Kuranı Kerim – Ahzâb Suresi Türkçe Meali

CÜZ: 21, SÛRE: 33

Medine’de inmiştir; 73 ayettir.

Bu sûre, adını düşman gruplarına ve ordularına
işaret eden 20. ayetinden almıştır.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir:
“Kim Ahzab Sûresi’ni çok okursa,
kıyamet günü Muhammed (s.a.a) ve onun
zevcelerinin komşusu olur.” (bk. Mecmau’l-
Beyan Tefsiri.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey Peygamber! Allah’tan kork, kâfirlere
ve münafıklara itaat etme. Allah,
bilendir ve hikmet sahibidir.

2. Rabbinden sana vahyedilene uy.
Kuşkusuz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

3. Allah’a tevekkül et (O’nu kendin için
sahip ve koruyucu bil). Vekil (koruyucu)
olarak Allah yeter.

4. Allah, bir erkeğin içinde iki kalp var
etmemiştir. Zıhar yaptığınız eşlerinizi
de analarınız yapmamıştır. Oğulluklarınızı
da size oğul kılmamıştır. Bu,
sizin dilinizle söylediğiniz bir sözden
ibarettir. Allah ise hakkı söyler ve
(doğru) yola iletir.

İmam Cafer Sadık (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Allah, bir erkeğin içinde biriyle bir
topluluğu ve diğeriyle de onların düşmanlarını
sevmesini sağlayacak iki kalp var etmemiştir.”
(bk. el-Burhan Tefsiri, Mecmau’l-
Beyan’dan naklen.)

5. Onları babalarına nispet ederek çağırın.
Bu, Allah’ın katında adalete daha uygundur. Eğer babalarını bilmiyorsanız,
onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.
Kalplerinizin bilerek yöneldiği
müstesna, yanılmalarınızda size bir günah
yoktur. Allah, çok bağışlayandır ve
sürekli merhamet edendir.

6. Peygamber, müminlere kendilerinden
daha önceliklidir. Eşleri, onların analarıdır.
Akrabalar da, Allah’ın kitabına göre,
birbirlerine müminlerden ve muhacirlerden
daha fazla öncelik taşırlar. Ancak,
dostlarınıza bir iyilik (uygun bir vasiyet)
yapmanız müstesna. Bu, kitapta yazılı
bulunmaktadır.

7. Hani peygamberlerden söz almıştık;
senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan
ve Meryem oğlu İsa’dan. (Evet) onlardan
ağır bir söz almıştık.

8. Bunu, doğrulardan doğruluklarını sormak
için yaptı. Kâfirlere ise acı bir azap
hazırlamıştır.

9. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini
hatırlayın; hani üzerinize ordular
geldi de, biz, rüzgârı ve görmediğiniz
orduları onlara karşı gönderdik. Allah,
yaptıklarınızı görüyordu.

10. Hani yukarınızdan ve aşağı yanınızdan
size doğru gelmişlerdi. Gözler kaymış,
yürekler ağızlara gelmişti ve siz Allah
hakkında nice zanlar ediyordunuz.

Bu ayetler, Ahzab Savaşıyla ilgilidir. Bu savaşta
Medine’nin yukarısında, yani doğusunda
Benî Gaftan, Benî Kurayza ve Benî
Nazir orduları ve aşağısında, yani batısında
Kureyş’in ordusu mevzi almışlardı. Böylece
Medine kalabalık bir ordu tarafından muhasara
edilmişti. Müslümanlar da Medine’nin
etrafında düşmanın nüfuz edebileceği bölgelerde
Hz. Selman’ın tavsiyesi üzere hendek
kazmışlardı. Allah Teala, bu ayetlerde
Müslümanların bu muhasara döneminde
içinde bulundukları korku ve dehşete işaret
edip, onlara karşı lütfunu hatırlatıyor. Bu
muhasara bir ay kadar sürmüş, sonunda
Resulullah’ın duasının bereketiyle esen ve
düşmanların donanmasını tarumar eden
rüzgâr ve bir de Hz. Ali (a.s)’ın müşriklerin en
gözde pehlivanı olan Amr b. Abdevud’u
yenmesi ve onu öldürmesi sonucu, genel
bir savaş olmadan Müslümanların lehine
kâfirlerin yenilgisiyle sonuçlanmıştır.

11. İşte orada müminler imtihana tâbi
tutuldular ve büyük bir sarsıntıya uğradılar.

12. O zaman, münafıklar ve kalplerinde
hastalık olanlar, “Allah ve Resulü
bize aldatmadan başka bir şey vadetmedi.”
diyorlardı.

13. Hani onlardan bir topluluk, “Ey Yesrib
halkı! Artık burası sizin için duracak
yer değil, geri dönün.” diyordu. İçlerinden
bir kesimi de, Peygamber’den izin
isteyerek, “Evimiz korumasızdır.” diyorlardı.
Oysa evleri korumasız değildi.
Onlar, sadece kaçmak istiyorlardı.

14. Eğer şehrin etrafından onlara saldırılsaydı
ve sonra kendilerinden fitne
çıkarmaları istenseydi, kuşkusuz hemen
ona giderlerdi ve bu iş için ancak
az bir beklemeleri olurdu.

15. Hâlbuki önceden (düşmanın karşısından)
kaçmayacaklarına dair Allah’a
söz vermişlerdi. Allah’ın ahdi ise
sorulur.

16. De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten
kaçıyorsanız, kaçmanız size
bir yarar sağlamaz. Kaçsanız bile ancak
kısa bir süre yaşarsınız.”

17. De ki: “Eğer Allah size bir sıkıntı
veya rahmet isterse, Allah’a karşı sizi
kim koruyabilir. Onlar, Allah dışında
kendileri için ne bir dost ve koruyucu
ne de bir yardımcı bulamazlar.”

18. Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları
ve kardeşlerine, “Bize katılın.”
diyenleri biliyor. Zaten bunlar, pek az
savaşa katılırlar.

19. Size karşı hasistirler. Savaş korkusu
gelip çattı mı, ölüm baygınlığı üzerine
çökmüş birisi gibi, gözleri dönerek
sana baktıklarını görürsün. Korku
gidince, ganimet malına düşkünlük
göstererek acı dillerle sizi incitirler.
Bunlar, iman etmemişlerdir. Allah da
onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah için kolaydır.

20. Düşman ordularının gitmediğini sanırlar.
Düşman orduları gelecek olsa,
çölde bedevilerin içinde bulunmayı ve
sizinle ilgili haberleri sormayı arzu ederlerdi.
Sizin aranızda bulunsalardı da pek
az savaşırlardı.

21. Kuşkusuz, Peygamber’de sizin için,
(içinizden) Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı
uman ve Allah’ı çok anan kimse
için güzel bir örnek vardır.

22. Müminler, düşman ordularını görünce,
“İşte bu, Allah ve Peygamberi’nin bize
vadettiğidir. Allah ve Peygamberi doğru
söylemiştir.” dediler. Bu, onların ancak
iman ve teslimiyetlerini artırdı.

23. Müminlerin içinde Allah’a verdikleri
sözde doğrulukla duran erler vardır.
Kimi nezrini (adağını) yerine getirdi -şehit
düştü-, kimi de beklemektedir. Sözlerinde
hiçbir değiştirme yapmadılar.

Ehl-i Beyt’ten gelen rivayete göre bu ayet, Hz.
Ali, Hz. Hamza, Cafer ve Ubeyde b. Hâris hakkında
inmiştir. Bunlar, hiçbir savaşta kaçmayacaklarına
dair Allah’a ahdetmişler ve bu ahitlerine
vefa etmişlerdir. Bu rivayete göre nezrini
yerine getirip şehit olanlar, Hz. Hamza, Cafer
ve Ubeyde’dir ve beklemekte olan da, Hz. Ali
(a.s)’dır. (bk. el-Burhan Tefsiri.)

24. Çünkü Allah, doğruları doğrulukları
ile mükâfatlandırır ve münafıkları dilerse
azap eder veya tövbelerini kabul eder.
Kuşkusuz, Allah bağışlayandır, merhamet
edendir.

25. Allah, kâfirleri bir hayır elde etmeden
öfkeleriyle geri çevirdi ve Allah
savaş işinde müminlere yetti (savaşı
müminlerin lehine sonuçlandırdı). Allah,
güçlüdür ve üstündür.

26. Kitap ehlinden onlara destek olanları
kalelerinden indirdi ve kalplerine korku
saldı; onların bir kesimini öldürüyor
ve bir kesimini de esir alıyordunuz.

27. Onların yerlerini, yurtlarını ve
mallarını ve ayak basmadığınız yerleri
size miras verdi. Allah’ın her şeye
gücü yeter.

28. Ey Peygamber! Eşlerine de ki: “Eğer
dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız,
gelin size mal bağışında bulunayım
da, sizi güzel bir şekilde serbest bırakayım.”

29. “Eğer Allah’ı, Peygamberi’ni ve ahiret
yurdunu istiyorsanız, (bilin ki,) Allah,
içinizden iyi olanlara büyük bir
mükâfat hazırlamıştır.”

30. Ey Peygamber’in hanımları! Sizden
kim açıkça bir kötü iş yaparsa,
onun azabı iki kat olur. Bu, Allah için
kolaydır.

CÜZ: 22, SÛRE: 33

31. Sizden kim Allah ve Peygamberi’ne
boyun eğer ve iyi iş yaparsa, onun
mükâfatını da iki kat veririz ve ona değerli
bir rızk hazırlamışız.

32. Ey Peygamber’in hanımları! Takvalı
olduğunuz takdirde siz, kadınlardan
herhangi biri gibi değilsiniz. Buna
göre, kalbinde hastalık bulunan kimsede
meyil oluşmasın diye nazik konuşmayın;
uygun ve güzel söz söyleyin.

33. Evlerinizde oturun ve cahiliye döneminde
olduğu gibi açılıp saçılmayın.
Namazı hakkıyla kılın, zekâtı verin,
Allah’a ve Peygamberi’ne itaat edin.
Kuşkusuz Allah, yalnızca siz Ehl-i
Beyt’ten her türlü pisliği gidermek ve
sizi tertemiz yapmak istiyor.”

(bk. Açıklamalar Bölümü: 148)

34. Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini
ve hikmeti hatırlayın. Allah, latiftir
(incelikleri bilendir) ve (her şeyden)
haberdardır.

35. Müslüman erkekler ve Müslüman
kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar,
sürekli iyi amel yapan erkekler
ve sürekli iyi amel yapan kadınlar, doğru
konuşan erkekler ve doğru konuşan
kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden
kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı
kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka
veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve
oruç tutan kadınlar, iffetlerini koruyan
erkekler ve iffetlerini koruyan kadınlar,
Allah’ı çok anan erkekler ve (Allah’ı) çok
anan kadınlar için, Allah mağfiret ve büyük
bir mükâfat hazırlamıştır.

36. Allah ve Peygamberi bir şeye hüküm
verdiği zaman, hiçbir mümin erkek ve
mümin kadına kendi işlerinde (isteklerine
göre) seçme hakkı yoktur. Allah ve
Peygamberi’ne karşı gelen, açıkça sapmış
olur.

37. Hani Allah’ın kendisine nimet verdiği
ve senin de kendisine nimet verdiğin
kişiye (Zeyd’e), “Eşini yanında tut ve
Allah’tan kork.” diyordun ve Allah’ın ortaya
çıkaracağı şeyi insanlardan çekinerek
içinde gizliyordun. Oysa Allah, çekinmene
daha layıktı. Zeyd, ondan ilişkisini
kesince (kendi isteğiyle onu boşayınca),
onu seninle evlendirdik ki, evlatlıkların
eşleri hususunda, onlardan ilişkilerini
kestiklerinde (onları boşadıklarında)
müminlere bir sıkıntı olmasın. Allah’ın
emri mutlaka gerçekleşir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 149)

38. Allah’ın farz kıldığı şeyde Peygamber’e
bir günah yoktur. Bu, Allah’ın gelip
geçen (peygamber)ler hakkındaki
kuralıdır. Allah’ın emri, belirli bir ölçü
üzeredir.

39. Onlar (gelip geçmiş peygamberler),
Allah’ın mesajlarını iletir, O’ndan
korkarlar ve O’ndan başka kimseden
korkmazlar. Hesap gören olarak Allah
yeter.

40. Muhammed, sizin erkeklerinizden
hiçbirinin babası değildir. O, Allah’ın
elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur.
Allah, her şeyi bilendir.
(bk. Açıklamalar Bölümü: 150)

41. Ey iman edenler! Allah’ı çok anın.
İbn Kaddah, İmam Sadık (a.s)’dan şöyle
nakleder: “Allah’ı zikretmek (anmak) müstesna,
her şeyin bir sınırı vardır. Allah’ı zikretmek
için bir sınır yoktur. Allah’ın farz kıldığı
farizaları yerine getirmek, onların sınırı sayılır.
Ramazan ayının orucunu farz kılmıştır;
orucunu tutmak, onun sınırıdır. Haccı farz
kılmıştır; haccetmek, onun sınırıdır. Ancak
Allah’ı zikretmek böyle değildir. Allah, onun
azına razı olmamış ve onun son bulacağı
bir sınır da belirlememiştir. Sonra İmam (a.s)
şu ayetleri okudu: “Ey iman edenler! Allah’ı
çok anın. Sabah ve akşam O’nu tenzih
edin.” (el-Kâfî, c.2, s.498.)

42. Sabah ve akşam O’nu tenzih edin.

43. Sizi karanlıklardan nura çıkarmak
için O ve melekleri size rahmet eder. O,
sürekli müminlere merhamet edendir.

44. Kendisine kavuştukları gün, onların
iltifatı, “selam”dır. Onlar için büyük
bir mükâfat hazırlamıştır.

45-46. Ey Peygamber! Biz seni gözetici,
müjdeleyici, uyarıcı, Allah’ın izni ile
O’na bir davetçi ve aydınlatıcı bir çırağ
olarak gönderdik.

47. Müminlere, Allah tarafından kendilerine
büyük bir lütuf olduğunu
müjdele.

48. Kâfirlere ve ikiyüzlülere itaat etme,
onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a
tevekkül et. Koruyucu ve sahip olarak
Allah yeter.

49. Ey iman edenler! Mümin kadınları
nikâhlar ve onlarla temasta bulunmadan
onları boşarsanız, sizin tarafınızdan
onların üzerinde sayacağınız bir
iddet yoktur. O hâlde kendilerine mal
bağışında bulunarak onları güzel bir
şekilde serbest bırakın.

50. Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin
eşlerini, Allah’ın savaş ganimeti olarak
sana verdiği cariyeleri, seninle beraber
hicret etmiş olan amcanın kızlarını, halanın
kızlarını, dayının kızlarını, teyzenin
kızlarını ve Peygamber kendisiyle
evlenmek istediği takdirde, kendisini
Peygamber’e hibe eden mümin kadını,
diğer müminlere değil, sırf sana mahsus
olmak üzere sana helal kıldık. Kuşkusuz,
eşleri ve cariyeleri hakkında neleri onlara
farz kıldığımızı biliyoruz. Bu, sana bir
zorluk olmaması içindir. Allah, sürekli
bağışlayan ve merhamet edendir.

51. Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini
kendi yanına alırsın. Bırakmış olduklarından
arzu ettiğini tekrar istemende,
sana bir sakınca yoktur. Bu, onların
gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri
ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut
olmaları için daha uygundur. Allah,
kalbinizde olanı bilir. Allah, bilendir ve
hikmet sahibidir.

52. Bundan sonra artık başka kadınlarla
evlenmen, sana helal değildir. Cariyelerinin
dışında, güzellikleri hoşuna gitse
bile bunların yerine başka eşler alman da
sana helal olmaz. Allah, her şeyi gözetir.

53. Ey iman edenler! Peygamber’in evlerine
izinsiz girmeyin. Fakat yemek
için size izin verilirse, yemeğin hazırlanmasını
beklemeyin. Ancak çağırıldığınız
zaman girin ve yemeğinizi yediğinizde,
sohbete dalmadan dağılın.
Bu, Peygamber’i incitiyordu, ama o
sizden utanıyordu. Fakat Allah, hakkı
söylemekten utanmaz. Peygamber’in
eşlerinden bir şey istediğiniz zaman,
onu perde arkasından isteyin. Bu, sizin
kalpleriniz ve onların kalpleri için daha
temiz bir davranıştır. Peygamber’i incitmeye
ve ondan sonra da ilelebet eşleriyle
evlenmeğe hakkınız yoktur. Bu,
Allah katında büyük bir günahtır.

54. Bir şeyi açığa vursanız da, onu gizleseniz
de, kuşkusuz, Allah her şeyi
bilir.

55. Onlara (Peygamber’in eşlerine) babaları,
oğulları, erkek kardeşleri, erkek
kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin
oğulları, Müslüman kadınlar ve
sahip oldukları köleleri hakkında bir
sakınca yoktur. (Ey Peygamber’in eşleri!)
Allah’tan korkun. Kuşkusuz, Allah
her şeyi gözetir.

56. Kuşkusuz Allah ve melekleri, Peygamber’e
salât (özel rahmet) ederler.
Ey iman edenler! Ona salât gönderin
ve en güzel şekilde onu selamlayın.

57. Kuşkusuz, Allah ve Peygamberi’ni
incitenlere, dünya ve ahirette Allah lanet
etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap
hazırlamıştır.

58. Mümin erkek ve mümin kadınlara,
yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet
edenler, şüphesiz, bir iftira ve apaçık
bir günah yüklenmişlerdir.

59. Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına
ve müminlerin kadınlarına, çarşaflarını
üzerlerine almalarını söyle. Bu,
onların tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur. Allah, sürekli bağışlayandır
ve merhamet edendir.

60. Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık
olanlar ve Medine’de şayia çıkaranlar, bu
davranışlarından vazgeçmezlerse, seni
onlara karşı harekete geçiririz. Sonra, artık
az bir süre dışında orada (Medine’de)
sana komşu olamazlar.

61. Allah’ın rahmetinden uzak olarak nerede
bulunsalar, yakalanır ve mutlaka öldürülürler.

62. Bu, önceden geçenler hakkında Allah’ın
bir sünnetidir (yasasıdır). Allah’ın sünnetinde
asla bir değişiklik bulamazsın.

63. İnsanlar, sana o saat (kıyamet) hakkında
soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi, sadece
Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki
de o saat yakındır!

64. Kuşkusuz, Allah kâfirlere lanet etmiş
ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.

65. Orada ebedi kalırlar ve bir dost, bir
yardımcı bulamazlar.

66. Yüzleri ateşte çevrildiği gün, “Keşke
Allah’a itaat etseydik ve Peygamber’e itaat
etseydik!” derler.

67. “Ey Rabbimiz! Biz beylerimize ve büyüklerimize
itaat ettik de, onlar bizi yoldan
saptırdılar.” derler.

68. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap
ver ve büyük bir lanetle onları lanetle.”

69. Ey iman edenler! Musa’ya eziyet
edenler gibi olmayın. Allah onu, onların
söylediklerinden temize çıkardı. O,
Allah’ın katında saygın birisiydi.

70. Ey iman edenler! Allah’tan korkun
ve sağlam söz söyleyin ki,

71. Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Kim Allah’a ve
Peygamberi’ne itaat ederse, büyük bir
başarıya ermiştir.

72. Kuşkusuz, biz o emaneti, göklere,
yere ve dağlara sunduk, onlar bunu
yüklenmekten çekindiler ve ondan
korktular. Ama insan onu yüklendi. O,
çok zalim ve çok cahildir.

73. Bu; Allah’ın, münafık erkek ve münafık
kadınlara ve müşrik erkek ve
müşrik kadınlara azap etmesi ve mümin
erkek ve mümin kadınların tövbelerini
kabul ederek onları bağışlaması
içindir. Allah, sürekli bağışlayandır ve
merhamet edendir.