Şah Ismail Hatayi (r) Okulu

Şah îsmail Hatayi ( r) Okulu, bir yandan Hoca Ali, Seyyid Ibrahim, Şeyh Cüneyt, Şeyh Haydar ve nihayet kendisinin basma geçtiği Safevi Tekkesi ile, diğer taraftan kendisinden 250 – 300 yıl önce kurulan Hacı büyük tekkenin mirası üzerine kuruldu; Bektaşi Veli Tekkesi gibi.

Nitekim Şah İsmail. Hacı Bektaş-ı Veli’ye bağlılığım ve O’nun mirası üzerine hareket ettiğini şu mısralarla anlatmaktadır:

Hatayı’bîçare kuldur şahma
Hünkar Hacı Bektaş nazargahıma
Deli gönül hak ile düş dergahına
Er olayım dersen er ile görüş

Bir başka yerde, örgütlenmenin, yani davetin tamamlanıp sıranın kıyama, yani devlet aşamasına geldiğini şöyle anlatıyor:

“Tuttuğumuz bir gerçeğin elidir.
Gittiğimiz imamların yoludur.
Ser çeşmemiz Hacı Bektaş Velidir.
Mihman canlar bize sefa geldiniz.

Şah ismail Hatayı ( r) kısa süren bir saklannış döneminden sonra, on beş yaşında, On iki imam (a) adında hutbe okutarak ve para bastırarak Safevi devletin! kurduğunu ilan etti. iran, Azerbaycan, Afganistan, Pakistan gibi ülkelerin bulunduğu coğrafyada yoğun bir Şiileştirme- Alevileştirme politikasına girişti. Kerbela ve Necef’ten alimler getirerek, burada Şii-Alevi medreselerinin kurulmasında kolaylık sağladı bu gün dahi bu medreseler İran gibi bazı ülkelerde bulunmaktadır.

Safevi Devleti kurulduktan sonra, bu okula bağlı olan insanlarda, büyük bir hareketlilik başladı. Nur Ali Halife ( r), Sivas, Tokat ve Amasya da, Şah Kulu Sultan (r) Teke ve Burdur yöresinde başkaldırdılar. Ancak bu iki komutan kısa sürede yenildiler. Bundan sonra Suikun Hoca (r) ile Şah Kulu Sultan’ın halifesi Baba Zunun (r) Samsun ile Adana arasında kalan geniş coğrafyada- yani kuzey ve güney Anadolu oluyor – kıyam ettiler. Bu komutanlar Osmanlı ordularım birkaç kez yendikten sonra, Hacı Bektaş Tekkesi ‘nin ünlü şiması Kalender Çelebi (r) Hacı Bektaş-ı Veli Okulu, merkez olmak üzere, Kırşehir ve Ankara civarlarında ayaklandı. Bu olaylar üzerinde Osmanlı Imparatoru II. Süleyman Macaristan’ Seferi ‘ni yarıda keserek geriye döndü ve başkaldırılar çeşitli yollarla bastırıldı.

Ancak, iç ayaklanmaların ardı arkası gelmiyordu. Nitekim Bozoklu Celal ‘in başlattığı ve geniş bir zaman dilimine yayılan Celali ayaklanmaları, Osmanlı’nın başını bir hayli ağrıtmıştır. Bundan sonra Pir Sultan Abdal (r) gibi bazı insanlar Osmanlı’nın bozuk düzenine karşı başkaldırmışlardır. Ancak bunların hepsi, çeşitli hilelerle bastırılmıştır.

İran’da Safeviler ‘in yönetimden uzaklaştırılmalarıyla Sünni bir hanedan başa geldi. bu hadiseden sonra Anadolu ‘da ki Kızılbaşlar ‘in Iran’ daki, Irak ‘daki ve diğer ülkelerdeki Ehl-i beyt Dostlarıyla (Şiilerie) bağları koptu ve Anadolu da ki Şiiler (Kızılbaşlar) adeta hapis edildi, İran daki Şiilerin kendi kabuklarına çekilmeleri ise bu ise bir açıdan destek oldu. Günümüzü ise hepimiz biliyoruz

Pir Sultan Abdal, güzel bir şiirinde şöyle demektedir:

“Gelin canlar bir olalım
Münkire kılınç alalım
Hüseynin kanın alalım
Tevvekkeltü tealallah

Yani canlar, insanlar, gelin Ehl-i Beyt Mektebi’nde birleşelim. Münkirlere ( yani îsîamı inkar edenlere), zalimlere kılınç çalarak Hüseynin kanını alalım. En azından kendi sorumluluklarımızı yerine getirmeye çabalayalım. Sonucu ise şanı yüce olan Allah’a tevekkül edelim. Çünkü işler O ‘na döner ve sonuç O ‘na aittir.

Bütün övgüler alemlerin Rabbi ve din gününün sahibi olan Allah’a mahsustur.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir