Aleviliğin İnanç ve İbadet Esasları

Her inancın ve düşünce sisteminin kendine özgü inanç temelleri (teori) ve ibadet şekilleri (pratik) vardır. Bu inanç temelleri ve ibadet şekilleri ise, bir inancın veya düşünce sisteminin temelini teşkil ederler. Insanın kişiliği ve yaşadığı hayatta mutlu olup- olmadığı ise, bu esaslara bağlılığı nisbetinde ortaya çıkar. Buradan hareketle bizimde Aleviliğin inanç ve ibadet esaslarını, yani teori ve pratiğin; ortaya koymamız ve bunların etrafında konuşmamız yerinde olacaktır.

 

 

Aleviliğin inanç ve ibadet esasları bizden önce bazı araştırmacılar tarafından belirtilmiş, bazıları ise Aleviliği hep Islam dışında aradıkları için bu konunun üzerinde durmamışlardır. Demişlerdir ki, “Alevilik, eski Anadolu dinlerinin bir sentezidir” veya “Anadolu Aleviliği başlı başına bir kültürdür.” Bununla da Alevileri, temel inanç ve ibadetlerinden koparmaya çalışmışlardır. Halbuki biz, biliyoruz ki, atalarımız, tarihimiz boyunca başkaldırmış, dünyada tanrılık taslayanlara, zalimlere, sömürgecilere ve kan içicilere karşı savaşmışlarsa, bunun temelinde yatan şey, eski Anadolu’nun içi boş hurafe inançları değil insanları adalete, barışa, hayata ve mutluluğa çağıran tertemiz vahiydir ve bu vahyin bize öğrettikleridir.

İşte günümüzde Aleviler, adalete, barışa, hayata ve mutluluğa ulaşmak için bu inanç esaslarım bilmeli ibadet şekillerini yapmalıdırlar. Çünkü bizim için adaletin, barışın, hayatın ve mutluluğun en güzel örneği olan îmam Ali (a), bunun sırrım açıklarken “Gerçekten de Rabbime iyiden iyiye inanmışım ben; Dinimde şüphe yok.” buyurmuşlardır.

Aleviliğin Inanç Esasları

Aleviliğin beş tane inanç esası vardır. Yalnız bunlar üzerinde konuşmaya geçmeden önce, önemli bir konunun altını çizmeliyiz. Her Alevi, Aleviliğin bu beştane inanç esasım bilmeli, aklında en küçük bir şüphe kalmayıncaya kadar araştırmaya devam etmelidir. Yani bu inançlar hakkında kendi varlığından emin olduğu kadar, emin olmalıdır. Bu durum, Alevi inancına göre bir zorunluluktur.

Bu önemli konuyu belirttikten sonra Aleviliğin inanç esasları hakkında kısaca konusalım.

l.Tevhid veya Allah Inancı: Alevilik, Allah’ın varolduğuna, tek olduğuna, eşi ve ortağı olmadığına, maddi ve manevi alemin yani var olan her şeyin Allah tarafından yaratıldığına, mutlak manada her şeye hakim olduğuna her şeye gücü yettiğine, doğmadığına, ihtiyaç sahibi olmadığına ve vasıf edilmekten yüce olduğuna inanır.

Allah ‘a ulaşmanın iki yolu vardır : Birincisi dışsal yoldur. Yani evrenin yaratıldığım düşünerek, yaradılıştaki mükemmelliğe, mevcut düzene ve dengeye bakarak, bu yolla gücü her şeye yeten ve her şeyi bilen mükemmel bir yaratıcının varlığını akılla idrak etmektir. Allah’a ulaşmanın ikinci yolu ise, içsel yoldur. Yani insanın zor durumlar ile karşı karşıya kaldığı durumlarda, sel, deprem, fırtına gibi aciz kaldığı zamanlarda, kendisinden üstün bir güce yalvarması ve ondan yardım dilemesidir.

Insan, Allah ‘in zatı hakkında düşünmemelidir. Çünkü insan, Allah’ın zatı hakkında düşünürse, işin sonunda inkara sapar; işin içinden çıkamaz. Bundan dolayı insanlar, Allah’ın sıfatları hakkında düşünmelidirler; Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünerek Allah’ın sıfatlarım tasdik etmelidirler. Rivayet edilir ki, Ehl- i Beyt îmamlarının altıncısı olan îmam Cafer-i Sadık (a) huzurunda birisi “Allah büyüktür.” deyince, îmam Sadık (a) bu şahısa bir soru yönelterek”Allah neyden büyüktür ?” buyurmuşlardır. Adam, “Her şeyden” deyince, îmam Sadık (a) ” Böyle demekle O ‘nu sınırlandırdın.” diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine adam “Anam, babam sana feda olsun ya îmam, doğrusunu bana öğret!” diye bir ricada bulunmuş. Imam Sadık (a) ise ” Allah vasıf edilmekten büyüktür, de.” buyurmuşlardır.

 

 

Tevhid ise, Allah’ı bir bilmek, O ‘nü her şeyden tenzih etmek, hiçbir şeye benzetmemek, ibadeti yalnız Allah için yapmak, ona eş ve ortaklar koşmamaktır.

Şah Ismail Hatayı’, bir şiirinde şöyle demektedir:
“Şah Hatayım tevhid derya denizdir
Tevhid etmeyenler bizim nemizdir
Pirim Şeyh Safî ‘den sermayemizdir
On iki îmam ‘in erkanı tevhid.”

2. Nübüvvet veya Peygamber Inancı: Alevilik, bütün kainatı yaratan, insanlara sayılamayacak kadar rızık veren Allah’ın Rahmet sıfatı gereği, insanların mutlu olmalarım sağlayacak mükemmel bir programı peygamberler vasıtasıyla insanlara öğrettiğine inanır. Eğer insanı yaratan Allah, evreni ve insanı yarattıktan sonra, insana mutlu olacağı yolu göstermezse, Allah’ın adalet ve rahmet sıfatları yerine gelmez. Ilk peygamber olan Hazret-i Adem (a) ile başlayan ve Hazret-i Muhammed (s) ile biten peygamberlik zincirinin yüz yirmi dört biri halkasına (yani yüz yirmi dört bin peygamberin hepsine) inanmak, Aleviliğin ikinci inanç esasıdır.

17. yy. Alevi şairlerinden Derviş Mehemmed bu konu hakkında şöyle demektedir.

“Yüz yiğirmi dört bin peygamber haktır
Onların ervahı ezelden paktır
illa Muhammed ‘in menendi yoktur
Incil, Zebur, Tevrat, ka f Kuran indi. “(55)

Peygamberler, insanları iyiliğe kanalize etmek ve onları mutluluğa ulaştırmak için Allah tarafından seçilmiş ve görevlendirilmiş insanlardır. İnsanların ıslah edilmesi noktasında peygamberlerin belli başlı iki tane görevi vardır.

Birinci olarak, kanun koymak ve bu kanunları halka öğretmek suretiyle yaygınlaştırmak; ikinci olarak ise, bu kanunlara sadık kalmak ve bu kanunları en iyi şekilde kendi hayatlarında pratiğe dökmektir.

Peygamberler, dini tebliğ etmeleri sırasında insanların karşısına iki delille çıkarlar. Bunlardan birincisi, insanlara tebliğ ettiklerinin mükemmelliğiyle ve akıl yoluyla karşısında ki insanları ikna etmeleridir. Nitekim Ebu Zerr Gıflarî, Ammar Bin Yasir gibi bazı değerli sahabeler bu yolla Resulullah (s) ‘a iman etmişlerdir. Ancak bazı insanlar, înad ederler. Ebu Cehil ve diğer bazıları gibi peygamberden olağan üstü olaylar yapmasını isterler. Burada mucize dediğimiz ikinci delil devreye girer. Resulullah(s)’ın yaptığı mucizeler, değişik siret ve siyer kitaplarında anlatılmıştır. Ancak biz bunlardan birkaçım aşağıya alalım.

Rivayet edilir ki, hicretten sonra Resululla(s) ve müslümanlar, Medine de çeşitli binalar inşaa ediyorlardı. Bir gün Ammar Bin Yasir rahatsızlık ve hastalık sebebiyle çalışmaya katılamadı. Bunun üzerine Ammar ‘in birkaç kişinin saldınsına uğrayarak öldürüldüğü söylendi. Peygamber (s) münafıkların bu sözlerim duyar duymaz, bu söylentinin yalan olduğunu anlatmak maksadıyla elinde tutuğu taşı yere attı ve “Yazık! Ey Sümeyye’nin oğlu! (yani Ammar) Seni isyankar bir grup öldürecek!” dedi. Gerçekten, de Resulullah ‘in vefatından sonra, Ammar Bin Yasir’i, îmam Ali (a) île Muaviye arasında çıkan savaşta, Muaviye ‘nin askerleri öldürmüşlerdir.

Resulullah ‘m (s) en büyük mucizesi Kuran ‘dır. Kuran da günümüze kadar ulaşan bazı mucizeler vardır. Mesela Firavun ‘un cesedini Kuran-ı Kerim ‘de haber verildiği şekilde yakın bir zamanda bulunması Resulullah (s)’ın günümüze ulaşan mucizelerinden sadece birisidir. Firavun ‘un Kızıldeniz ‘de boğulması şöyle anlatılır:

” Bunun üzerine Musa ‘ya; “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Vurunca parçalandı, her biri kocaman dağ gibi oldu” “İsrailoğullarını denizden geçirdik. “Denizi de açık bırak; çünkü onlar (açık görecekleri bu yola girip) bir ordu halinde boğulmuş olacaklardır.” “Firavun ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış”  “İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda « İsrailoğullarının îmam ettiğinden başka Allah olmadığına inandım, artık bende müslümanlardanım.” dedi”. “O’na: “Şimdi mi inandın; daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.” dendi. ” Biz de bu gün seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki arkadan geleceklere bir ibret olasın.”

Yukarı da anlatılan ve yapılan tarife aynen uyan bir ceset, 1981 yılında Kızıldeniz kenarın da, Cebelein Mevkiinde bulunmuştur. Secde vaziyetinde buluna cesedin bütün organları tamdır. Hatta başında ki ağarmış saçları ve sakalları bile görünmektedir. Yapılan tetkikler cesedin en az üç bin yıl önceye ait olduğunu ortaya koymuştur. Mumyalanmadan üç bin yıl kadar hiçbir zarar görmeden günümüze ulaşan ceset Londra’da Biritish Museum ‘da sergilenmektedir. Bu cesedin Firavun ‘a ait olduğu artık kesinleşmiştir.

3- Imamet veya On iki Imam Inancı: Aleviliğin bir diğer inanç esasını imamet, daha açık bir ifade ile On îki îmam inancı teşkil eder. Çünkü peygamberin görevi sadece insanlara dini tebliğ etmek ve uyarmaktır. Nitekim Allah Teala, Kuran-ı Kerim ‘de “Sen ancak bir korkutucusun, her kavmin bir hidayet edeni var.” buyurmaktadır. Bu, birinci delildir. Ikinci delil ise, ilahi sünnet gereği Allah’ın her Resul’un ardından dini koruyacak ve insanları dosdoğru yola hidayet edecek, bir veya birkaç nebi göndermesidir. Ancak, Resulullah (s) son peygamber olduğundan artık peygamber gelmeyecektir. Bu durumda dini koruyacak ve insanları doğru yola hidayet edecek olanlar İmamlar’dır.

Ehl-i Sünnet kardeşlerin, en itibar ettikleri hadis kaynağı olan Buhari ‘nin Sihah ‘inda Cabir Bin Sümerre ‘den şöyle bir hadis nakledilmektedir: “Resulullah(s) şöyle dedi: ” Bu iş (yani inanların ve müslümanlığın yüceliği, insanlığın düzgün bir halde bulunuşu) sürer, gider ve On îki kişi onlara halife olur; işlerim düzene sokar; hepsi de Kureyşten ‘dir. Ayrıca On îki Imamın geleceğini! müjdeleyen bir çok hadis Müslim, Tirmizi, Ebu Davut ve Ahmet Bin Hambel gibi Sünniler ‘in önde gelen alimleri tarafından da nakledilmiştir. Yine Sünniler ‘in diğer kaynaklarında, Resullullah (s) ‘m On îki Imamın(a) isimlerini teker teker müjdelediği hadisler nakledilmiştir.

On îki imam (a) lar sırası ile şunlardır.

1. Hz. tmam Ali
2. Hz. îmam Hasan
3. Hz. îmam Hüseyin
4. Hz. imam Ali Zeynel Abidin
5. Hz. îmam Muhammed Bakır
6. Hz. îmam Cafer Sadık
7. Hz. îmam Musa Kazım
8. Hz. tmam Ali Rıza
9. Hz. îmam Muhammmed Taki
10. Hz. îmani Ali Naki
11. Hz. îmam Hasan Askeri
12. Hz. îmam Muhammed Mehdi ( Ruhlanmız onlara feda olsun)

Üstadımız Pir Sultan Abdal ( r) bir şiirinde şöyle demektedir:

“On îki îmamın bizdedir nuru
Şah-ı Velayetin bizdedir sırrı
Açıktır aynamız, gönlümüz duru
Sedefli mercanlı gönüllerimiz.

4. Mead veya Ahiret Inancı : Alevilik, insanların Öldükten sonra dirîleceğine ve dünyada yaptıkları işlere göre cezalandırılacağına veya ödüllendirileceğine inanır, înançlarımızdan birisini de bu teşkil etmektedir.

insanı Ahiret’ e inanmayı sevk eden bazı sebepler vardır. Bunlardan birincisi, akli sebeplerdir. Buna göre, dünya hayatından sonra başka bir hayatın olmaması bu hayatı da anlamsız kılacaktır. Böylece iyi ve kötü kavramları ortadan kalkacak, herkes kendi çıkan peşinden koşacak ve dünya günümüz kapitalist toplumunda olduğu gibi büyük bir kargaşanın eşiğine itilecektir, işte bu hayatı anlamlı kılma ve dünyada adaletli bir düzen kurmada Ahiret’e inanmak önemli bir etkendir. Tarih boyunca bütün kavimlerin, kesintisiz bir şekilde Ahiret inancına sahip olması ise, her açıdan üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Ikinci olarak, fıtrî sebeplerden bahsedelim. însan yaradılışı gereği bazı şeyleri sever, bazı şeyleri ise sevmez. Işte yok olmakta, insanın yaradılışı gereği sevemeyeceği bir duygudur. Eğer bir insan, yok olmayı sevdiğin; söylüyorsa ya bunalımdadır. Yada aptal. Zaten bu inancın tarih boyunca bütün kavimlerde görülmesi, insanın yaradılışından (fıtratından) kaynaklandığını göstermektedir.

Bilim açısından ise, telepati, hipnotizma, rüya, ruhlarla ilişki gibi hadiseler ruhun pozitif ispatları, dolayısıyla Ahiret ‘in habercileridir.

Pir Sultan Abdal ( r), güzel bir şiirinde şöyle demektedir:

“Pir Sultan ‘ım dünya Fanidir fani
insana verdiler emanet canı
Dünyadan Ahret ‘e uludur yolu
Bundan gayrı yol yok, dönesin ger!

5. Adalet Inancı: Aleviliğin inanç esaslarının sonuncusu ise adalet inancıdır. Adalet inancı iki yönlüdür; ilahi adalet ve toplumsal adalet…

ilahi adalete göre, Allah mutIak manada adildir; hiç kimseye zulüm etmez. insanların başına gelen kötü olaylar, ancak insanların kendi elleriyle kazandıklarıdır. Allah hiçbir şeyi adaletsizce ve boşu boşuna yaratmamıştır. Hiç kimseye kazandığından azmi vermez. İtaat edenleri ödüllendirir, isyan edenleri cezalandırır.

Allah Teala, Kuran-ı Kerim ‘de şöyle buyurmaktadır:

“Allah zerre kadar dahi zulüm etmez.

Adalet en basit anlamı ile, her şeyi yerli yerine koymaktır. Doğada ve toplumda her şeyin yerli yerinde olması… Doğada, her şeyin bir düzen, bağlantı ve denge içerisinde olması adaletin dogadaki yansımasıdır. Toplumdada ise, adaleti tesis etmek Allah in kanunlarını uygulamakla insana düşer, insan kendi iradesini; kullanarak, sömürüsüz ve zulumsüz, mutlu bir dünyayı tesis eder.

Aleviliğin İbadet Esasları

Aleviliğin iman esaslarından sonra, şimdi de Aleviliğin ibadet esasları etrafında konuşalım Alevi teori de kadar önemli ise. Alevi pratikte en azından o kadar önemlidir, çünkü pratiğe dökülmeyen bir teori, boş boğazlıktan ve gevezelikten başka bir şey değildir. Üstelik, pratiğe dökülmeyen teorik bilgiler insanın zihninden çok çabuk silinmektedir. Nitekim imam Cafer-i Sadık (as) bir keresinde şöyle buyurmuşlardır:

“Teori, pratik ile olmalıdır. Gerçek teorinin alameti pratiktir. Teori insanı Pratiğe çağırmaktadır, insan bu çagrıya olumlu cevap verirse teori onda kalır; , yoksa ondan ayrılıp gider.

Şimdi biraz da, Aleviliğin pratiği hakkında konusalım.

l. Namaz veya Salat: Alevilik, beş vakit namazın ilahi bir emir olduğunu. On îki imamların hepsinin namaz kıldığını ve bundan dolayı Alevi olan herkesin, beş vakit namaz kılması gerektiğin! söyler.

Allah Teala Kuran-ı Kerim ‘de şöyle buyurmaktadır:

Namaz belirli vakitlerde olmak üzere mümînlere Farz kılınmıştır.

Üstadımız, Pir Sultan Abdal, güzel bir şiirinde Resulullah (s) ve îmam Ali (a) ‘nin namaz kıldığını şu mısralarla anlatır:

“Kanı bizden evvel gelen
Beş vaktin! tamam kılan
On parmağı pınar olan
El Muhammed Ali’nindir.

Asıl adı Mustafa olup, 19.yy.’da yaşamış olan Alevi şairlerinden Deliktaşlı Ruhsati, her Alevinin namaz kılmasını gerektiğini şu mısralarla dîle getirir:

înşaalallah eylemez imana muhtaç
Eğer bir kişide irfan oldukça.
Beş vaktine devem edip kış ve yaz

Dilinde zikrile Kuran oldukça.

2- Oruç veya Savm: Aleviliğin ikinci ibadet esası Ramazan Ayı’nda farz olan otuz gün orucu tutmaktır.

Bu ayda her Alevi oruç tutmakla yükümlüdür. insanlar bu ayda oruç tutmak sureti île kendi içinde bulunan kötü eğilimleri törpülerler ve Allah’a yakınlaşırlar.

 

 

Dertli (r) bir şiirinde şöyle demektedir:

“Sanma sofi bizim ruzemîz yoktur
Ramazan-ı aşkın siyamıyız biz.
Söyletme derunde derdimîz çoktur
Dertte noksan değil tamamıyız biz. ”

3. Hacc: Alevi inancına göre, şartlar yerine geldiğinde her Alevi’niri Hacc ‘a gidip, Kabe’yi tavaf etmesi farzdır. Hacc, Allah’ın evini ziyaret etmek, emredilen amelleri yerine getirmek ve Alllah’a olan ahdimizi tazelemektir.

Pir Sultan Abdal bir şiirinde şöyle demektedir:

“Kabe’nin yapısı bina yapısı
îman etse asilerin hepisi
Beş vakit okunur ayet el kürsi
Ya Muhammed sana imdada geldim.

4. Tevella: Tevella, Aleviliğin ibadet esasları arasında yer alır. Genel .anlamı “Allah için sevmek” olan kavram, özele indirgendiğinde, “Ehl-i Beyt-i sevmek” anlamım karşılar. Ayrıca Allah istediği için Ehl-i Beyt’i seven herkesi, sevmeyi de kapsamaktadır.

Allah Teala.Kuran-ı Kerim ‘de şöyle buyurur:

“De ki: Ben sizden risaletime karşılık akrabalarıma sevgiden başka bir şey istemiyorum.

5. Teberra: Teberra, anlam itibari ile Tevella ‘nin tam tersidir. Allah’ı ve Ehl-i Beyt’i sevmeyenleri, sevmemektir. Tevella ve Teberra esasları ile insanlar Allah’a gerçek manada teslim olacak, Allah’tan başka otorite tanımayacak ve kelimenin tam anlamı ile özgürleşecektir. Erzurumlu Ceyhuni şöyle demektedir:

“Rah-ı hakikate dil oldu bende
Bifz sirri ilanin tevellasıyız
Merdolan namerde olmaz semende
Biz onların evvel teberrasıyız.

6. iyiliği Emretmek: Aleviliğin ibadet esaslarından birisi olan iyiliği emretmenin arka planında, sağlıklı bir toplum oluşturmak yatar. Gerek bireysel anlamda ve gerekse de toplumsal anlamda iyiliği emretmekte kullanılan yol, delil getirme ve nasihat verme şeklinde olmalıdır. Bu metodu Pir Sultan Abdal, bir şiirinde şöyle kullanmaktadır:

“Pir Sultanım Haydar heman
Dağları bürüdü duman
işte incil işte Kur’an
Seçebilirsen gel beri.

7. Kötülükten Sakındırmak: Oluşan sağlıklı bir toplumun bozulmaması ve kokuşmaması için, insanları kötülükten sakındırtmak gerekir.

Nitekim Allah Teala Kur’an-ı Kerim ‘de şöyle buyurmaktadır:
“Sizden iyiliği emreden, (…), kötülükten alıkoyan bir topluluk olsun.

8. Zekat: -Aleviliğin ibadet esaslarından birisi de zengin bir Alevi ‘nin belli bir kısım malım, fakir olan bir Alevi’ye vermesi şeklinde gerçekleşen zekat ibadetidir. Zekat zenginin bir lütfü değil, fakirin hakkıdır.

Allah Teala Kur’an-ı Kerim ‘de şöyle buyurmaktadır:

Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyi Allah’ın katında bulacaksınız.

9. Humus veya Çerağhk: Humus, her Alevî’nin yıllık kazancının beşte birini Ehl-i Beyt ‘e Ve onların varisleri olan adil fakihlere vermeleridir.

Allah Teala Kur’an-ı Kerim ‘de şöyle buyurmaktadır:

“Ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah ‘a, Resulüne, onun akrabalarına yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir.

10. Cihat : Aleviler ‘in onürunu ve şerefin! korumak için cihat, yani savaşmak, bütün Alevilere farzdır. Şartlar yerine geldiğinde her Alevi savaşmakla yükümlüdür. Cihat, saldırı değil, savunmadır.

Pir Sultan bir şiirinde şöyle buyurmaktadır:

“Gelin canlar bir olalım
Münkire kılınç çalalım
Huseynîn kanın al alım
Tevekkeltü tealallah.

Selam, hidayete tabii olanlaradır!

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir