Alevi ve Alevilik Hakkında Kısa Bir Genel Bakış

İslamiyet’in temeli bizim anlayışımıza göre Kurân ve Ehli Beyt düşüncesine dayanır. Alevî olmak ise bu düşüncenin temelini oluşturur. Hz. Ali taraftarı olmak demek, Hz. Peygamberin taraftarı olmak demektir. Ve O’nun taraftarı olmak ise Allah’ın lütfettiği çizginin tam üzerinde olmak demektir.

Alevîlik, özel anlamda Hz. Ali ile başlayıp 12. İmamla devam eden İlahi yoldur. İlâhî yolların belirleyici özelliği ise bu yolun ilkelerinin, kaynağının ilâhî olmasıdır. Açıkçası Alevîliğin ilkelerini saptayan Allah’tır ve bu ilkeler Peygamberimiz tarafından insanlığa sunulmuş ve Oniki İmamlarımıza da bu ilkeleri koruma ve yaşatma görevi verilmiştir. İlâhî ilkelerin -yani hükümlerin- Kaynağı Allah olduğu için bu hükümleri kimse kafasına göre yorumlayamaz, değiştiremez, açıklayamaz.

Bu hükümleri açıklayacak olan Allah’ın görevlendirdiği kimselerdir. Bunlar da (inancımıza göre) Peygamberimiz ve Oniki imamlarımızdır. İçtihat yolu ise Âlimlerin, İslam’ı pratik yaşama aktarma konusundaki çalışmaları ya da hükümleridir. Alevîlikle ilgili ilkeler bu nedenle zamana ve mekana bağlı değildirler. Her zaman ve her bölgede genel prensipler ve uygulamalarda aynı olmak zorundadır.

 

Kaynağı ilâhî olmayan düşüncelerde ise durum böyle değildir. Kaynağı insan olan ideolojiler her toplumun kültür, sınır ve bölgesine göre ayrı ayrı, aynı başlık altında uygulanabilir, anlaşılabilir ve yaşatılabilir. Örneğin bir sosyalizmi ya da kapitalizmi her ülke kendi kültür ve yapısına göre uygulayabilir.

Alevilik “Yaşam ve akıl ile bütünleşme”dir. Çünkü insanı Allah yaratmıştır; nefsinin insana ne fısıldadığını bilir ve Allah insana şah damarından daha yakındır. Yoksa burada ki yaşam ve akıl ile bütünleşmesinden kastımız, dinleri kurallı ve kuralsız dinler olarak ayırıp da, Aleviliği her çağda değişen kuralsız dinler sınıfına koyan, akıl ve yaşam ile bütünleşme değildir. Çünkü kuralsız dinler, doğası gereği kaypak, dönek ve tutarsızdır.

Bu gün savunduğu bir görüşü, elli yıl sonra en sert şekilde eleştirebilir. Örneğin .bundan dört yüzyıl önce Pir Sultan Abdal ( r) bir kahraman olurken, bu gün bir gerici veya yobaz olabilir. Çünkü Pır Sultan Abdal, temelde dini motiflerle işlenmiş ve dini bir düzen için başkaldırmıştır. Yanı Pir Sultan Abdal’ı, Pir Sultan Abdal yapan O ‘nün dinidir. Nitekim bunu O ‘nün şiirlerinde çok net bir şekil de görebiliriz.

“Kendisini! yaşamın her sahasına yaydığı kanunlarla hissettiren emir ve yasaklar bütünüdür.” dedik. Çünkü Alevilik ekonomiden, hukuka, eğitime, siyasete yani kısaca yaşamın her sahasına yaydığı kanun ve prensiplerle insanlığın hem maddi ve hem de . manevi alandaki mutluluğunu vereceğini vaat etmiştir. Çünkü bütün bu kanunlar yaşam ile akıl ile bütünleşerek insana kurtuluşu sunmuştur. Çünkü Allah, insana yakındır ve O ‘nün bütün gereksinimlerîni bilir.

Biz inancımızı şu cümlede özetliyoruz.

“LA ÎLAHE ILLALLAH MUHAMMEDEN RESULLÜLLAH; ALÎYYEN VELÎYULLAH”

Çağrımız bu alevilik etrafinda birleşmeyedir!

Yaşadığımız zaman diliminde, Alevilik etrafında- bir hayli şeyler yazılmakta ve çeşitli çarpıtmalar île Alevilik kendi temel kaynaklarından koparılmaya çalışılmaktadır. Aleviliğe yalan-yanlış fikirler nisbet edilmekte ve bu suretle muhtevası bozulmak istenmektedir. Alevi Aydını (!) diye öne atılan, ama Alevilikle alakası olmayan bazı insanlar Aleviliğe çeşitli tanımlar getirmekte ve bu suretle insanların beynini karıştırmaktadırlar. Bunun doğal bir sonucu olarak da, insanlar Alevilikten uzaklaşmaktadırlar.

Bu durumda bizim yapmamız gereken ilk şey ortaya atılan belli-başlı tanımlar etrafında konuşmak, bu tanımları değerlendirmek ve son olarak da, kendi Alevilik tanımımızı ortaya koymaktır.

Alevi Cemaatinin büyük bir çoğunluğu îmam Ali (a) ‘m soyundan gelmemektedir. Bu insanlar, kendilerin; ifade ederken de “Alevi” kavramım kullanmaktadırlar. Işte burada ikinci bir görüşün savunduğu şeye ulaşıyoruz’ ve anlıyoruz ki sonraki dönemlerde Alevi olmayan bir çok insan kendini bu kavramla ifade etmiş ve Alevî kavramı ” Ali (a) taraftarlığı” anlamında en geniş boyutlarına ulaşmıştır.

Yukarıda da anlattığımız gibi günümüzdeki kullanılış şekli ile Alevilik kavramı, îmam Ali (a) ‘in takipçisi, taraftarı ve hizbi demektir. Taraftar olmak için belli bir soydan gelme şartı aranmaz. Burada önemli olan kişinin niyetidir. Öyle ise bir kişinin Alevi olabilmesi için belli bir soydan, gelmesi gerekli değildir. Nitekim tarih boyunca değişik uluslardan ve kabilelerden bir çok kişi eski dinlerinden vazgeçerek Alevi olmuşlar ve Alevi Cemaati de bunlara bağrını açmıştır. Ancak bir kişinin ” Seyyid-i Saadet, Evlad-ı Resul” olması için Imam Ali soyundan gelmesi şarttır ve kanaatimizce soydan gelme yalnız bununla sınırlıdır.

Author: Remzi Zengin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir