Alevi Toplumu ve Alevilik Son Günlerde Neden Bu Kadar Çok Tartışılıyor?

Alevîlik, son yıllarda sıkça hem de çok sıkça tartışılan ve bu tartışmalara bağlı olarak üzerinde yeni yeni oyunlar oynanan konulardan birisi haline gelmiştir. Elbette bunun toplumsal .ve siyasal alanda belli-başlı bazı dinamikleri vardır. Doğal olarak biz, burada Aleviliğin son yıllarda neden bu kadar sıkça tartışıldığı konusunda ki tarihsel bağları unutmuyoruz.

Bu durum tarihsel bağları var dedik;
Neden?

Çünkü Alevilik, bugünkü durumuna birdenbire gelmedi de ondan. Aleviliğin tarihi boyunca içine girdiği siyasal, toplumsal, ekonomik,sosyal, kültürel süreçler ve bu süreçler boyunca Aleviliği sıkı sıkıya kuşatan bağlar var. Bu bağlar, tarih boyunca O ‘nü kuşattığı için, günümüzde Aleviliği anlamak, O ‘nün tarihini anlamakla eş anlamlıdır.

Aleviliğin son yıllarda sıkça tartışılmasının bir başka sebebi ise, yukarıda da değindiğimiz gibi toplumsal dinamiklerdir. Bu dinamikler, özel anlamda Türkiye’nin sosyo-kültürel yapısından kaynaklanmaktadır.

“Anadolu’nun zengin bir kültürel birikime sahip olduğu”, “Anadolu ‘nün bir kültür mozaiği olduğu” gibi bazı teranelerle hareket eden yerli ve yabancı birçok bilim adamı (!)Alevilik üzerinde araştırma ve gözlemlerde bulundu. Bu tür, ideolojik kaygılarla ve sloganik alt yapı île yapılan araştırmalar, yanlış bir noktadan hareket ettiği için, kaba, kısır ve doğal olarak havada kaldı. Bir “Alevi Kültürü” ‘nden bahsedilmedi. Aksine yıllarca “Aleviliğin bir kültür olduğu” yazıldı, çizildi. Çünkü, onlara göre Alevilik, “zengin Anadolu kültürünün bir parçası” idi.

Aleviliğin sıkça tartışılmasında ve zaman zaman ön plana çıkmasında bir başka ve bize göre en önemli dinamik Aleviler ‘in bir kimlik arayışı içersine girmeleridir. Artık modern zamanlarda her grup,her toplum ve her topluluk kendi kimliğin! açık açık ortaya koyarken.biz de böyle bir kimlik netleşmesinden bahsetmek imkansız gibi. Hala bir karmaşanın ortasındayız. Ortaya atılmış elli belki yüz tane Alevilik tanımı var.

Hemen hemen yapılan bütün tanımlar birbiri ile çelişiyor. .Alevilik adına ortaya çıkan bütün araştırmacılar Aleviliği kendi mensup, olduğu ideolojiye yamamaya çalışıyor. Genel olarak birçoğu Aleviliği modern dünyada popüler olan kavramlarla tanımlama yoluna gidiyor. Yani her şey karmakarışık… Sağlam bir düşünce yapışı dahi ortada yok. Diğer taraftan Alevilerin bu durumundan istifade etmek isteyen bir dizi sahtekar.geçimlerini bu yolla temin etmektedirler. Bu çıkarlarını temin etmek için de Aleviliği sömürmektedirler

Devlet, Alevilik üzerînde bu oyunları oynarken ve bizi Laiklik ve Demokrasi ‘nin koltuk değneği gibi kullanırken Sosyalistler, Sünniler, Türkçüler ve Kürtçüler de boş durmadılar. Arka arkaya kitap, dergi v.s. çıkardılar. Kendi akıllarınca Aleviliği kullanıp, kendi çıkarlarına alet etmeye çalıştılar.

Görülüyor kî Alevilik, günümüzde çok yönlü bir sömürünün odağı halindedir, ister içimize sindirelim, ister sindirmeyelim Alevilik, bu gün gerek bireysel ve gerekse de toplumsal alanda çok yönlü bir çözülmeyi yaşıyor.

Bize göre bu durumda yapılması gereken şey, Aleviliği her yönü ile – inançsal, ibadetsel, ahlaki, iktisadi, hukuki, siyasi, felsefi, sosyolojik, irfan; vs. yeniden toparlamak; O’ nü Kur’an ‘a ve Ehl-i Beyt ‘e döndürmektir.

Bilmeliyiz ki Alevilik, günümüzde hangi sebepten dolayı tartışılıyorsa tartışılsın, kim hangi çıkarından dolayı Aleviliği ön plana çıkarıyorsa çıkarsın, önemli olan bu değildir. Bundan daha önemlisi, bizim bu süreci nasıl kullanacağımızdır. Bazıları bazı tuzaklar kurmuş olabilirler. Önemli olan, bizim bu tuzaklara karşı dikkatli olmamızdır. Çünkü “onlar tuzak kurdu, Allah’da onların tuzaklarını başlarına geçirdi.”

Bizim bu iddiamızı atalarımız en iyi şekilde ve pratiğe dökmek suretiyle ispatlamışlardır. Mesela Imam Ali (a)’ı düşünelim. Düşünün ki bu insan savaşta -barışta, açlıkta – toklukta, varlıkta – yoklukta, yani hayatinin her iniş çıkışında ve hayatinin her anında, inandığı değerlerden ödün vermiyor. Hangi şartlar alında olursa olsun, mutluluğu iliklerine kadar hissediyor. Düşünün ki ölümün sıcaklığını bütün hücrelerinde hissettiği an “Kabe’nin Rabbine andolsun, kazandım!” diyor. Bu nasıl bir imandır; bu nasıl bir mutluluktur? Bu mutluluğu hangi vicdan sahibi diğer yalancı mutluluklarla denk tutabilir. Sadece îmam Ali (a) değil, diğer On Bir imamda’da hayatlannın bütün iniş çıkışlarında bir değişiklik görülmüyor.

Resulullah (s) ‘a baskı ve eziyetlerin en yoğun olduğu bir dönemde, bu davadan yani islam’dan  vaz geçtiği taktirde yığınla para, onlarca kadın ve Mekke’nin reisliğini! teklif ediyorlar. Ama Resulullah (s), “Bir elime ayı ve bir elime güneşi verseniz dahi, ben bu davadan vazgeçmem.” diyerek bu teklifi reddediyor. Yine imam Hüseyin (a) ve ashabı, Kerbela ‘ya, şehadet meydanına koşuyorlar.

Her biri şehid olmak için yarışıyor. Bir bakıyorsunuz ki, Hacı Bektaş-ı Veli Babailer Ayaklanmasi’na katılıyor ve yeniliyor. Ama yenilgi O ‘nu kendi inancından döndüremiyor, pes etmiyor. Dağılan yığınları kendi çatısı altında yeniden toparlıyor. Ve yeni ayaklanmalar için ortam hazırlıyor. Kalender Çelebi binlerle başlattığı savaşta iki yüz kişi ile kalıyor; ama O teslim olmuyor. Aksine savaşarak şehadet şerbetin; içiyor. Yine Pir Sultan Abdal, içinde “şah” kelimesi olmayan üç şiir söylediği taktirde ölümden kurtulacağını bildiği halde, zalimlerin dediğini yapmıyor.

Burada Resulullah (s) ‘ı, On İki Imamlar ‘ı ve diğerlerini mutlu kılan ve böylesine sarsılmaz yapan altyapıyı bilmemiz gerekiyor. Biraz da bunun etrafından konuşalım.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir