrif olduğu “öz soyum, Ehl-i Beyt’im” ibaresinin hem Ehl-i Sünnet ve hem de Ehl-i Beyt kaynakların da yer alması ve bu hadîsin tevatür halinde bize ulaşmasından dolayı açıktır.
——————-
Diğer taraftan Sekaleyn Hadisi, mutaassıp Sunnilerin söylediği şekilde ise, yani Resulullah (s) bızlere Kur’an’ı ve kendi sünnetim- bırakmışsa bu durumda Alevilik, yine haklıdır. Çünkü Resulullah (s) bizlere kendi sünnetini bırakmıştır; Ebu Bekr, Ömer, Osman, ve Muaviye’nin sünnetim değil. Ehl-i Sünnet ‘in (Sünniler ‘in) değerli bildiği bu insanlar bir çok kez Resulullah (s) ‘in Sünnetine uymamış ‘ ve sünnetten saparak, uyduruk uygulamaları devreye sokmuşlardır. Bunlar çeşitli kitaplarda detaylı olarak . incelenmiştir. (1313) biz burada konuyu uzatmamak için iki örnekle yetineceğiz.

Birinci örnek: Mervan îbn-i Hakem tarafından rivayet edilir ki, Osman kendi hilafeti döneminde, hacc ile umreyi birlikte yapmayı yasaklıyor, Imam Ali (a) ise hacc ile umreye niyet ederek “Lebbeyk, Ben Resulullah (s) in sünnetim kimsenin sözüyle terk etmem!” diyor. (1414)

İkinci örnek: Ehl-i Beyt Imamları’nın beşincisi olan Imam Muhammed Bakır (a) ‘a Abdullah Bin Muammer adında ki bir Sünni, Imam (a) ‘in mut’a nikahı hakkında ki hükmünü soruyor, îmam (a) ise “Allah onu kitabında helal kılmıştır; Peygamberin sünnetinde yer almıştır; ashabı da onunla amel etmiştir.” diye cevap verince Abdullah, ” Fakat îkinci Halife (Ömer) onu yasaklamıştır.” diyor. Imam (a) ise, ” Sen kendi dostunun fetvasına uy, bende Resulullah(s) ‘m hükmüne.”(1515)

Bu iki örnek bize gerçekte Ehl-i Sünnet ‘in kimin sünneti üzerinde olduğunu bize açıkça göstermektedir. Ehl-i Beyt ise her zaman, sapmalara karşı Resulullah (s) ‘in sünnetin; korumuştur. Bundan dolayı Ehl-i Beyt sünnetin takipçisi temsilcisi ve koruyucusudur. Zaten Allah Resulü (s), “Ali bendendir, ben Ali ‘denim; benim eda edeceğimi yalnız Ali eda eder ve ben eda ederim.”(1616) diyerek sünnetin temsilcisin; bize gösteriyordu.

Ehl-i Sünnet ‘in Ehl-i Beyt ‘in makamım düşürmek için, Kur’an-ı Kerim ‘i .kasıtlı yorumlamalarına verilecek en . açık . örnek ise, Ahzap Suresi ‘nin otuz üçüncü ayetinde geçen Ehl-i Beyt kelimesinin kimleri kapsadığı noktasında ki yorumlardır. Bîr çok Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt kaynağı bu noktada birlik olmuşlardır ki, bu ayet imam Ali (a), Hz. Patıma (a), îmam Hasan (a) ve Imam Hüseyin (a) hakkın da nazil olmuştur. Ancak Ehl-i Sünnet ‘ten bir, gurup mutaassıp kişiler Ehl-i Beyt ‘e Resulullah (s) hanımlarım da eklemişlerdir. Ancak bu apaçık bir tahriftir.

Hem Ehl-i Sünnet ve hem de Ehl-i Beyt kaynaklarından mütevatir olarak, ayetin nüzul sebebi şöyle anlatılmaktadır: Resulullah (s) bir gün günden, siyah renkli bir elbise (aba) onuzuna almış, sonra Hasan (a), Hüseyin (a), Fatıma (a) ve Ali (a) ‘ı da elbisesi ‘nin altına almış ve mezkur ayeti okumuştur.

Ümmü Seleme (r), ” Ya Resulullah (s), bende onlardan mıyım?” diye sorunca Resulullah(s), ” Hayır! Sen hayır üzeresin.” diye karşılık vermişlerdir.(1717) Ayrıca bunu Hz. Aişe de tasdik etmistir. (1818)

II. Özel Kaynaklar

Özel kaynaklar ana başlığı altında, Ehl-i Beyt Mektebi ‘nin Anadolu coğratyasrnda ürettiği ikincil kaynaklar etrafında konuşacağız. Bu kaynaklar genel olarak Kur’an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt ‘in öğrettiği şekilde ortaya konulmuştur. Şimdi atalanmızın ürettiği ve*bize kadar ulaştırdığı bu kaynaklar etrafında konusalım.

Hüsniye: îmam Cafer-i Sadık (a) ‘in hizmetinde bulunma saadetine ulaşmış bir cariyenin serüveni ve Sünniler ‘in önde gelen alimleriyle tartışmalarım ihtiva eden muhteşem bir eserdir. Alevilerin ya Ali’yi sevenlerin görüşlerini açıklayan bir kitaptır. Onların düşüncelerinin bazılarını Sünni bilginlere karşı savunmaktadır. Bu savunma o zamanda adet olduğu üzere ayetler, hadisler misal getirilerek yapılmaktadır.  Genelde Sünnîlik ile Alevilik arasında ki ayrılıklar tartışılmış ve Hüsniye her seferinde galip gelmiştir.

Buyruk: Safeviler döneminde ve Bisati adında biri tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir. Kitap îmam Cafer Buyruğu adıyla da meşhurdur. Kitap genel yapısıyla Resulullah ‘in doğumu ile Imam Hüseyin (a) ‘in Kerbela da şehit edilmesinin ardından intikamının alınmasına kadar ki. Islam Tarihi’ni işlemektedir. Ancak kitaba zamanla bazı hurafeler eklenmiş, bu suretle de kitabın muhtevası bozulmuştur . Ana metne bağlı kalınarak, bazı düzeltmeler yapılarak ve belirli bir plan çerçevesinde yeniden yazılarak kitap verimli hale getirilebilir.(

Alevi Edebiyatı: Bunlar daha çok Alevi şairlerinin şiirlerinden oluşmaktadır. Çok harika olan bu şiirler, Ehl-i Beyt Mektebi’nin birer klasiği gibidirler. Ancak, üzücüdür ki, son zamanlarda Aleviliği kendisine kalkan olarak kullanmak isteyen bazı insanlar, bu nefis şiirleri kendi neva ve heveslerine göre yorumlamakta ve bu suretle halkımızı sömürmektedirler. Bizim yapmamız gereken şey, bu şiirleri belli bir metodolojiye göre toparlamak ve bu şiirleri şerh etmek sureti ile arka planlarım açıklamaktır Böylece Aleviliği bu adi insanların elinden
kurtarmış olacağız.

Risaleler: Alevi ariflerinin yazdığı risaleler ise özel kaynakların bir başka grubunu teşkil etmektedir. Özellikle Kaygusuz Abdal (r) gibi ariflerin yazdığı bir çok risale vardır. Bu ve buna benzer bir çok risale kütüphanelerde ve arşivlerde Osmanlıca’dan günümüz Türkçe’sine çevrilmeyi beklemektedirler.’Ancak bu tür çalışmalar gunumüzde Sünni akademisyenler tarafmdan yapılmakta ve bize ‘ ulaşan bilgiler cüzi bir miktardan ileriye gidememektedir. (2121) Bunlara bir an önce el atıp, verimli şekilde kullana biliriz.

Diğerleri: Bu özel ‘kaynaklar, bizi tanımadığımız bir dizi kaynakla tanıştırmaktadır. Mesela îmam Cafer Buyruğu’nda “Namaz ne zaman farz olundu, kaç vakittir?”şeklîndeki bir soruya cevap verilirken ” Kafi, Fakih, Tensip, Ayaşi ve Safi Tefsin” isimli bazı kitaplardan bahsedilmekte ve bunlardan yapılan alıntılar(2222) doğru olarak değerlendirilmektedir. Bu dabizi başka kaynaklara ulaştırmaktadır. Yani atalarımızın itibat ettiği ama bizim tanımadığımız kaynaklar…

Biz yaptığımız araştırmalarla bu kitaplar hakkında biraz da olsa bilgi bulabildik. Şimdi ise bunlar hakkında konusalım.

Kafi, Fakih ve Tehzip bu gün Şia ,’nın (Anadolu dışında yaşayan Ehl-i Beyt dostlannın) “Kitab ‘ül Erbaa” ( Dört Kitap) olarak adlandırdığı dört güvenilir hadis kitabından uçunun adıdır.

Kafi, üç kitabın ismidir: “Usul-u Kafi”, “Furu-u Kafi” ve “Ravza-i Kafi”. Bu üç eserin yazarı ise, Şia’nın en büyük alimlerinden El K-uleyni’dir. Usul-u Kafî’nin birinci cildinin birinci kısmı Adil Ali ATALAY editörlüğünde Can Yayınları arasında çıkmıştır. Ilgilenenler bakabilir.

Tehzip adlı kitabın tam ismi “Tehzib’ul Ahkam” ve yazarı ise Kumi ‘dir. Fakih adlı kitabın tam ismi ise ” Men La Yehdurel Fakih” ‘dir. Bu eserin yazarı’da Şia’nın önde gelen alimlerinden El Kumi ‘dir.

Ayaşi’ye gelince, Ayaşi ‘nin tam adı Ebu’n Nasr Muhammed Bin Mesud Bin Muhmmed Bin El Ayaşi Es Seleme ‘dir. Hicri Üçüncü yüzyılın (miladi dokuzuncu yüzyıl oluyor) büyük müfessir, muhaddis ve alimlerinden biridir. îki yüzden fazla kitap yazmıştır. Bu kitapları özellikle astronomi, tıp, rüya ve fıkıh dallarında
yoğunlaşmıştır. En meşhur eseri “Tefsir-ul Ayaşi” adlı -ki buyrukta bu tefsirden bahsediliyor. – iki ciltlik tefsir ( Kur’an’ın açıklaması) kitabıdır.

Safi ‘ye gelince, bir tefsir kitabinin adıdır. Bunun yazarı tam adı Muhammed Muhsin Bin Murteza Fayd El Kaşanidir. Ayrıca “El Asfa” adlı kitabı da meşhurdur. Kaşani hicri 1091 de vefat etmiştir.

Sonuç

Öyle görülüyor ki, Aleviliğin kendi temel orjinleriyle buluşturmak ve bir öze dönüş hareketi başlatmak ”ı;in bir hayli çalışmak, araştırmak ve bu sonuçları yığınlara aktarmak gerekiyor. Halkımız kendisine miras bırakılan değerleri tanımalı ve öğrenmeli, gerçekleri bilmelidir. Mutluluğu ancak bundan sonra elde edebiliriz.
Allah’m rahmetine muhtaç kulu Ali Rıza ÖZDEMÎR.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir