Kuranı Kerim – Ahkaf Suresi Türkçe Meali

AHKAF SÛRESİ CÜZ: 26, SÛRE: 46

10. ayeti dışında Mekke’de inmiştir; 35 ayettir.

Bu sûre adını, 21. ayetinde Ad kavminin
yaşadığı bölgenin adı olarak kullanılan
“Ahkaf” kelimesinden almıştır.

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Kim
her gece veya her hafta Ahkaf Sûresi’ni
okursa, Allah Teala dünya hayatında onu
korkuya uğratmaz ve Allah’ın izini ile kıyamet
gününün korkusundan güvende kalır.”
(bk. Mecmau’l-Beyan.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ha, Mîm.

2. Bu kitabın indirilişi, üstün ve hikmet
sahibi Allah tarafındandır.

3. Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları
ancak hak olarak ve belirli bir süre için yarattık. Kâfir olanlar, uyarıldıkları
şeylerden yüz çevirmektedirler.

4. De ki: “Allah’ı bırakıp da yalvardığınız
şeyleri gördünüz mü? Gösterin bana,
yerden neyi yaratmışlar?! Yoksa onların
göklerde bir ortaklıkları mı var?! Doğru
söyleyenler iseniz, bundan önce (size indirilmiş)
bir kitap veya bir bilgi kalıntısı
varsa, bana getirin.”

5. Allah’ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar
kendisine cevap vermeyecek olanlara
yalvarandan daha sapık kim var?! Oysa
onlar, bunların yalvarmalarından habersizdirler.

6. İnsanlar bir araya toplandıkları zaman
(mabutları) onlara düşman kesilir ve onların
kendilerine tapmalarını inkâr ederler.

7. Apaçık ayetlerimiz onlara okunduğu
zaman kâfir olanlar, kendilerine gelen hak
için, “Bu, apaçık bir büyüdür.” derler.

8. Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De
ki: “Eğer onu uydurmuşsam, Allah’a karşı
beni savunmaya gücünüz yetmez. O,
daldığınız işi daha iyi bilir. Benimle sizin
aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayan
ve sürekli merhamet edendir.”

9. De ki: “Ben peygamberlerden ilk türemiş
olan değilim ve bana ve size ne
yapılacağını da bilmem. Sadece bana
vahyedilene uymaktayım. Ben, sadece
apaçık bir uyarıcıyım.”

10. De ki: “Sizce, eğer bu (Kur’ân) Allah
katından ise ve siz bunu inkâr ederseniz,
İsrailoğulları’ndan bir şahit de
bunun benzerinin geleceğine tanıklık
eder de o inanır, siz büyüklük taslarsanız
(haksızlık etmiş olmaz mısınız?!)
Kuşkusuz, Allah zalim topluluğu hidayete
erdirmez.”

11. İnkâr edenler, iman edenler için
dediler ki: “Eğer (bu din) iyi olsaydı,
bizden öne geçemezlerdi. Ona erişmedikleri
için, “Bu, eski bir yalandır.” diyeceklerdir.

12. Ondan önce de Musa’nın kitabı önder
ve rahmetti. Bu (Kur’an), zulmedenleri
uyarmak için ve iyilere müjde
olarak, Arapça dilinde indirilmiş (önceki
kitapları) doğrulayan bir kitaptır.

13. “Rabbimiz Allah’tır.” deyip, sonra
(hak yolda) direnenlere ne bir korku
vardır, ne de onlar üzülürler.

14. Onlar, cennet ehlidirler; yaptıklarına
karşılık orada ebedi kalacaklardır.

15. İnsana anne ve babasına iyi davranmasını
tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve güçlükle doğurdu. Onun
taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır.
Nihayet olgunluk çağına erip kırk
yaşına geldiğinde der ki: “Ey Rabbim!
Bana ve (beni doğuran) ana babama
verdiğin nimetine şükretmeyi, hoşnut
olacağın iyi işler yapmayı bana ilham
et; soyumdan gelenleri de benim için
iyi kimseler eyle. Ben sana yöneldim ve
ben emre boyun eğenlerdenim.”

16. İşte bunlar, kendilerinden yaptıkları
işlerin en iyisini kabul ettiğimiz ve
kötülüklerinden vazgeçtiğimiz kimselerdir
ve bunlar, cennetlikler arasındadırlar.
Bu, onlara verilen doğru bir
sözdür.

17. Öylesi de var ki, ana babasına, “Of
size! Benden önce nice nesiller gelip
geçmişken tekrar diriltileceğimi mi
bana vaat ediyorsunuz?!” der. Ana babası
ise, Allah’ın yardımına sığınarak,
“Yazıklar olsun sana! İman et. Kuşkusuz,
Allah’ın vaadi haktır.” derler. O,
“Bunlar, öncekilerin masallarından
başka bir şey değildir.” der.

18. İşte bunlar, kendilerinden önce gelip
geçen insan ve cin toplulukları içerisinde,
haklarında azap kararı gerçekleşen kimselerdir.
Bunlar, ziyana uğrayanlardırlar.

19. Herkesin yaptığı işlere göre dereceleri
var. Böylece yaptıklarının karşılığını
tamamıyla öder ve onlara zulmedilmez.

20. Kâfirler ateşe sunulacakları gün (onlara
denir ki): “Dünya hayatında bütün
hoş ve güzel şeylerinizi tükettiniz ve onlardan
zevk aldınız. Artık bugün yeryüzünde
haksız yere büyüklük tasladığınız
ve azdığınız için alçaltıcı azapla cezalandırılacaksınız.”

21. Ad kavminin kardeşini hatırla! Hani
o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların
gelip geçtiği Ahkaf bölgesinde kavmini
uyarmış, “Allah’tan başka bir şeye kulluk
etmeyin. Ben büyük bir günün azabının
size gelmesinden korkuyorum.” demişti.
Ad kavminin kardeşinden maksat, bu kavme
gönderilen Hz. Hud’dur. Ahkaf, uzun kum yığınları
anlamına gelir. Yemen’de Umman denizi
ve Hazramut bölgesi arasında bir yerin adıdır.
Ya da Umman ile Mehre bölgesinin arasındaki
vadidir.

22. Onlar, “Bizi ilahlarımızdan ayırmak
için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden
isen, vadettiğin şeyi (azabı) bize getir.”
dediler.

23. (Hud,) “Gerçek bilgi ancak Allah
katındadır. Ben, ulaştırmak için gönderildiğim
mesajı size iletiyorum. Fakat
sizin cahil bir topluluk olduğunuzu
görüyorum.” dedi.

24. Nihayet onu (azabı) vadilerine yönelen
bir bulut olarak gördüklerinde, “Bu,
bize yağmur yağdıracak bir buluttur.”
dediler. (Hud,) “Hayır; o, sizin çabuk
gelmesini istediğiniz şeydir; içinde acı
bir azap taşıyan bir rüzgârdır.” (dedi.)

25. “O (rüzgâr), Rabbinin izniyle her
şeyi yıkar.” Sonuçta evlerinden başka
bir şeyleri görünmeyecek duruma geldiler.
Suç işleyen topluma böyle karşılık
veririz.

26. Size vermediğimiz güç ve imkânları
onlara vermiştik ve onlara kulaklar,
gözler ve kalpler vermiştik. Allah’ın
ayetlerini bile bile inkâr ettikleri için
kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir
yarar sağlamadı ve alay ettikleri şey
kendilerini kuşattı.

27. Gerçekten biz çevrenizde bulunan
şehirleri yok ettik ve belki doğru yola
dönerler diye ayetleri çeşitli şekillerde
açıkladık.

28. Allah’ı bırakıp da (O’na) yakınlık
sağlamak için edindikleri ilahlar, kendilerine
yardım etselerdi ya! Hayır,
(edindikleri ilahlar) onlardan ayrılıp
kayboldular. İşte bu, onların yalanı ve
uydurdukları şeydir.

29. Hani cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik,
Kur’ân’ı dinliyorlardı. Kur’ân’ın
huzuruna vardıklarında, “Susun,
dinleyin.” dediler. (Kur’ân’ın okunması)
bitince de uyarıcılar olarak kavimlerine
geri döndüler.

30. “Ey kavmimiz! Biz Musa’dan sonra
indirilen, kendinden öncekini doğrulayan,
hakka ve doğru yola hidayet eden
bir kitap dinledik.” dediler.

31. “Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine
uyun ve ona iman edin ki, Allah günahlarınızdan
bir kısmını bağışlasın ve
sizi acı bir azaptan korusun.”

32. Allah’ın davetçisine uymayan kimse,
yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacak
değildir. O’ndan başka kendisine dost
ve koruyucular da bulunmaz. İşte onlar,
apaçık bir sapıklık içindedirler.

33. Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmaktan
yorulmayan Allah’ın ölüleri
diriltmeye gücünün olduğunu bilmezler
mi? Evet, onun her şeye gücü yeter.

34. Kâfir olanların ateşe sunuldukları
gün, “Bu gerçek değil mi?” denildiğinde,
onlar, “Evet, Rabbimize andolsun
ki gerçektir.” derler. (Allah,) “Öyleyse
kâfir olmanızdan ötürü tadın bu azabı!”
der.

35. Peygamberlerden azim (kesin karar)
sahibi olanların sabrettiği gibi, sen de
sabret ve (azabın) onlara çabuk gelmesini
isteme. Onlar, kendilerine vadedileni
gördükleri gün gündüzün bir saati kadar
yaşamış gibi olurlar. Bu bir duyurmadır.
Yoldan çıkmış kavimden başkası mı helak
edilir?!

İmam Sadık (a.s)’dan rivayet edildiğine göre
“Azim Sahibi Peygamberler”; Nuh, İbrahim,
Musa, İsa ve Muhammed’dir. Bu peygamberler,
şeriat sahibidirler ve getirdikleri şeriatı açıklamak
ve yerleştirmek için büyük çabalar sarf etmişler,
zorluklara katlanmışlardır.” Bundan anlaşılıyor ki
“azim ve kararlılık” insandaki en yüce ve önemli
nitelik ve değerlerden sayılır. Bu yüzden en üstün
makama sahip olan peygamberler bu vasıflarıyla
anılmışlardır. (bk. es-Safî Tefsiri.)