Kuranı Kerim – Âl-i İmrân Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 3, SÛRE: 3

Medine’de inmiştir; 200 ayettir.

Bu sûre, 33. ayetinde İmran soyundan söz
edildiği için İmran soyu anlamına gelen
“Âl-i İmrân” adını almıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lâm. Mîm.
2. Allah, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur;
diridir ve kayyumdur (yaratıkların
işlerini düzenleyen ve her şeyi ayakta
tutandır).
3-4. O sana kitabı hak üzere ve önceki
kitapları tasdik edici olarak indirdi.
İnsanlara yol gösterici olsun diye önceden
de Tevrat ve İncil’i indirdi. (Hakkı
batıldan ayırt etme ölçüsü olan)
Furkan’ı da indirdi. Allah’ın ayetlerini
inkâr edenlere şiddetli bir azap vardır.
Allah üstündür, intikam alandır.

5. Gökte ve yerde olan hiçbir şey Allah’a
gizli kalmaz.
6. Rahimlerde dilediği gibi sizi şekillendiren
O’dur. O’ndan başka hiçbir ilah
yoktur. O üstündür, hikmet sahibidir.
7. Sana kitabı indiren O’dur. Onun (o
kitabın) bir kısmı, muhkem (ifadeleri
açık olan) ayetlerdir. Bunlar, kitabın temelidir.
Diğer bir kısmı da, müteşabih
(çeşitli manalara benzerliği olan) ayetlerdir.
Kalplerinde hastalık olanlar,
fitne çıkarmak ve tevilini bulmak için
ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler.
Hâlbuki onun tevilini Allah ve
ilimde sebata erişenlerden başka kimse
bilmez. Onlar (ilimde sebata erişenler)
derler ki: “Biz ona iman ettik; tümü Rabbimizin
tarafından gelmiştir.” Sadece akıl
sahipleri hatırlar ve öğüt alır.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 37)

8. Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten
sonra, kalbimizi eğriliğe kaydırma ve
bize kendi katından bir rahmet bağışla.
Kuşkusuz, sen bol bağış sahibisin.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 38)

9. Rabbimiz! Kuşkusuz sen, (gerçekleşmesinde)
şüphe olmayan bir günde insanları
bir araya toplayacaksın. Şüphesiz,
Allah sözünden dönmez.

CÜZ: 3, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

10. Kâfir olanların ne malları ve ne de çocukları,
Allah’a karşı onlara bir yarar sağlar.
Onlar, cehennem ateşinin yakıtıdırlar.
11. (Onların durumu,) Firavun ailesi ve
onlardan öncekilerin durumu gibidir.
Onlar ayetlerimizi yalanladılar, Allah da
kendilerini günahları yüzünden yakaladı.
Allah’ın azabı çetindir.
12. Küfre sapanlara de ki: “Yakında yenilgiye
uğrayacaksınız ve (sonra) cehenneme
götürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yerdir!”
13. Karşı karşıya gelen şu iki topluluğun
hâlinde, size (Peygamber’in doğruluğunu
ispatlayan) bir ayet (açık bir delil) vardır.
Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu,
diğeri ise kâfirdi. Kâfir topluluk,
onları açıkça kendilerinin iki misli
görüyorlardı. Allah, dilediğini kendi
yardımı ile destekler. Şüphesiz, bunda
görebilenler için bir ibret vardır.

14. Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş
altın ve gümüşler, salma atlar,
(sağmal) hayvanlar ve ekinler gibi nefsin
arzuladığı şeyleri sevmek, insanlara
çekici kılınmıştır. Bunlar,
dünya hayatının mal ve
imkânlarıdır; dönülecek güzel
yer ise Allah katındadır.
İlahî eğilimlerin yanı sıra maddî eğilimlerle de
donanmış olan insan, yaratılış hedefi olan
kemale ve kurtuluşa erişebilmesi için maddî
istekleri kontrol altına alması ve Allah’a doğru
ilerlemesine engel oldukları takdirde,
bunlarla mücadele etmesi gerekir. İnsan,
bu mücadeledeki başarısı oranında kemale
yaklaşmış olur. Peygamber (s.a.a) buyurmuştur
ki: “Cennet, hoşlanılmayan şeylerle
çevrilidir; cehennem ise, şehvetlerle (nefsî
isteklerle) çevrilidir.” İmam Ali (a.s) bu hadisi
naklettikten sonra şöyle buyuruyor: “Allah’a
itaat olan her şey (genelde) istenmeyecek
şekilde insana doğru gelir ve Allah’a itaatsizlik
olan her şey ise insanın nefsî isteklerine
uyum içinde insanın karşısına çıkar.” (bk.
Nehcü’l-Belağa, c.2, s.90.)

15. De ki: “Bunlardan daha iyisini size
bildireyim mi? Takvalı olanlara Rablerinin
katında (ağaçlarının) altından
ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları
cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın
hoşnutluğu vardır.” Allah, kullarını
iyice görendir.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 3

16. Onlar ki, “Ey Rabbimiz! Biz gerçekten
iman ettik; o hâlde günahlarımızı
bağışla ve bizi ateşin azabından koru.”
derler.
17. Onlar, sabredenler (direnenler),
doğrular, emre boyun eğenler, mallarını
(Allah yolunda) harcayanlar ve seher
vakitleri bağışlanma dileyenlerdir.
İmam Cafer Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Kim
vetr namazını (gece (teheccüt) namazının
son rekâtını) kıldığında ayakta durduğu
hâlde yetmiş defa Esteğfirullahe ve etu-
bu ileyh derse ve bir yıl boyunca bu ameli
yapmaya özen gösterirse, Allah katında seher
vakitlerinde bağışlanma dileyenlerden
sayılır ve Allah’ın affı onun hakkında kesinleşir.”
(bk. el-Mehasin c. 1 s. 53; İlelu’ş-Şerai

c. 2 s. 364)
18. Allah, sürekli adaleti koruyarak
O’ndan başka hiçbir ilah olmadığına
şahitlik etmektedir; tüm melekler ve
ilim sahipleri de (buna tanıklık etmektedirler).
O’ndan başka hiçbir ilah yoktur;
üstündür ve hikmet sahibidir.
19. Allah katında (beğenilen) din, yal-
nız İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler,
ancak kendilerine ilim geldikten
(yeterli bilgiye sahip olduktan)
sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden
onda ihtilafa düştüler. Kim
Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin
ki,) şüphesiz Allah’ın hesap görmesi
çok süratlidir.
20. Eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben,
bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a
teslim ettim.” Kendilerine kitap verilenlere
ve okuma yazma bilmeyenlere
(ümmîlere, müşriklere), “Siz de (O’na)
boyun eğip teslim oldunuz mu?” de. Eğer
boyun eğip teslim olurlarsa, kuşkusuz
hidayete erişirler. Eğer (haktan) yüz çevirirlerse,
(bundan sen sorumlu değilsin,)
sana düşen sadece (hakkı) iletmektir. Allah,
kullarını iyice görendir.

21. Allah’ın ayetlerini inkâr eden, haksız
yere peygamberleri öldüren ve insanlardan
adaleti emredenleri öldüren kimseleri
acı bir azapla müjdele.
22. İşte onlar, dünya ve ahirette, yaptıkları
boşa giden (hiçbir övgü ve mükâfatı
hak etmeyen) kimselerdir. Onların yardımcıları
da yoktur.

CÜZ: 3, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

23. Kitaptan (Tevrat’tan) kendilerine bir
nasip verilen kimseleri görmüyor musun
ki, aralarında hükmetmesi için Allah’ın
kitabına çağırılırlar da, sonra onlardan
bir kesimi (haktan) yüz çevirerek geri
dönerler.
24. Bunun sebebi, “Cehennem ateşi, birkaç
sayılı günden fazla bize dokunmaz.”
demeleridir. Uydurdukları şeyler, onları
dinleri hususunda aldatmıştır.
25. Gerçekliğinde hiçbir şüphe olmayan
bir günde onları topladığımız ve bir hak-
sızlık edilmeden herkese kazandığı tam
olarak ödendiği zaman onların durumu
nasıl olur?!
26. De ki: “Ey Allah! Ey saltanatın (hükümranlığın
gerçek) sahibi! Sen dilediğine
saltanatı verir ve dilediğinden
saltanatı alırsın. Dilediğine izzet verir
ve dilediğini alçaltırsın. Her hayır ve
iyilik, senin elindedir. Kuşkusuz, senin
her şeye gücün yeter.”
27. “Geceyi gündüze geçirirsin (geceyi
kısaltarak gündüze katarsın) ve gündüzü
de geceye geçirirsin (gündüzü de kısaltarak
geceye katarsın). Diriyi ölüden
çıkarırsın ve ölüyü de diriden çıkarırsın.
Dilediğine hesapsız rızk verirsin.”
Bu ayet, hem maddî hayat, hem de manevî
hayat için geçerlidir. Çünkü Yüce Allah
canlı varlıkları cansız varlıklardan yaratmıştır
ve hayatı olmayan maddeleri canlılara
gıda yaparak onlarda değişim meydana
getirir. Canlı varlıkları da ölüm zamanları
gelince öldürür. Manevî hayat hakkında
ise İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam
Cafer Sadık (a.s)’dan nakledilen bir hadise
göre, “bu ayet, kâfir olan birisinden mümin
bir çocuk ve mümin olan bir kimseden de
kâfir bir çocuk meydana getirmektir.” diye
açıklanmıştır. Çünkü sadece mümin manevî
yönden diridir, kâfir ise manevî hayattan
yoksun ve ölüdür. (bk. Mecmau’l Beyan
Tefsiri)

28. Müminler, iman edenleri bırakıp da
kâfirleri veli (dost ve koruyucu) edinmesinler.
Kim bunu yaparsa, onun Allah
ile bir ilişkisi kalmaz; ancak onlardan
çekinmeniz (takiyye ederek bunu
yapmanız) başka. Allah, kendisi hakkında
sizi uyarıyor (itaatsizlik yüzünden
azabına uğramaktan korkutuyor).
Dönüş yalnız Allah’adır.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 39)

29. De ki: İçinizde olanı gizleseniz de,
açığa vursanız da, Allah onu bilir.
Göklerde ve yerde olan her şeyi O bilir.
Allah’ın her şeye gücü yeter.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 3

30. (Kıyamet günü) öyle bir gün ki,
herkes yaptığı her hayırlı işi hazır bulur;
yaptığı her kötü iş ile de arasında
uzun bir mesafe olmasını arzular. Allah,
kendisi hakkında sizi uyarıyor. Allah,
kullarına karşı çok şefkatlidir.
31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız,
bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayıcı
ve merhamet edicidir.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 40)

32. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat
edin.” Eğer yüz çevirirlerse, (bilsinler
ki) kuşkusuz, Allah kâfirleri sevmez.
33. Allah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim’in
soyunu ve İmran’ın soyunu seçip
âlemlere üstün kıldı.
34. Birbirinden gelen bir soy olarak
(onları seçmiştir). Allah işitendir, bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 41)

35. Hani İmran’ın hanımı şöyle dedi:
“Ey Rabbim! Ben karnımdakini (dünya
uğraşılarından) özgür olarak sana
adadım. Benim adağımı kabul buyur!
Kuşkusuz, sen işitensin, bilensin.”
Adı Hanne’dir ve Hz. İsa (a.s)’ın anneannesidir.
Ayette geçen İmran’dan maksat,
Hz. Musa’nın babası olan İmran değildir.
Çünkü İsa ile Musa arasında yaklaşık 1800
yıl olduğu rivayet edilmiştir. (bk. Mecmau’l-
Beyan Tefsiri.)

36. Çocuğu doğurduğunda Allah
onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği
hâlde(
hasretle) şöyle dedi: “Ey
Rabbim! Ben onu kız olarak doğurdum.
Erkek ise kız gibi değildir. Ona Meryem
adını verdim. Onu ve soyunu, kovulmuş
Şeytan’a karşı kendi korumana almanı
diliyorum.”

37. Rabbi, güzel bir kabul ile onu kabul
buyurdu ve güzelce onu büyüttü.
Zekeriya’yı da onun bakımıyla görevlendirdi.
Zekeriya, mabette onun yanına
her girişinde yanında bir rızk bulurdu.
“Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?”
derdi. Meryem de, “O, Allah’ın katındandır.
Allah, dilediğine hesapsız rızk
verir.” derdi.

CÜZ: 3, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

38. İşte burada Zekeriya Rabbine dua etti;
“Ey Rabbim!” dedi, “Bana kendi katından
temiz ve hayırlı bir soy ver. Şüphesiz, sen
duaları işitensin.”
39. Bunun üzerine, mabette durup namaz
kılarken, melekler ona şöyle nida ettiler:
“Allah sana, kendi tarafından olan kelimeyi
(İsa Mesih’i) tasdik eden, efendi, iffetli
ve salihlerden bir peygamber olarak
Yahya’yı müjdeliyor.
40. Zekeriya, “Rabbim!” dedi, “İhtiyarlık
çağım gelip çattığına ve karım da kısır olduğuna
göre nasıl oğlum olabilir?!” Allah
şöyle dedi: “İşte (Rabbinin işi) böyledir.
Allah dilediği işi yapar.”
İbn Abbas’ın naklettiğine göre, Hz. Zekeriyya
çocukla müjdelendiğinde kendisi 120 ve karısı
da 98 yaşında idi. (bk. Mecmau’l-Beyan)
Buna göre, Hz. Zekeriyya’nın Allah’tan çocuk
istemesi ile duasının kabul edilmesi arasında
uzun bir süre geçmiş olabilir.

41. Zekeriya, “Rabbim! Bana bir alamet
ver.” dedi. Allah, “Senin için alamet, insanlarla
üç gün işaretle anlatma dışında
bir şey konuşamamandır. Rabbini
çok an, akşam ve sabah vakitleri onu
tenzih et.” dedi.
42. Hani melekler, “Ey Meryem! Allah
seni seçti, arındırdı ve seni âlemlerin
kadınlarından üstün kıldı.” dediler.
43. “Ey Meryem! Rabbine boyun eğ,
secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte
rükû et.”
44. Bu, sana vahyettiğimiz gayba ait
haberlerdendir. Hangisi Meryem’i himayesine
alacak diye (kur’a çekmek
üzere) kalemlerini (suya) atarlarken
sen onların yanında değildin; çekişirlerken
de onların yanında değildin.
45. Hani melekler, “Ey Meryem! Allah,
adı Meryem oğlu İsa Mesih olan bir
kelimeyi sana müjdeliyor; dünyada ve
ahirette saygındır ve (Allah katına) yakın
kılınanlardandır.” dediler.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 3

46. “Beşikte ve yetişkin iken insanlarla
(vahyi iletmek için) konuşacak ve iyilerdendir.”
47. Meryem, “Ey Rabbim! Hiçbir insan
bana dokunmamışken nasıl çocuğum
olur?!” dedi. Allah dedi ki: “İşte (Rabbinin
işi) böyledir. Allah dilediği şeyi
yaratır. Bir işi kararlaştırdığında ona,
‘Ol!’ der, o da oluverir.”
48. “Ve ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı
ve İncil’i öğretir.”
49. “Onu İsrailoğulları’na bir
elçi olarak gönderir ve o (İsrailoğulları’na)
şöyle der: “Ben,
Rabbiniz tarafından size açık
bir işaret ile geldim. Ben çamurdan
kuş sureti yapıyor, sonra ona üflüyorum
ve o Allah’ın izniyle kuş oluyor.
Allah’ın izniyle anneden doğma körleri
ve alacalıları iyileştiriyorum, ölüleri
diriltiyorum. Evlerinizde ne yediğinizi
ve ne biriktirdiğinizi size bildiriyorum.
İman etmişseniz, bunda (benim
peygamberliğim hususunda) sizin için
bir işaret vardır.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 42)

50. “Benden önce gönderilmiş olan
Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size (günahlarınız
yüzünden) haram kılınan
bazı şeyleri helal kılmak için (geldim)
ve Rabbiniz tarafından size bir ayet
getirdim. O hâlde Allah’tan korkun ve
bana itaat edin.”
Musa’nın şeriatında haram olan deve eti, içyağı
ve bazı balıklar gibi. (bk. eş-Şübber ve
Mecmau’l-Beyan Tefsirleri)

51. “Kuşkusuz, Allah benim de Rabbim,
sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na ibadet
edin. İşte budur doğru yol.”
52. İsa onlarda inkârcılığı hissedince
şöyle dedi: “Allah yolunda bana yardımcı
olacaklar kimlerdir?” Havariler, “Biz
Allah’ın (dininin) yardımcılarıyız; Allah’a
iman ettik; sen de bizim (O’na) boyun eğdiğimize
(Müslüman olduğumuza) tanıklık
et.” dediler.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 43)

CÜZ: 3, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

53. “Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine (kitaba)
iman ettik ve Peygamber’e uyduk;
öyleyse bizi de (hakka) tanıklık edenlerle
birlikte yaz.”
54. Onlar (İsa’nın düşmanları) tuzak kurdular,
Allah da (onlara karşı) tuzak kurdu.
Allah, tuzak kuranların en iyisidir.
55. Hani Allah, “Ey İsa! Ben seni alacak ve
kendime doğru yükselteceğim, seni inkâr
eden kimselerden arındıracağım ve sana
uyan kimseleri küfre sapan kimselerden
kıyamete dek üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz
banadır ve ben üzerinde ayrılığa
düştüğünüz şeyler hakkında aranızda
hükmedeceğim.” demişti.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 44)

56. Küfre sapanları dünyada ve ahirette
şiddetli azaba çarptıracağım ve onların
yardımcıları da olmayacaktır.
57. İman edip salih (uygun ve iyi) işler
yapanların ise, (Allah) mükâfatlarını
tam olarak verecektir. Allah, zulmedenleri
sevmez.
58. Bunlar, sana okuduğumuz ayetlerden
ve Hikmetli Öğüt’tendir (Kur’ân’dandır).
59. Allah katında İsa’nın durumu,
Âdem’in durumuna benzer; onu topraktan
yarattı, sonra ona, “Ol!”dedi;
(Allah bir şeye, “Ol!” deyince) o da hemen
oluverir.
60. Bunlar, Rabbinden gelen hak bilgilerdir.
O hâlde asla şüphecilerden
olma!
(bk. Açıklamalar Bölümü: 45)

61. Kim sana gelen bilgiden sonra seninle
bu konuda tartışırsa, de ki: Gelin
oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı
ve kadınlarınızı, kendimizi ve
kendinizi çağıralım, sonra mübahele
(beddua) edelim de Allah’tan yalancılar
üzerine lânet dileyelim.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 46)

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 3

62. Şüphesiz, bu (İsa hakkında anlatılanlar)
hak kıssadır. Allah’tan başka
hiçbir ilah yoktur ve kuşkusuz, Allah
üstündür, hikmet sahibidir.
63. Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, kuşkusuz,
Allah bozguncuları iyice bilir.
64. De ki: Ey kitap ehli! Gelin bizimle
sizin aranızda aynı olan bir sözde birleşelim:
Allah’tan başka bir şeye ibadet
etmeyelim, hiç bir şeyi O’na ortak koşmayalım
ve Allah’ı bırakıp kimimiz kimimizi
rab edinmesin.” Yüz çevirirlerse,
(onlara) deyin ki: “Şahit olun ki biz
Müslümanız (Allah’a teslim olanlarız).”
65. Ey kitap ehli! Niçin İbrahim hakkında
tartışıyorsunuz (ve her topluluk
onun kendisinden olduğunu iddia ediyor)?!
Hâlbuki Tevrat ve İncil, ancak
ondan sonra indirildi. Düşünmüyor
musunuz?!
66. Hadi bilginiz olan şeylerde tartıştınız,
peki bilginiz olmayan şeylerde neden
tartışıyorsunuz?! Allah (gerçeği)
bilir, oysa siz bilmezsiniz.
67. İbrahim, Yahudi veya Hıristiyan değildi.
O, hakka yönelen, Allah’ın emirlerine
boyun eğmiş (teslim olmuş) bir
kimse idi. O, müşriklerden de değildi.
68. Gerçekte İbrahim’e en yakın kimseler,
ona uyanlar ile bu peygamber ve (bu
peygambere) iman edenlerdir. Allah,
müminlerin velisidir (koruyucusu ve yöneticisidir).
69. Kitap ehlinden bir topluluk, sizi saptırmayı
arzu ediyorlar. Oysa onlar sadece
kendilerini saptırırlar, ancak bunun farkında
değillerdir.
70. Ey kitap ehli! Kendiniz (doğruluğuna)
tanık olduğunuz hâlde (son peygamber
Muhammed’in kitaplarınızda yazılı olan
alametlerinin gerçekleştiğini gördüğünüz
hâlde) niçin Allah’ın ayetlerini inkâr
ediyorsunuz?!

CÜZ: 3, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

71. Ey kitap ehli! Neden bildiğiniz hâlde,
hakkı batıla karıştırıyor ve hakkı
gizliyorsunuz?!
72. Kitap ehlinden bir topluluk (dostlarına)
şöyle dediler: “Günün başlangıcında
iman edenlere indirilene (Kur’ân’a)
iman edin ve günün sonunda onu inkâr
edin. Belki (bu hile ile) onlar dinlerinden
dönerler.”
Bu ayette, İslam düşmanlarının önemli bir hile
ve oyunlarına işaret edilmektedir. Şöyle ki, bazen
İslam düşmanları, sözlerinin müminlerde
etkili olması için ilk önce kendilerini dinin savunucusu
gösterirler ve bu yolla halkın kalbinde
kendilerine bir yer açtıklarında, kendi zehirli
fikirlerini ortaya koyar ve bazı insanların kalplerinde
şüphe uyandırmaya çalışırlar.

73. “Ve dininize uyanlardan başkasına
inanmayın (güvenmeyin).” De ki: Hidayet,
Allah’ın hidayetidir. (İstediğine
hidayeti verir.) (Ve dediler ki: “Böyle
yapın ki) size verilenin benzeri başka
hiç kimseye verilmesin veya Rabbiniz
karşısında size karşı delil getirmesinler.”
De ki: İhsan ve lütuf, Allah’ın elindedir;
onu dilediğine verir. Allah, (güç
ve merhametiyle her şeyi) kapsayandır
ve bilendir.
74. Dilediğini merhametine özgü kılar.
Allah, büyük lütuf sahibidir.
75. Kitap ehlinden öylesi var ki, eğer
büyük bir serveti ona emanet olarak
verecek olsan, onu sana geri öder. Onlardan
öylesi de var ki, eğer bir dinar
ona emanet olarak versen, başında
durmadıkça ısrarla
talep etmedikçeonu
sana geri ödemez. Onların böyle
davranmalarının sebebi, “Kitap ehli
olmayanlar hususunda sorumlu tutulmayız.”
demeleridir. Onlar, (yalan olduğunu)
bildikleri hâlde Allah’a yalan
isnat ediyorlar.
76. Hayır; kim verdiği sözü yerine getirir
ve takvalı olursa, (bilsin ki) Allah
takvalı olanları sever.
77. Şüphesiz, Allah ile olan sözleşmelerini
ve yeminlerini az bir bedele karşılık
satanlara ahirette bir pay yoktur.
Kıyamet günü Allah onları konuşturmaz,
onlara bakmaz ve onları kötülüklerden
temizlemez. Ve onlar için acı bir
azap vardır.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 3, SÛRE: 3

78. Kitap ehlinden bazıları, (uydurdukları
şeyi) kitaptan sanasınız diye kitabı
okurken dillerini eğip bükerler. Oysa
o, kitaptan değildir. “O, Allah’ın katındandır.”
derler. Oysa o, Allah’ın katından
değildir. Onlar, bilerek Allah’a
yalan isnat ediyorlar.
79. Allah’ın kitap, hikmet ve peygamberlik
verdiği hiçbir insan, “Allah’ı bırakıp
bana ibadet edin.” deme hakkına
sahip değildir. Ama (o şöyle der): “Kitabı
öğrettiğiniz ve okuduğunuza göre
Rabbanî kişiler (Allah’ı tanıyan ve O’na
yönelen din âlimleri) olun.”
(bk. Açıklamalar Bölümü: 47)

80. O, melekleri ve peygamberleri rab
edinmenizi emretmez. Allah’ın emirlerine
boyun eğmenizden (ve hakka
teslim olmanızdan) sonra size kâfir olmayı
mı emredecek?!
81. Hani Allah, peygamberlerden (ve
onların ümmetlerinden), ‘Size kitap
ve hikmetten bir şey verdikten sonra,
sizin yanınızda olanı tasdik eden bir
peygamber gelince, mutlaka ona iman
edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.’
diye kesin söz almıştı ve “ikrar ettiniz mi,
bu ağır ahdimi boynunuza aldınız mı?”
demişti. “İkrar ettik.” demişlerdi. (Allah,)
“O hâlde (bu ahde) şahit olun; ben de sizinle
birlikte (buna) şahit olanlardanım.”
demişti.

82. Artık bundan (bu ağır sözleşme ve
ikrardan) sonra kim dönerse, işte onlar
fasıktırlar.
83. Allah’ın dininden başka bir din mi
arıyorlar?! Oysa göklerde ve yerde olan
herkes, gönüllü veya gönülsüz O’na boyun
eğmiştir ve O’na döndürülecekler.

CÜZ: 3, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

84. De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene
(Kur’ân’a) ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a,
Yakub’a ve Esbat’a (Yakub’un torunlarına)
indirilene, Rableri tarafından Musa’ya,
İsa’ya ve tüm peygamberlere verilenlere
inandık. Biz onlardan hiçbiri arasında fark
gözetmeyiz ve biz O’na boyun eğenleriz.”
85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa,
asla ondan kabul edilmez. Ve o, ahirette
ziyana uğrayanlardandır.
86. Peygamber’in hak olduğuna tanık oldukları
ve kendilerine apaçık deliller geldiği
hâlde imanlarından sonra kâfir olan
bir topluluğa Allah nasıl hidayet verir?!
Allah, zalim topluluğa hidayet vermez.
87. Onların cezası, Allah’ın, meleklerin
ve tüm insanların lanetinin onların
üzerine olmasıdır.
88. Ebediyen onda (o lanette) kalırlar,
azapları hafifletilmez ve onlara bir
süre de tanınmaz.
89. Ama ondan sonra tövbe edenler
ve (kendilerini) düzeltenler müstesna;
çünkü Allah, çok bağışlayandır ve
merhamet edendir.
90. Kuşkusuz, imanlarından sonra
kâfir olan, sonra küfürlerini artıranların
tövbeleri asla kabul edilmez. İşte
onlar, sapıkların kendileridir.
91. Kuşkusuz, küfre sapan ve kâfir olarak
ölenler var ya, onların hiçbirinden,
(azaptan kurtulmak için) yeryüzü dolusu
altını fidye olarak verse bile, asla kabul
edilmez. Onlara acı bir azap vardır
ve onlar için bir yardımcı da bulunmaz.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

92. Sevdiğiniz şeylerden Allah
yolunda harcamadıkça iyiliğe
erişemezsiniz. Allah yolunda
ne harcarsanız, şüphesiz, Allah
onu (hakkıyla) bilir.
Bazı müfessirlere göre “iyiliğe erişemezsiniz”
tabirinden maksat, ilahî mükâfattır; yani
Allah’ın itaat edenlere vadettiği iyilik ve nimetlerdir;
bazılarına göre ise iyilik ve ihsan
(iyilerden olma) makamıdır. (bk. Mecmau’l-
Beyan Tefsiri)

93. Tevrat inmeden önce İsrail’in (Yakub’un)
kendisine haram ettiği şeyler
dışında her (türlü) yiyecek İsrailoğulları’na
helal idi. De ki: Eğer
doğru söylüyorsanız, Tevrat’ı getirip
okuyun.
94. Bu açık delilden sonra kim Allah’a
yalan isnat ederse, işte onlar zalimlerdir.
95. De ki: Allah doğruyu söyledi. Öyleyse
hakka yönelmiş olan İbrahim’in
dinine uyun. O, müşriklerden değildi.
96. Kuşkusuz, insanlar için (yeryüzünde)
kurulmuş olan ilk ev, Mekke’deki
kutlu ve âlemlere hidayet kaynağı
olan evdir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 48)

97. Orada apaçık işaretler ve İbrahim’in
makamı var. Kim oraya girerse, güvende
olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi
ziyaret etmesi (haccetmesi), Allah’ın
insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim
de inkâr ederse, (bilsin ki) Allah tüm
âlemlerden müstağnidir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 49)

98. De ki: Ey kitap ehli! Niçin Allah’ın
ayetlerini inkâr ediyorsunuz? Oysa Allah
sizin yaptıklarınıza şahittir.
99. De ki: Ey kitap ehli! Niçin iman edenleri
Allah yolundan alıkoyuyorsunuz?
Kendiniz (bu yolun doğruluğuna) tanık
olduğunuz hâlde onun eğri olmasını istiyorsunuz.
Allah, yaptıklarınızdan gafil
değildir.
100. Ey iman edenler! Eğer kendilerine
kitap verilenlerden bir kesime itaat etseniz,
iman etmenizden sonra yeniden sizi
kâfirlik hâline geri çevirirler.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

101. Allah’ın ayetleri size okunduğu ve
Allah’ın Resulü aranızda bulunduğu
hâlde nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah’a
sarılırsa, şüphesiz, doğru yola iletilmiştir
(hidayet bulmuştur).
102. Ey iman edenler! Allah’a yakışır biçimde
O’ndan korkun ve ancak Müslüman
olarak can verin.
İmam Sadık (a.s), Allah’tan gereği gibi korkmak
hususunda şöyle buyurmuştur: “Bu; Allah’a
itaat edilip isyan edilmemesi, anılıp unutulmaması
ve şükredilip nankörlük edilmemesidir.”
(bk. eş-Şübber Tefsiri)

103. Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın;
parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini
hatırlayın. Hani birbirinize düşmandınız;
O, kalplerinizi birbirine kaynaştırdı
da O’nun nimeti sayesinde kardeş
oldunuz ve bir ateş uçurumunun kenarındaydınız;
O, sizi oradan kurtardı.
Allah, hidayet bulasınız diye işte böyle
ayetlerini size açıklıyor.

(bk. Açıklamalar Bölümü: 50)

104. İçinizden, halkı hayra davet eden,
iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran
bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa
erenler, onlardır.
105. Kendilerine apaçık deliller geldikten
sonra bölünen ve ihtilafa düşen
kimseler gibi olmayın. Onlara büyük
bir azap vardır.
106. O gün ki, bazı yüzler ağarır ve
bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara
(şöyle denir): İman ettikten sonra, tekrar
mı kâfir oldunuz. Küfre saptığınız
için tadın azabı!
107. Yüzleri ağaranlar ise, Allah’ın rahmetinde
yer alıp orada sürekli kalırlar.
108. Bunlar, sana hak üzere okuduğumuz
Allah’ın ayetleridir. Allah, âlemlere
bir zulüm olsun istemez.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

109. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır
ve tüm işler Allah’a döner.
110. Sizler, insanlar için (ortaya) çıkarılmış
en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder,
kötülükten alıkoyar ve Allah’a
iman edersiniz. Eğer kitap ehli iman
etseydi, kendileri için daha iyi olurdu.
Onlardan iman edenler de vardır; ama
onların çoğu, emre karşı gelen (fasık)
kimselerdir.
111. Onlar, (az) bir incitmeden başka
size bir zarar dokunduramazlar. Sizinle
savaşacak olsalar, arkalarını dönüp
kaçarlar. Sonra kendilerine bir yardım
da edilmez.
112. Onlar, Allah’tan olan bir ipe (ahde)
ve insanlardan olan bir ipe (ahde) sa-
rılmadıkça, nerede bulunsalar zillete
mahkûmdurlar ve Allah’ın gazabına
uğramışlardır ve onlara sefillik damgası
vurulmuştur. Bu, Allah’ın ayetlerini
yalanlamalarından ve peygamberleri
haksız yere öldürmelerinden dolayıdır.
Bu da, Allah’ın emirlerine karşı geldiklerinden
ve hadleri aşmalarından dolayıdır.

113. Ama (hepsi) bir değillerdir. Kitap
ehlinden, (ibadet için) ayağa kalkan, gece
saatlerinde Allah’ın ayetlerini okuyan ve
(Allah’ın azameti karşısında) secdeye kapanan
bir topluluk vardır.
114. Onlar, Allah’a ve ahiret gününe iman
eder, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır
ve hayır işlere koşarlar. İşte onlar, salihlerdendir.
115. Yaptıkları hiçbir hayır işte onlara
karşı nankörlük edilmez (çabaları karşılıksız
kalmaz). Allah, takvalıları bilir.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

116. Şüphesiz, kâfir olanların ne malları
ve ne de çocukları Allah’ın azabına karşı
kendilerine bir yarar sağlamaz. Onlar cehennemliktirler,
orada sürekli kalırlar.
117. Onların bu dünya hayatında harcadıkları
şeylerin örneği, kendilerine zulmeden
bir topluluğun ekinine ulaşan ve
onu yok eden soğuk bir rüzgârın örneği
gibidir. Allah onlara zulmetmedi; fakat
onlar kendilerine zulmediyorlar.
118. Ey iman edenler! Başkalarından
kendinize sırdaş edinmeyin; onlar sizin
hakkınızda hiçbir kötülükten geri durmazlar
ve sıkıntıya düşmenizi isterler.
Düşmanlıkları ağızlarından (konuşmalarından)
bellidir. Göğüslerinde gizledikleri
(düşmanlık) ise, (söylediklerinden)
daha büyüktür. Eğer düşünecek
olursanız, ayetlerimizi size açıklamış
bulunuyoruz.

119. Bilin ki, bu sizsiniz ki onları seviyorsunuz,
ama onlar sizi sevmezler
ve (Allah’ın göndermiş olduğu) tüm
kitaplara iman ediyorsunuz (ama onlar
Kur’ân’a inanmazlar). Sizinle karşılaştıklarında,
“İman ettik” derler; fakat
yalnız bir yere çekildiklerinde size karşı
olan öfkelerinden parmaklarını ısırırlar.
De ki: “Öfkenizle ölün! Kuşkusuz,
Allah gönüllerde olanı iyice bilir.”
120. Size bir iyilik ulaşırsa, bu onları
üzer; ama size bir kötülük gelirse,
buna sevinirler. Eğer sabreder ve takvalı
olursanız, onların tuzakları size
hiçbir zarar vermez. Kuşkusuz, Allah
onların yaptıklarını kuşatmıştır.
121. Hatırla o zamanı ki, sen müminleri
savaş mevzilerine yerleştirmek için sabahın
erken saatlerinde ailenden ayrıldın.
Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

122. Hani sizden iki topluluk yenilgiye
eğilim gösterdiler. Oysa Allah onların
sahibi ve koruyucusu idi. Müminler,
ancak Allah’a tevekkül etsinler.
123. Zayıf (bir topluluk) olduğunuz
hâlde Allah Bedir’de size yardım etti.
O hâlde Allah’tan korkun ki, belki (bu
yolla) O’na şükretmiş olursunuz.
124. Hani müminlere, “Allah’ın (gökten)
indirilmiş üç bin melekle sizi desteklemesi
size yetmez mi?” diyordun.
125. Evet; sabredip takvalı olsanız ve
düşman bu şekilde ansızın size saldıracak
olsa, Rabbiniz nişanlayan beş bin
melekle sizi destekler.
126. Allah bunu (bu vaadi), ancak size
bir müjde kıldı ve kalplerinizin bununla
güven bulması için böyle yaptı. Yoksa
zafer, yalnız üstün ve hikmet sahibi
Allah tarafındandır.
127. (Zafer Allah katından gelir) ki,
kâfirlerin bir kolunu yok etsin veya onları
hezimete uğratsın da maksatlarına
ermeden geri dönüp gitsinler.
128. Senin (kâfirlerin veya savaştan kaçan
müminlerin affı hususunda) hiçbir
yetkin yoktur. Ya da onların tövbesini kabul
etsin veya onları cezalandırsın. Onlar,
şüphesiz zalimdirler.

129. Göklerde ve yerde olan her şey
Allah’ındır; dilediğini bağışlar ve dilediğini
cezalandırır. Allah bağışlayan ve
merhamet edendir.
130. Ey iman edenler! Kat kat artırılmış
olarak riba yemeyin. Allah’tan korkun;
olur ki kurtuluşa erersiniz.
131. Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten
çekinin.
132. Allah’a ve Peygamber’e itaat edin;
olur ki size merhamet edilir.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

133. Rabbinizden olan mağfirete ve takvalılar
için hazırlanmış, eni gökler ve yer
kadar olan cennete doğru koşun.
134. Ki onlar, kolaylık ve zorlukta mallarını
Allah yolunda harcarlar, öfkelerini
yutarlar ve insanları affederler. Allah, iyilik
yapanları sever.
İmam Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Cömert kişi Allah’a yakındır, cennete
yakındır, insanlara yakındır ve ateşten uzaktır.
Cimri ise Allah’tan uzaktır, cennetten uzaktır,
insanlardan uzaktır ve ateşe yakındır.” (bk.
Uyun-u Ahbari’r-Rıza, c.1, s.15

135. Ve onlar, kötülük yaptıklarında veya
kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlarlar
ve günahları için af dilerler Allah’tan
başka günahları kim bağışlar?ve (günah
olduğunu) bildikleri hâlde yaptıklarında
ayak diretmezler.

136. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından
affedilme ve (ağaçlarının) altından
ırmaklar akan cennetlerdir. Orada
sürekli kalırlar. Amel edenlerin yaptıklarının
karşılığı ne güzeldir!
137. Sizden önce birtakım sünnetler
(kurallar) uygulanmıştır. Öyleyse yeryüzünde
dolaşın ve yalanlayanların
sonunun nasıl olduğuna bakın.
138. İşte bu, insanlara bir açıklama ve
takvalılara bir kılavuz ve öğüttür.
139. Gevşemeyin ve üzülmeyin; inançlı
olursanız, üstün olan sizsiniz.
140. Eğer siz bir yara aldıysanız, (düşmanınız
olan) o topluluk da benzeri
bir yara aldı. O günleri, (zafer ve yenilgi
günlerini) Allah içinizden iman
edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan
tanıklar edinsin diye, insanlar arasında
döndürür dururuz. Ve Allah zalimleri
sevmez.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

141. Ve (Allah) iman edenleri arıtsın
ve kâfirleri yok etsin diye (böyle yapıyoruz).
142. Allah içinizden cihad edenleri ve
sabredenleri (Allah yolunda zorluklara
karşı direnenleri) ayırt etmeden (sırf
iman ettik demekle) cennete gireceğinizi
mi sandınız?!
143. Sizler ölümle (şahadetle) karşılaşmadan
önce onu arzu ediyordunuz;
ancak onu görünce baka kaldınız.
144. Muhammed, sadece bir peygamberdir;
ondan önce peygamberler gelip
geçtiler. Acaba o ölür veya öldürülürse,
geriye mi döneceksiniz? Kim
geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar
vermez. Allah, şükredenleri (yakında)
mükâfatlandıracaktır.
145. Hiçbir nefis, Allah’ın emri olmadan
ölmez; (bu,) belirlenmiş bir yazıdır.
Kim dünya mükâfatı isterse, dünya
mükâfatından ona veririz ve kim
ahiret mükâfatını isterse, ona da ahiret
mükâfatından veririz. Yakında şükredenleri
mükâfatlandıracağız.
146. Nice peygamberler var ki, nice kendilerini
Allah’a adamış kişiler onlarla
birlikte savaştılar. Onlar, Allah yolunda
uğradıkları sıkıntılar yüzünden ne
gevşeklik gösterdiler, ne de (düşmana)
boyun eğdiler. Allah, sabredenleri (direnenleri)
sever.
147. Onların sözleri sadece şöyle demek
oldu: “Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki
aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı
sabit kıl (direncimizi çoğalt) ve bizi
kâfirler topluluğuna karşı muzaffer eyle!”
148. Bu yüzden Allah onlara hem dünya
mükâfatını, hem de ahiretin güzel
mükâfatını verdi. Allah iyileri sever.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

149. Ey İman edenler! Kâfir olanlara boyun
eğerseniz, sizi (inancınızdan) geriye
çevirirler de ziyan edersiniz.
150. Oysa sizin dostunuz ve yardımcınız
Allah’tır. O, yardımcıların en iyisidir.
151. Allah’ın, hakkında bir delil indirmediği
şeyleri O’na ortak koştukları için,
kâfir olanların kalplerine yakında korku
salacağız. Onların barınağı ateştir. Zalimlerin
barınağı ne de kötüdür!
152. Gerçekten Allah, izniyle onları (düşmanları)
öldürüp yok ettiğiniz zaman
size vaadini gerçekleştirdi. Nihayet gevşeklik
gösterdiniz, savaş konusunda birbirinizle
tartıştınız ve sevdiğiniz şeyi
(ganimetleri) size gösterdikten sonra
itaatsizlik ettiniz. İçinizden bazısı dünyayı
istiyordu ve bazısı da ahireti istiyordu.
Sonra (Allah), sizi sınamak için,
sizi onlardan (onlarla savaşmaktan)
vazgeçirdi. Gerçekten Allah, sizi affetti.
Allah, müminlere karşı lütufkârdır.

153. Hani savaş meydanından kaçarak
uzaklaşıyordunuz ve dönüp kimseye
bakmıyordunuz, Peygamber de arkanızdan
sizi çağırıyordu. Bunun üzerine
Allah, elinizden çıkana ve uğradığınız
yenilgiye üzülmeyesiniz diye üzüntünüze
üzüntü katarak karşılık verdi. Allah,
yaptıklarınızı iyice bilmektedir.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

154. Üzüntüden sonra, içinizden bir
grubu saran hafif bir uyuklama şeklinde
size bir güven indirdi. Bir topluluk
ise, kendi canları için endişeye
kapılmışlar, Allah hakkında haksız ve
cahilce zanlarda bulunuyorlardı ve,
“Bu işte bizim elimizde olan bir şey var
mı?” diyorlardı. De ki: “Her iş Allah’ın
elindedir.” Onlar sana açmadıkları
şeyi gönüllerinde gizliyorlar; “Bizim
elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.”
diyorlar. De ki: “Evlerinizde
olsaydınız bile, kendilerine ölüm
yazılmış olanlar, ölüm yerlerine doğru
çıkarlardı.” Bunlar, sizin gönüllerinizde
olanı sınamak ve kalplerinizde
olanı arıtmak içindir. Allah gönüllerde
olanı bilir.
155. İki ordu birbiriyle karşılaştığında
şeytan, aranızdan geri dönüp kaçanla-
rın ayaklarını, yaptıkları bazı işlerden
dolayı kaydırdı. Ancak Allah onları
affetti. Şüphesiz, Allah bağışlayandır,
halimdir.
156. Ey iman edenler! Yolculuğa çıkan
veya savaşa katılan kardeşleri (ve yakınları)
hakkında, “Bizim yanımızda kalsalardı,
ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi.”
diyen küfre düşmüş kimseler gibi olmayın.
Allah, bunu onların kalplerinde bir
hasret ve pişmanlık vesilesi kılar. Dirilten
ve öldüren, Allah’tır. Allah, yaptıklarınızı
hakkıyla görür.
157. Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz,
(bir zarar etmiş olmazsınız; çünkü)
Allah’ın mağfireti ve rahmeti, onların
(ömür boyu) topladıkları şeylerden daha
hayırlıdır.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

158. Ölseniz de, öldürülseniz de, Allah’a
doğru götürülüp O’nun katında toplanacaksınız.
159. Allah’ın merhameti ile onlara karşı
yumuşak davrandın. Eğer sert ve katı
yürekli olsaydın, etrafından dağılırlardı.
O hâlde onları affet, onlar için bağışlanma
dile ve işlerde onlara danış. Ancak
karar aldığında (artık kararını uygula ve)
Allah’a tevekkül et. Şüphesiz, Allah kendisine
tevekkül edenleri sever.
160. Eğer Allah size yardım ederse, artık
size galip gelen olmaz; ama eğer yardımını
sizden keserse, O’ndan başka size
kim yardım eder? Bu yüzden müminler,
yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

161. Hiçbir peygambere hıyanet etmek
yakışmaz. Kim hıyanet ederse,
kıyamet günü hıyaneti ile birlikte gelir.
Sonra kendilerine haksızlık edilmeden
herkese yaptığı(nın karşılığı) tam olarak
verilir.
162. Allah’ın rızasına uyan ile Allah’ın
gazabına uğrayan ve yeri cehennem
olan kimse aynı mıdır? Orası (ne) kötü
bir dönüş yeridir!
163. Onlardan her birisinin Allah’ın
huzurunda (kendine has) dereceleri
vardır. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla
görür.
164. Gerçekten Allah, ayetlerini onlara
okuması, onları arıtması ve onlara
kitabı ve hikmeti öğretmesi için, kendilerinden
olan bir peygamber göndermekle
müminlere büyük bir lütufta
bulunmuştur. Oysa önceden açık bir
sapıklık içindeydiler.
165. (Düşmanınıza) iki mislini vurmuş
olduğunuz bir darbe size değdiğinde,
“Bu nereden kaynaklandı?” mı diyorsunuz?!
De ki: “Bu kendinizden kaynaklanmıştır.
Kuşkusuz, Allah’ın her
şeye gücü yeter.”

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

166. İki ordu karşılaştığı gün size değen
darbe, Allah’ın izniyle (sünnetullah
gereği) gerçekleşmiştir ki, böylece
müminleri ortaya çıkarsın.

167. Ve yine böylece münafıkları
ortaya çıkarsın. Onlara
(münafıklara), “Gelin Allah yolunda
savaşın veya savunma
yapın.” denildi. Onlar, “Savaş bilseydik,
şüphesiz size katılırdık.” dediler.
O gün onlar, imandan çok küfre yakın
idiler. Kalplerinde olmayanı, dilleriyle
söylüyorlar. Allah, onların gizlediklerini
(herkesten) daha iyi bilir.

168. Onlar, evlerinde oturup kardeşleri
hakkında, “Eğer bizi dinleselerdi,
öldürülmezlerdi.” diyenlerdir. De ki:
“Doğru söylüyorsanız, ölümü kendinizden
uzaklaştırın.”
169. Allah yolunda öldürülenleri ölüler
sanmayın; onlar diridirler, Rableri
katında nimetlerden yararlanıyorlar.
170. Allah’ın kendilerine lütfuyla verdiği
nimetlerden dolayı sevinçlidirler
ve arkalarından henüz kendilerine kavuşmayanlar
(ileride şehit olacak müminler)
için hoşnutturlar. Çünkü (biliyorlar
ki) onlara ne bir korku var ne de
onlar üzülecekler.
171. Onlar, Allah tarafından kendilerine
verilecek nimet ve lütfa ve Allah’ın müminlerin
çabalarının karşılığını zayi etmeyeceğine
sevinirler.
172. Savaşta yara aldıktan sonra, yine
Allah’ın ve Peygamber’in çağrısına icabet
edenlerden iyi ve takvalı olanlar için büyük
bir mükâfat vardır.
173. Halk onlara, “İnsanlar size karşı (savaşmak
için) bir araya gelmiştir, onlardan
korkun.” dediklerinde, bu söz onların
imanlarını daha da artırdı ve, “Allah
bize yeter; O ne güzel vekildir!” dediler.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

174. Kendilerine bir zarar dokunmadan
Allah’ın verdiği nimet ve lütuf ile (savaştan)
döndüler ve Allah’ın rızasına (emir
ve yasaklarına) uydular. Allah, büyük bir
lütuf sahibidir.
175. Kuşkusuz, Şeytan ancak kendi dostlarını
korkutur. Öyleyse mümin iseniz,
onlardan korkmayın, (ancak) benden
korkun.
176. Küfür uğruna koşanlar seni üzmesin.
Onlar Allah’a hiçbir zarar vermezler.
Allah (onları kendi hallerine bırakarak)
ahirette onlara bir pay vermemek istiyor.
Onlara büyük bir azap vardır.
177. Kuşkusuz, iman karşılığında küfrü
satın alanlar, asla Allah’a bir zarar
veremezler. Onlara acı bir azap vardır.
178. Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin
onlar için hayırlı olduğunu
sanmasınlar. Onlara, sırf günahlarını
artırsınlar diye mühlet veriyoruz. Onlara
aşağılayıcı bir azap vardır.
179. Allah, pisleri iyilerden seçmedikçe,
müminleri içinde bulunduğunuz
bu durumda bırakacak değildir. Allah,
sizi gayba da vâkıf kılacak değildir
(ki siz bu yolla kimin gerçek mümin
olduğunu bilesiniz). Ama Allah, elçileri
içinden dilediğini seçer. (Gaybi
haberleri ancak ona bildirir.) O hâlde,
Allah’a ve elçilerine iman edin. İman
edip takvalı olursanız, size büyük bir
mükâfat vardır.
180. Allah’ın kendilerine lütfuyla verdiği
şeylerde cimrilik yapanlar, bunun
kendileri için iyi olduğunu sanmasınlar;
tersine, bu onlar için (çok) kötüdür.
Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamette
boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin
ve yerin mirası Allah’ındır. Allah,
yaptıklarınızdan iyice haberdardır.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

181. “Allah fakirdir; biz zenginiz.” diyenlerin
sözünü, hiç şüphesiz Allah
duymuştur. Onların dediklerini ve
peygamberleri haksız yere öldürmelerini
yazacağız ve onlara (kıyamette),
“Yakıcı azabı tadın!” diyeceğiz.
182. Bu (azap), sizin önceden kendi ellerinizle
yaptığınız işlerin sonucudur.
Yoksa Allah, kullarına asla zulmedici
değildir.
183. “Allah bize emretti ki: Hiçbir peygambere
(gökten inen) ateşin yutacağı
bir kurban getirmedikçe inanmaya-
lım.” diyenlere, “Benden önce açık delillerle
ve dediğiniz mucizeyle birçok
peygamber size geldi; doğru söylüyorsanız,
neden onları öldürdünüz?” de.
184. Onlar seni yalanladılarsa, (bil ki)
senden önce açık deliller, sağlam yazılar
ve açıklayıcı kitaplar getiren peygamberler
de (kavimleri tarafından) yalanlanmışlardır.

185. Her can ölümü tadacaktır. Şüphesiz,
kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı
size tam olarak verilecektir. Kim (o gün)
ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa,
şüphesiz o kazanmıştır. Dünya hayatı ancak
aldatıcı bir metadır.
186. Şüphesiz sizler mallarınızda ve canlarınızda
sınanacaksınız. Sizden önce
kendilerine kitap verilenlerden ve şirke
düşenlerden birçok incitici sözler işiteceksiniz.
Eğer sabreder ve takvalı davranırsanız,
(bilin ki) bu, kararlılık gerektiren
sağlam işlerdendir.

CÜZ: 4, SÛRE: 3 ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ

187. Hani Allah, kendilerine kitap verilen
kimselerden: “Bu kitabı halka açıklayıp
onu asla gizlemeyeceksiniz” diye
söz aldı. Ama onlar, (itinasızlık ederek)
onu arkalarına attılar ve ona karşılık az
bir bedel aldılar. Aldıkları karşılık ne de
kötüdür!
188. İşledikleri (kötü) işlere sevinen ve
yapmadıkları (iyi) işlerle övülmek isteyenlerin
azaptan kurtulacaklarını sanma!
Sakın böyle sanma! Onlara acı bir azap
vardır.
189. Göklerin ve yerin hükümdarlığı Allah’ındır.
Allah’ın her şeye gücü yeter.
190. Göklerin ve yerin yaratılışında,
gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde,
akıl sahipleri için ayetler vardır.
191. Onlar ki, ayaktayken, otururken
ve yanları üzere yatarken Allah’ı anar,
göklerin ve yerin yaratılışı hakkında
düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunu
(bu evreni) boşuna yaratmadın! Her
türlü eksiklikten münezzehsin! Bizi
cehennem azabından koru!”
192. Ey Rabbimiz! Kuşkusuz, sen kimi
ateşe (cehenneme) sokacak olursan,
gerçekten onu aşağılamış olursun. Zalimlere
hiçbir yardımcı da bulunmaz.
193. Ey Rabbimiz! Biz, “Rabbinize
iman.” edin diye imana çağıran bir davetçinin
çağrısını işittik de iman ettik.
Ey Rabbimiz! O hâlde günahlarımızı
bağışla, kötülüklerimizi bizden gider
ve bizim canımızı iyilerle birlikte al.
194. Ey Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla
bize vadettiğin şeyleri bize
ihsan eyle! Kıyamet günü bizi rüsva
etme. Şüphesiz, sen vaadinden asla
dönmezsin.

ÂLİ
İMRÂN SÛRESİ CÜZ: 4, SÛRE: 3

195. Rableri onların dualarını kabul
buyurdu (ve şöyle dedi): Şüphesiz,
ben içinizden erkek olsun, kadın olsun,
amel eden hiç kimsenin çabasını boşa
çıkarmam. Kiminiz kiminizdensiniz.
Hicret eden, yurtlarından çıkarılan,
benim yolumda eziyete maruz kalan,
savaşan ve öldürülen kimselerin kesin
olarak kötülüklerini gidereceğim ve
onları (ağaçlarının) altından ırmaklar
akan bahçelere yerleştireceğim. (Bu,)
Allah katından bir mükâfattır. En güzel
mükâfat, Allah katındadır.
196. Kâfirlerin şehirlerde dolaşması
asla seni aldatmasın.
197. Bu, az bir yararlanmadan ibarettir;
sonra varacakları yer, cehennemdir
ve orası ne de kötü bir yerdir!
198. Ama Rablerinden korkup çekinenlere,
(ağaçlarının) altından ırmaklar
akan, sürekli kalacakları bahçeler vardır.
Bu, Allah tarafından bir ağırlamadır.
İyiler için, Allah katında olan (nimetler)
daha iyidir.

199. Ehli
kitaptan bazıları da var ki,
Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilene
Allah’a
boyun eğerekinanırlar
ve Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında
satmazlar. Bunların mükâfatı,
Rablerinin yanındadır. Allah’ın hesap
görmesi çok süratlidir.
200. Ey iman edenler! Sabredin, birbirinize
direnişi tavsiye edin, dayanışma
içinde olun ve Allah’tan korkun, olur ki
kurtuluşa erersiniz.